maymun bile sorgular2

Şüphe duyulmazsa gerçek bulunmaz!

COV 19'un gen haritasından, mutasyon geçirmesine kadar…

PCR testlerinin doğruluğuna yanlışlığına kadar…

Aşıların yapılarından, yan etkilerine kadar…

İnsanların kafasında sorular var…

Ama. Şüphe duyanı /sorgulayanı “asıyorlar” bizim ülkede! “Bilim” diye her dayatılanın itirazsız kabul edilmesi bekleniyor. (Ki, tıp bilim değildir.)

İnsanlara kendi düşüncesini kabul ettirmek ya da onu korkutup sindirmek için genelde  şu metot kullanılıyor:

-Bilgi, güç, statü/konum gibi sebeplerle ün yapmış kişilerin görüşlerine başvurmak!

Voltaire'den Rousseau'ya kadar filozofları etkileyen, liberalizmin temelini atan John Locke şöyle dedi:

-“Biri bana saygı dolayısıyla karşı çıkmayacağım birinin düşüncesini dayatamaz. Daha iyisini bilmiyor olmam, başka birinin haklılığını ve onunla aynı görüşte olmamı gerektirmez.”

Aylardır birbirini tekrarlayan/Amerikan müfredatıyla yetişen “şöhretli” akademisyenler medyanın dört yanını kuşatmış durumda. Bu ezberci bakış, aslında halkın kafasındaki kuşku bulutlarını dağıtmıyor. (Bu tartışmaya “tıp müfredat tarihini”/ “tıbbın soy kütüğünü” ele alarak başlamak gerekiyor: “Modern tıp” dedikleri aslında ne?)

Aşı konusunda pek ünlü birinin çalışmalarını yazayım; bakalım ikna olacak mısınız?

ÜNLÜ BİR KENNEDY

Amerikalı Kennedy ailesini bilirsiniz.

İkisi de suikastle öldürülen Amerikan Başkanı John F. Kennedy'nin yeğeni, Senatör Robert F. Kennedy'nin oğlu Robert Francis Kennedy Jr., ABD'de farklı çalışmalarıyla sürekli gündeme gelen biri…

Harvard Üniversitesi ve London School of Economics'te eğitim görmüş bir hukuk profesörü. Çevre mücadelesine verdiği destekle biliniyor. Su havzaları koruma grubu Waterkeeper Alliance başkanı. Doğal Kaynaklar Savunma Konseyi (NRDC) gönüllü avukatı.

Endüstriyel gıdalara karşı verdiği mücadele belgesellere konu oldu. Ve:

En tartışma yaratan çalışması aşılar konusunda oldu.

Aşıların; çocuklarda dikkat eksikliğine, hiperaktiv bozukluğa, gıda alerjilerine, otizme, kanser ve buna bağlı otoimmün hastalıklara sebep olduğunu iddia edip “Children's Health Defense” adlı çocuk sağlığı komitesini kurdu.

“Aşılar, Hükümet ve Büyük İlaç Şirketlerinin Kirli Parası” adlı makalesi Amerikan büyük medyası tarafından reddedilince, yazısını USA Today gazetesinde paralı reklam olarak yayınladı. Şunu yazdı:

-“Büyük ilaç şirketleri, geçen yıl lobi için siyasi adaylara 31 milyon dolar vererek ülkenin en büyük siyasi bağışçıları arasında yer aldı. 1998'den 2014'e kadar 3 milyar dolar olan diğer sektörlerden daha fazla siyasal lobi için para harcadı. Bu para petrol ve doğalgazın harcadığı miktarın iki katı; ve savunma ile havacılık lobicilerinin dört katı…”

Sadece makale- kitap yazmadı Kennedy Jr, aktör Robert De Niro ile basın toplantıları vs.  yaptı.

Yani… Kennedy Jr. aşı üzerine tartışma yapan dünyadaki ünlülerden biri. Peki, “ünlü” diye söylediklerinin kabul edilmesi mi gerekiyor? Hayır.

but man stupid1

İddiam şu:

UZUN DÖNEMDE ORTAYA ÇIKANLAR

-“Kaynım gönüllü aşı oldu, bi'şeycik olmadı!”

Yan etkiler konusunda atlanılan şu:

Aşılar; enjeksiyon yerinde şişlik, kızarıklık, ağrı gibi lokal veya ateş, döküntü, lenf bezlerinin büyümesi gibi sistemik etkilere sebep olabilir.

