Amerikancı Atatürkçülük (2)

Modern Zamanların Akıllara Seza Son İcadı

Bülten-8’i yazdığım Temmuz ayı başında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Atina’da toplanan “Sosyalist(?) Enternasyonal”de yine kendisinden beklenen bir çıkışla tarihe geçti. Bu konuşmasında da, hakkında hiçbir şey bilmediği Rosa Luxemburg’u konu malzemesi yaptı. (Bkz. HaberTürk Gazetesi, 02.07.2011, S. 15). Makalelerimi okuyanlar bilir: Kemal Bey, parti başkanı olmadan önce de, Birinci Dünya Savaşı arefesinde İttihat ve Terakki’nin danışmanlığını yapmış olan ünlü uluslararası süper ajan Parvus’u “büyük Türk büyüğü” ilân etmişti…

Rosa gibi bir Spartakist isyan istemediğini bildiğimize göre “Rosa Luxembourg gibi hareket etmeliyiz” falan derken aslında Kemal Bey ne kastediyor?.. Hemen cevap vereyim: Hiçbir şey!.. Danışmanların eline tutuşturduğu kâğıttan, “aslında biz de birşeyler biliyoruz” anlamı taşıyacak cümleleri okuyor; okadar… [Bu toplantıda yeralan Alman Sosyal Demokratlarının (SPD) Rosa Luxemburg dendiğinde yüzleri kızarıyor mudur, bilemiyorum. Zira, Rosa’nın, daha sonra Cumhurbaşkanı bile yapılan SPD başkanı Herr Friedrich Ebert’in onayıyla katledildiğini en iyi onlar bilir.] İşte, CHP ve Kemal Bey Dünya meseleleri hakkında ansiklopedik bilgiye dahi sahip olmadıkları için hem eli kanlı Ebert’in Türkiye’de at koşturan ünlü vakfiyle flört eder, hem de “devrimden nefret eden” Ebert’in öldürttüğü Rosa’ya ağıt yakıp, söylemiyle övünürler. Bukadar çelişki akıllara sezâ veya sosyal şizofreni değildir de nedir?..

(Aşağıda EBERT ve LUXEMBOURG)

ebert_rosa_luxembourg2

Üstelik Kemal Bey bu kadarla da kalmıyor; Müslüman ülkelere “Batı karşıtı olmamak gerekir” diye öğüt de veriyor. Batı karşıtlığının Dünya halkları nezdinde anti-emperyalizm demek olduğundan da habersiz, batı dünyasında savaş veren anti-kapitalist gençlik guruplarının Hıristiyan olduğundan da… Merak etmemek elde değil: Kemal Bey acaba Batı’nın niye takıntılı bir şekilde Doğu (ve Güney) düşmanı olduğunu, doğu ve güney ülkelerini niçin ablukaya almaya çalıştığını hiç düşünüyor mu?.. Küreselleşmeyi, batılılaşmak şeklinde değil de insanlaşmak şeklinde ele alsa, acaba bambaşka bir ufuk açılır mı zihninde?.. Yoksa tipik bir “Aydınlanma” hastalığı olan “Batılılar diğer insanların öğretmenidir” şeklindeki öğretiye mi inanıyor?..

Amerikancı-Atatürkçülük sâri hastalık şeklinde yayılmakta. Konformist orta sınıfın (küçük burjuvazinin) o sıkıntıya gelemez ruh haline monte edilmiş bir alışkanlık çipi gibi. (“Taktırdım, çok da rahat ettim şekerim” misali…) Dolayısiyle kapitalizmin bir Tanrı emri olduğuna iman eden bugünkü AKP ideologları ve destekçileri ile ABD’nin medeniyetin (teknolojinin) beşiği olduğuna inananlar, daha yukarılardaki bir ortak platformda buluşabiliyor: Bunlar Amerikancı-Dinciler ve Amerikancı-Atatürkçüler diye ayrışıyorlar ama Türkiye, bu ikisinin—ABD ve AB’nin baskısı altında yaratılan—müthiş konsensusu üzerinde oturmakta. [Koç Grubu, TÜSİAD falan gibi liberal kanat, fikirsel öncülüğünü yeşil sermayeye devretmiş, buna, NATO’ya bağlı “Atatürkçü”(?) ordu da entegre edilmiştir.] Kısa vadede bir çıkış yolu bu nedenle hayaldir…

Görüldüğü gibi olayımızda sınıfsal bir çelişki bulunmadığı gibi “Batı Medeniyeti hayranlığı” hususunda da bir uzlaşmazlık da yoktur.

Olayımızı, sadece totemleri farklı iki kızılderili kabilesinin periyodik olarak birbirine ateş püskürmesine benzetebiliriz. Yani bu entelektüel tantana (veya cerbezelik), tamamen üstyapısaldır:

Amerikancı-Dinciler kendilerine yeni hayat sahaları açmak için fukara Kürtler üzerinden piyasa araştırması yaparken, Amerikancı-Atatürkçüler de ABD’ye kendilerini daha iyi arzedebilmek için sosyolojik faaliyet yürütmektedir; okadar.

Yani, aslında fukara Türklerin ve Kürtlerin kendilerine yaşam alanı açmak üzere yaptıkları çaresiz çırpınışlar altyapısal politika malzemesi olmaya devam ediyor.

Bir süre daha edecektir…

Cumhur AKSEL - 10 Temmuz 2011

(*) Birinci değişim (ve/veya teorik kaos) "beyaz yakalılar"ın birdenbire üretim alanında öncel hale gelmesiyle 1960'lı 70'li yıllarda yaşanmıştı.

Son Yazılar