cumhuriyet_koyu_cocuklari

Türkiye'yi Bekleyen Tehlike : İç Savaş

Ortadoğu ve özellikle Türkiye son dönemlerde önemli bir virajı dönmek üzeredir. Libya'da yaşanan olaylar ve batı emperyalizminin Libya'da kurduğu çember bu virajın dönüşünde bir uçurum mu, yoksa düz bir yol mu çıkacak bize göstermektedir.


Bilindiği gibi Fransa başta olmak üzere , İngiltere ve en sonunda "büyük ağabey" ABD öncülüğündeki NATO,Libya'daki iç karışıklığa, akan kanlara son vermek için Libya'ya müdahale etmişlerdi. (Şunu söylemeden geçmeyelim; daha işgalin ilk günü içinde birçok sivilin bulunduğu 64 kişi hayatını kaybetmişti.)Bu işgalde NATO bir merkez üssü kurmalıydı ve işgali oradan yönetmeliydi. Tabi ki buna en uygun yer Türkiye'ydi ve nihayetinde AKP hükümetinden önce yalanlamalar gelse de işgalin komuta merkezi İzmir olarak belirlendi.

Yani Süleymaniye'de Mehmetçiğimizin başına çuval geçiren kuvvetlerle Türkiye ortak olmuştu. Türkiye'nin Mehmetçiğin kanından başka ihraç malı yoktur diyen Soros bir kez daha haklı çıkmıştı.

Peki Türkiye Libya'ya asker gönderirken hiç düşünmemiş miydi sıranın Türkiye'de olduğunu? Şimdi diyeceksiniz ki ne alakası var Libya'yla Türkiye'nin? Elbette çok alakası vardır, hem de birincil dereceden vardır.

Çünkü Libya'ya saldıran güç aynı planı yıllardır ülkemizde uygulamaya çalışmaktadır.

Emperyalizm yaklaşık 60 yıldır ülkemize saldırmakta ve tertipler düzenlemektedir. Son dönemlerde ise Atlantik ötesinden pompalanan neoliberalizm ve ılımlı islam ideolojisinin en son ve kayıtsız şartsız temsilcisi Tayyip Erdoğan,Abdullah Gül ve AKP hükümetidir.

Tayyip Erdoğan Atlantik ötesinden aldığı emirlerle Türkiye'yi hızla uçuruma sürüklemektedir. Oval ofis Tayyip Erdoğan'a Türkiye'yi bölmesini emretmiştir. Bölme planını ise Erdoğan son dönemde PKK-BDP üzerinden şekillendirmektedir.BDP milletvekillerinin ve siyasetçilerinin dillerinden düşmeyen" sivil itaatsizlik" kelimeleri gelinen noktanın ne boyutta olduğunu bize çok net göstermektedir.

Tabii ki de bölücü ve ayrılıkçı hareketler bu noktaya hemen gelmemiştir. Hatırlarsak 4 Haziran 2003 tarihinde meclisten sessiz sedasız geçirilen ve dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunulan" Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar sözleşmesi ve medeni ve siyasal haklar sözleşmesi adı altında Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmesi-biz buna ikiz ihanet yasaları diyoruz-kamu oyunda büyük yankı uyandırdı.

Bu ikiz ihanet yasalarını meclisten geçirerek ABD ve yerli işbirlikçisi AKP,Türkiye'yi etnik temelde bölmenin en büyük adımlarından birini atmış oluyordu.

Çünkü ikiz ihanet yasaları azınlıkların kültürel ve siyasi hakları ile halkların kendi kaderini tayin etme hakkının tanımaktadır.

Dolayısıyla bu sözleşme tam bir bölünme sözleşmesidir. ABD ve AKP,Türkiye'yi parçalama sürecini böylece somut olarak başlatmış ve köşe taşlarını bir bir yerleştiriyordu. Bu planın yegane uygulayıcısı Tayyip Erdoğan çıkıyor sahnelere ve 16 Şubat 2004 tarihinde kanal D'de Teke Tek programında "Bizim Ortadoğu'da bir görevimiz var, biz büyük Ortadoğu projesinin eş başkanlarından biriyiz ve biz bu görevi yapıyoruz. Diyarbakır'ı yıldız yapacağız." diyerek planı net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Tarih 2009 Kasımına geldiğinde ise Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül" Kürt sorununda açılımlar olacak, Kürt sorunu için tarihi bir fırsat" sözleriyle daha sonra" demokratik açılım ve milli birlik projesi olarak adı değiştirilen Kürt açılımı sürecini başlatmışlardı.

Bu açılım süreci içerisinde AKP açılıma destek için birçok siyasi partinin kapısını çalmış ve Türkiye'deki iş adamlarına bölgeye yatırım yapmalarını söylemişlerdi.Bir yandan da Amerika'nın medyadaki kalemşörleri AKP'nin açılıma yönelik hamlelerinden övgüyle bahsediyorlardı. Ahmet Altan süreci" barış için tarihi bir fırsat olarak değerlendiriyor ve Kürt halkının çektiği acıların bitmesi için açılıma destek verilmesi gerektiğini belirtiyordu. Zaman gazetesinin imamı Mümtaz Er Türköne ise yine kendine yakışanı yapıyor ve Öcalan'ı paşa yapalım diyordu.