Tartışma konusu bunlar değil…

Tartışma konularından biri, aşıların ağır yan etkilerinin anında/hemen görülmediği. İşte asıl tereddüt yaratan, uzun dönem sonunda ortaya çıktığı iddia edilen aşının yan etkileri.

Mesela, kronik hastalıklara sebep olup olmadığı gibi…

Mesela, sara, alerji, tip 1 diyabet, MS hastalıklara sebep olup olmadığı gibi…

Mesela, sedef, çölyak, tiroid bezi gibi otoimmün hastalıklara sebep olup olmadığı gibi…

Bunlar ve benzerleri iddiadır/hipotezdir; henüz ispatlanmış değildir. Bu iddialara hak veren ya da çürüten çalışmalar yapılıyor, makaleler yazılıyor.

Ama. Yan etkilerin yıllar sonra ortaya çıkması ve bu uzun dönemi kapsayan araştırmaların yapılmaması aşı konusunda endişeleri artırıyor.

Şurası gerçek; aşının toptan kabulü veya toptan reddedilmesi bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Hele üstten bakan hal/tavır aşılar konusunda şüphenin çoğalmasına neden oluyor. Aşı iletişim stratejisinde sorun olduğu inatla görmezden geliniyor. “Bu bilimdir” denilerek “mahalle baskısı” kurulunca toplumun ikna olacağı varsayılıyor!

“Ölümü gösterilip sıtmaya razı etmek istiyorlar” endişesi, öyle kibirle-hakaretle yok edilemez…

Soner YALÇIN - 17 Aralık 2020

soner yalcin kara kutu

Konuyla ilgili diğer yazılar :

Ahı tuttu!

The Centers for Disease Control and Prevention (CDC)

ABD'nin “Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri.”

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1946'da “Sıtma Kontrol Faaliyetleri Ofisi” adıyla kuruldu. Kuruluşunda en büyük desteği Rockefeller Vakfı verdi. (CDC'nin ilk faaliyeti, altı buçuk milyondan fazla eve DDT “ilacı”/zehri püskürtmek oldu. Neyse…)

 “Aşı” denince dünyada akla gelen ilk kurumlardan biri CDC; aşıların güvenliğinden sorumlu, yapılacak aşı listesini düzenliyor. Vs.

Keza:

Bulaşıcı hastalıklardan, gıda kaynaklı hastalıklara kadar vatandaşlarının sağlığını iyileştirmeye çalışıyor. Tabii ki o kadar masum değiller; Kore Savaşı döneminde 1951'de Salgın İstihbarat Servisi (EIS) kurdular. Zamanla biyolojik savaş üssü oldu kurum! Örneğin, 1984'den 1989'a kadar Irak'a Botulinum toksini, Batı Nil virüsü, Yersinia Pestis bakterisi ve Dang humması virüsü dâhil olmak üzere birçok biyolojik savaş ajanı gönderdiğini itiraf etti! Karşınızda, ölümcül virüsler göndererek insanların ölmesine yol açan bir halk sağlığı kurumu var! Bir örnek daha vermeliyim:

-Dün yazdığım şarbon yalanının öncüsü- Prof. Julie Gerberding, 2002-2009 yılları arasında CDC başkanlığı yapılarak ödüllendirildi. Obama atamasını yenilemeyince nereye gitti dersiniz: Küresel ilaç şirketi Merck'in aşı bölüm başkanı oldu!

Ne tesadüf: Merck şirketinin en pahalı “Gardasil” adlı virüs aşısının büyük destekçisi Prof. Gerberding oldu; ki o zaman/2006 yılında CDC başındaydı; aşının güvenli olduğunu açıkladı.

Bu aşı 2011 yılına kadar 120 ülkede onaylandı.

Biri Türkiye idi.

TÜRKİYE'DEKİ LOBİ…

Human Papilloma Virus (HPV), cinsel temasla bulaşan hastalık…

Gardasil virüs aşısı, dokuz yaşından itibaren hem -rahim ağzı kanserini önlemek için-  kız, hem de -genital siğiller sebebiyle- erkek çocuklar için rutin olarak önerildi.

Gardasil aşısı olan yirmiden fazla kadın öldü. CDC, ölümler ile aşı arasında bir bağ olmadığını açıkladı! Keza: Yine aşı olan kadınlarda bağışıklık sistemi bozukluğuna bağlı felç hastalığı/ Guillain-Barre Sendromu/GBS görüldü. Bunun da aşıyla ilgisi olmadığı açıklandı. Hepsi tesadüftü! Aşı ABD'de satılmaya devam etti.

Fakat dünyada öyle olmadı. Örneğin:

İspanya, genç kızlardaki yan etkisi sebebiyle Gardasil kullanımını askıya aldı. Vs.