Açılım süresi içerisinde PKK, AKP'yle anlaşmalı olarak Ağustos 2010 tarihinde eylemsizlik kararı aldı fakat AKP'nin somut bir adım atmaması gerekçesiyle 28 Şubat 2011 tarihinde eylemsizlik kararını bitirdiğini ilan etti.

Diğer bir yandan zaten 2010 Ağustosunda beri AKP yetkilileriyle görüşen (Erdoğan bu görüşmeyi kabul etmiştir.) ve verilen sözler tutulmazsa kendisinin de artık yapacağı bir şeyin kalmayacağını söyleyen Öcalan 2011 Martına kadar gerekli adımlar atılmazsa aradan çekileceğini söylüyordu.

Aynı dönemlerde Demokratik Toplum Kongresi toplanıyor ve özerk bir Kürdistan isteğini içeren bir sonuç beyannamesi yayınlıyorlardı.

DTK ve BDP hükümetin adım atmamasını eleştirerek, ateşkesi uzat çağrısı yapmayacaklarını söylüyorlardı. Bu planın en son ve somut örneği TÜSİAD'ın açıkladığı ve vatanın topraklarının bütünlüğünü tartışmaya açan, deyim yerindeyse adeta bölünme anayasasıdır.

TÜSİAD'ın patronlarından Cem Boyner bu anayasaya özgürlükler bölünmeden, bağımsızlıktan daha önemlidir diyerek destek vermiştir.

Sözün kısası demokratik açılım, barış süreci derken Güneydoğu bölgesi günden güne gerginleşmekte. Amerika Büyük Ortadoğu Projesini Türkiye'de adım adım gerçekleştirmektedir. Gerginlik önümüzdeki günlerde daha yukarılara tırmanacak gibi görünüyor.

Abdullah Öcalan'ın Kürt halkına Tunus ve Mısır'da ayaklanan halkları örnek alın demesi,Toprak ağası Ahmet Türk'ün" Biz;Mısır,Tunus ve Libya'dan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz demesi,BDP milletvekilinin emniyet amirini tokatlaması ve en son olarak BDP'nin aldığı sivil itaatsizlik kararı önümüzdeki dönem olası durumlara ışık tutmaktadır.

Yazımın başında Libya'daki durumu ve emperyalizmin müdahalesini anlatmıştım. Türkiye'de tıpkı Libya gibi AKP eliyle iç savaşa doğru sürüklenecek ve Türkiye'deki etnik yoğunluğun ve tarihsel birlikteliğin Libya'dakinden çok daha yüksek olduğunu varsayarsak olası bir iç savaş kanlı çatışmalara gebe olacaktır. Emperyalizm ise Libya'yı nasıl ve hangi gerekçelerle işgal ettiyse Türkiye'yi de aynı gerekçelerle işgal edecektir.

Fakat emperyalizmin de, bölücülerinde unuttuğu önemli bir nokta var. Kürt halkı ve onların çektiği çileler üzerinden bu kadar bölmeye uğraşıyorsunuz bu ülkeyi acaba Kürt halkı istiyor mu asırlardır birlikte yaşadığı kardeşlerinden, ablalarından, teyzelerinden ayrılmayı.

İşte hepimizi umutlandıracak bir örnek; Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Aslanoğlu köylüleri köyün ismini "Cumhuriyet Köyü" olarak değiştirerek ellerinde Türk bayraklarıyla "Türk-Kürt kardeştir Amerika kalleştir" sloganları atarak vatanlarını böldürmeyeceklerini hep bir ağızdan haykırıyorlar ve cumhuriyete sahip çıkıyorlar.

Onlar çok iyi biliyorlar ki çözüm bölünmekte değil, aksine çözüm millet olarak sıkı sıkıya bağlanmakta.

Onlar bir yandan kendilerini yüzyıllardır ezen ve sömüren toprak ağalığına karşı mücadele ederken,diğer bir yandan da cumhuriyetin kalelerini korumayı kendilerine görev biçmişler.

Biz vatanseverlere bu süreçte büyük görevler düşmektedir. Türkiye'yi döneceği bu virajdan sağ salim çıkarmak bizim elimizdedir.

Emperyalizm şunu unutmaktadır; bizim devrimci bir birikimiz ve tarihimiz vardır, biz bunlardan güç almakta ve direnmekteyiz.

Kürdümüzle Türkümüzle bu ülkeyi biz kurduk, asla ve asla emperyalizmin ülkemizi bölmesine izin vermeyiz.

Asıl kendimize sormamız gereken soru şu;Amerika'nın Libya'ya uyguladığı modeli mi istiyoruz,yoksa tüm ezilen ülkelerin simgesi olan ve ülkemizi çağın çok ötesine taşıyan,milli birlik ve beraberliğimizi sağlayan,birleştirici,bütünleştirici Atatürk modelini mi istiyoruz.

Sanırım bu soruya cevap verirsek nasıl bir tavır alacağımızı daha somut anlayacağız.

Sakarya TGB İl Yöneticisi
Mehmet Yaşar YILDIZ - 09 Nisan 2011 - TGB

http://tgb.gen.tr/

Son Yazılar