Gelelim Türkiye'ye…

Gardasil aşısı Türkiye'de satılıyor. Ki, Gardasil/HPV aşısının Türkiye'de rutin aşı takvimine alınması yönünde büyük lobi yapılıyor.

Dünyada tartışmalara sebep olan Gardasil hakkında bilgi sahibi olmak için konuyla ilgili iki belgesel filmi izlemenizi öneririm:

Biri, bu aşının Danimarka'da aşının sakatladığı kızlardan yola çıkılarak hazırlandı.

Diğeri İrlanda'da aşının yarattığı kalıcı nörolojik bozukluklar nedeniyle ailelerin inisiyatifiyle başlatılan kampanyadan hareketle çekildi.

CDC'nin gerçek yüzü bu yıl ortaya çıktı:

REFERANSA BAK!

COV 19'dan önce Amerikalıların yüzde 80'ni Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri/ CDC'ye güveniyordu? Bir yılda güven yarı yarıya azaldı. Şöyle oldu:

ABD'de ilk vaka 20 Ocak 2020'de görüldü. CDC Başkanı –virüs uzmanı/virolog, ordu kökenli albay- Prof. Robert R. Redfield, test kitleriyle soruna hakim olacaklarını söyledi.  Fakat. CDC'nin test kitleri bozuk çıktı; “laboratuvarda kirlenmiş” dediler. Bu durum üç hafta sürdü. Sıkı durun:

CDC, ilk test grubunun yalan olduğunu bile bile vaka sayısını abartılı gösterdiği ortaya çıktı! Başkan Trump bile dayanamadı; hastanelere CDC'yi atlamalarını ve tüm COV-19 hasta bilgilerini Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı'ndaki veritabanına göndermelerini emretti.

Bu arada CDC'nin iki farklı tip COV 19 test sonuçlarını aynı kişi için “pozitif” ve “negatif” verdiği ortaya çıkarıldı. The Atlantic dergisi, vakaların önemli ölçüde çarpıtıldığını, ülkeye salgının durumuna ilişkin abartılı yanlış bilgiler verildiğini yazdı.

İki CDC yetkilisi, bilimsel raporların değiştirmeye yönelik müdahalelerinden rahatsız olduklarını açıkladı.

Benzer tepkiler üzerine CDC, COV-19 gösterge tablolarını web sitesinden geçici olarak kaldırdı.

Bizim gibi ülkelerde aşılar için sürekli referans verilen CDC, Amerika'da artık sorgulanıyor, güven yüzdesi baş aşağı iniyor.  Kim bilir belki de… CDC tarafından aşı-otizm bağlantısının üstünün kapatıldığını açıkladığı için CDC'den kovulan Dr. William W. Thompson'un ahı tuttu!

Soner YALÇIN - 16 Aralık 2020

*** ***  ***

Korkunun kaynağı bilgisizliktir !

Şarbon…

Hasta hayvanlarla doğrudan veya dolaylı temas yoluyla insanlara da bulaşabilen bakteri hastalığı.

Louis Pasteur'ün 1870'lerde sığırlar üzerinde denediği aşı çalışması ilk önleyici adım oldu.

Ancak:

Pasteur'ün ölümünün yüzüncü yılı 1995'te New York Times, “Pasteur'ün Aldatmacası” başlıklı makale yayınladı. Bilim tarihçisi Gerald L. Geison, Pasteur'un laboratuar notlarından yola çıkarak, deneyde kullandığı şarbon aşısının hazırlanmasına ilişkin yanıltıcı açıklama yaptığını yazdı. Aynı yıl tanınmış biyolog Max Perutz, New York Review of Books'ta “Pasteur savunması” yayınladı.

Yani… Şarbon aşısı üzerine tartışma yüz yıl sonra bile yapıldı.

Dünyada bugün Pasteur aşısı değil, Avusturyalı immünolog Max Sterne'nin, 1935'te geliştirdiği aşı (ve türevleri) kullanılıyor.

Gelelim insan şarbon aşısına…

Sovyetler Birliği 1930'larda geliştirdi; 1940'larda insanlara uygulamaya başladı.

ABD'de kullanılan (Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanan) mevcut aşı, 1960'larda formüle edildi.

Bugün COV 19 aşısı konusunda yapılan “Çin aşısı mı”, yoksa “ABD-Almanya aşısı mı” tartışmaları Soğuk Savaş döneminde şarbon aşısı üzerine yapıldı! Sovyetler Birliği (ve Çin) şarbon aşısı hakkında Batı basınında sürekli olumsuz yazılar çıktı.

Neyse, “zayıflatılmış suş nedir” gibi ayrıntılara veya ithal hayvanlarla gelen şarbona boğmayayım sizi, anlatmak istediğim farklı…

BİYOLOJİK SİLAH !

Şarbon, biyolojik silah olarak kullanılıyor.

Çok gerilere gitmeyeyim…

Dünyada şarbonun biyolojik silah olarak kullanılması Batı medyası aracılığıyla 1990'larda Körfez Savaşı ile gündeme geldi: Saddam biyolojik silah üretiyordu.

Stanford Üniversitesi'nden biyoloji, Harvard Üniversitesi'nde tıp öğrenimi gören halk sağlığı araştırmacısı (TED'deki “ilacı nasıl iyileştirebiliriz” konuşmasıyla tanınan) Prof. Atul Gawande, Körfez Savaşı'ndan dönen Amerikan askerlerinin sendromu üzerine Slate dergisindeki makalesinde şu konuyu gündeme getirdi: Şarbon aşısının yan etkisi!

Başkan Clinton yönetimi 1997'de Şarbon Aşısı Aşılama Programını (AVIP) başlatıp Amerikan askerlerinin/personelinin aşılamasını zorunlu kılmak isteyince tartışma alevlendi.

Amerika'da, federal hükümeti denetleyen “kongre bekçisi” de denen devlet kurumu var: GAO. Bu ofis, şarbon aşısının güvenliğini-etkinliğini sorgulayan ve bazen ciddi yan etkilere neden olan raporlar yayınladı. Keza kongre, zorunlu aşıların yasallığına meydan okudu.  Bu net tavırlarla şarbon aşısı “kampanyası” 1990'larda pek başarılı olamadı.

Bitmedi…

TELEVİZYONDAKİ UZMANLAR !

Tarih, 11 Eylül 2001.

İkiz kulelere saldırılarının hemen ardından ABD'de bazı insanlara -kimin yolladığı belli olmayan- mektup içinde “şarbon” gönderildi. Küresel medya “şarbon tehlikesini” baş konu yaptı.

Televizyonlara çıkarılan kimi uzmanlar, şarbon bakterisinin mikrodalga fırında yok edilebileceğini savundu!

Kimileri, “Kuşkulu mektupları buharlı ütüye tutun, iyi gelir” dedi.

Bazı uzmanlar da, “Elinizi hemen sabunla yıkayın, bakteriye maruz kalmazsınız” uyarısında bulundu.

Sonuçta ABD'de panik başladı. Nasıl olmasın; Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert, kongre binasının havalandırma sisteminde şarbon bulunduğunu açıkladı; meclis beş gün kapatıldı. Senato Demokrat Parti çoğunluk lideri Tom Daschle kendisine şarbonlu mektup geldiği açıkladı. Vs.

Tek fail Saddam gösterildi. Başkan George W. Bush Bioshield Projesi Yasası'nı imzaladı; terörist saldırılara karşı bütçeden 50 milyar dolar ayrıldı; ilk etapta 5 milyar dolarlık aşı alındı.

Irak'ı işgale giden Amerikan askerlerine zorunlu aşı yapıldı. Kimi Amerikan askeri aşı olmak istemedi; tartışmalar yeniden alevlendi…

İşgalden sonra Başkan Hastert “Ben öyle demek istemedim” dedi; Senatör Daschle'ya gönderilen mektubun etkili biyolojik silah içermediği açıklandı. Vs.

Tartışmalar, davalar, tazminatlarla geçen bir süreçten sonra zorunlu aşı dayatması durduruldu… (Benzer şarbon aşısı İsrail'de “Ömer 2” adıyla 1998'de denendi. Sekiz yıl süren gizli proje 716 gönüllü üzerinde test etti.  Aşının yan etkileri sebebiyle İsrail, 716 gönüllüye 6 milyon dolar tazminat ödedi.)

Tekrar ABD'ye dönersem:

Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld 1997'de ve 2001'de yönetiminde yer aldığı Gilead Sciences ilaç şirketiyle emrindeki Pentagon'a milyon dolarlık alımlar yaptırdı! (Gilead Sciences, “dünyayı kasıp kavuracak” denen kuş gribine karşı “Tamiflu” ilacını geliştirip Roche'a satan şirketti!)

Israrla, “aşının ekonomi-politiğini bilmeniz gerekiyor” diyorum.

Unutmayınız ki; korkunun kaynağı bilgisizliktir!

Soner YALÇIN - 15 Aralık 2020