kara_gozlukluler_tayyip_arinc_gul

AKP’ye Karşı Kırmızı Çizgi

1.Adaletsiz ve kalkınmasız parti: AKP

AKP’nin 9 yıllık iktidar döneminde, Mustafa Kemal Atatürk’ün devleti, adaletin dışına itilmiş ve adalet devletin temeli olmaktan çıkarılmış, AKP’nin vesayeti altına sokulmuş­tur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bugün aşiret yönetimimde bile var olan adalet kavra­mından uzaklardadır. Dine bağlı görünüm altında, İslam dinin­deki adaleti de yok etmiş sokakta aranır duruma indirgemiştir.


İslam’ın kutsal kitabının, Nisa Suresi’nin 58.ayetine uygun biçimde “insanlar arasında adaletle hükmediniz” buyruğuna uyuyor mu AKP iktidarı ve onun başındakiler? Ada­letle hükmetselerdi, seçkin yazarlar öğretim üyeleri ve siyasal partinin genel başkanı ve üyeleri, general ve subaylarımız, neyle suçlandıklarını bilmeden üç yılı aşkın göz al­tında tutulurken, Hizbullah adındaki yasa dışı örgütün azılı canileri, serbest bırakılır mıydı? Yasalarda değişiklik yapılmasaydı böylesi yanlış hukuk yaratılmaz, azgın caniler tekbir getirerek serbest bırakılmazdı. AKP iktidarının, İslam’ın kutsal kitabının Nahl su­resindeki 30.ayetine göre “güzel işler yaptığının “bir tek kanıtını gösterebilirler mi? Kutsal kitabın Necm Suresinin 9.ayetine saygı duyarak, “insan için say’inden (eme­ğinden) başkası kendisinin değildir” hükmüne uysalardı, Başbakan’ın oğlu, 90 metre uzunluğunda gemicik sahibi olabilir miydi?

İslam’ın kutsal kitabında, Araf Suresinin 43.ayetine bağlı kalarak, AKP’nin ileri gelenleri “göğüslerindeki kinden ne varsa çıkarıp attılar” mı? Göğüslerindeki kini çıkarıp at­salardı, onlara bugünün Türkiye’sini armağan eden ve iktidara gelebilmelerinin koşulla­rını yaratan Mustafa Kemal Atatürk’e saygısızlık ederler, O’nu yadsımanın kinini gö­ğüslerinde saklamayı sürdürürler miydi? Mustafa Kemal Atatürk sayesinde Osmanlı’ nın kul’u olmaktan kurtulan, yaşamı padişahın iki dudağı arasına sıkışmış Sadrazam olmak yerine Başbakan olabilmiş ise bunu kime borçludur R.T.Erdoğan? Anıtkabir’e gidenler için “sap gibi duruyorlar” diyecek kadar nankör olabilir miydi, kendisinin de “sap gibi durmaya” zorunlu kaldığı o büyük insanın kabri başında.

Bu yazdıklarım, tüm dinci geçinen gerici kadrolarınnın ve AKP’nin üyelerinin eleştirisine açıktır. Onlardan kendine güvenen kim varsa toplum karşısında hesaplaşmaya açık ve hazırım.

Bu açıklamadan sonra, bilge kişi Prof.Dr.Bozkurt Güvenç’in Türkiye Bilimler Akademisi’nde yaptığı konuşmanın konuyla ilgili bölümünü aşağıya aktaracağım.

1.Bilge Kişi Prof. Bozkurt Güvenç’in Karşı Devrim’e Gereksinimdeki Kırmızı Çizgi

2005 yılında kitap olarak yayımlanan koşuşmasında, bilge kişi Prof.Güvenç gerici karşı devrime karşı kırmızı çizgiyi bakınız neden ve nasıl gerekli görmektedir. Aslında ko­nuşması sona erdiğinde, Prof.Orhan Öztürk’ün bir sorusuna yanıt verirken açılamıştı bunu.

Prof.Orhan Öztürk’ün sorusu şöyleydi:

-Çok teşekkür ederiz bu güzel konuşmanız için. “Her devrim bir karşı devrim getirir” dediniz; yani şimdi karşı devrim iktidar oldu, ona karşı nasıl bir devrim olacak.

Bilge kişi Prof.Güvenç şöyle yanıt verir:

Karşı devrim süreci yalnız Türkiye’de değil, bütün çağdaş ülkelerde yaşanan bir olgu. Biliyorsunuz, Rusya’da devrim yapıldıktan sonra Stalin ile Troçki arasında görüş ayrılığı belirdi. Devrimi topluma mal etmek isteyen ve korumak isteyen güçler devrimi koru-maya kalktılar, Troçki de dedi ki,”Devrimi korumaya kalkarsanız devrim ölür”.

Devrimin sürekli olması gerekir ve kurtulmak için Rusya’dan kaçtı, Türkiye’ye geldi, Meksika’da bulup öldürdüler. Karşı devrimci olduğu için. Devrimin yaşaması için devri­min kendi içinde karşıtını yaratması gerekir. Demokraside iktidar ve muhalefet bu ikile­me dayanıyor. Eğer devrimi yapan güç, karşı devrime izin vermiyorsa, kendisini yı­kar. Çünkü gelişmek için bir motivasyonu kalmaz, Onun için karşı devrim bir anlamda sağlıklı görülebilir. Mesele bunun bir iç savaşa varmadan dengede tutulması, yani homestatik bir dengeye varması; değişim olacak, ama büyük bunalımlara düşmeden.

Bu anlamda benim gönlümden geçen bir özlem var. Atatürk’ümüzün umudu Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine eriştirmekti. Eğer biz bu devrim ve “karşı-devrim” çelişkisini ve çatışmasını bir iç savaşa indirgemeden sürdürebilirsek, dünya çağdaşlık tarihinde çok önemli bir sayfa açmış oluruz.

Bilge kişi Prof.Bozkurt Güvenç, tarihsel diyalektiğin temel kuralına açıklık getirmişti. Belirttiği gibi, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine karşı kırmızı çizgi, iç barışı sağla­yacak çizgidir ve onun devrimlerine sahip çıkacak kadrolar, iç barışın kırmızı çizgisini korumak, onun aşılmasına engel olmak zorundadır. Bu engel oluşta demokrasi temel koşul olacak ve demokrasi nasıl ve hangi araçla aşılacaksa, koruyucu kadrolar o araçları kullanma hakkına sahip çıkacaktır. Karşı devrim sevdalıları bunun böyle olaca­ğını bilmelidirler. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkmak Türkiye’ye sahip çık­maktır.

3.Karşı Devrim, Kemalist devrimlere gereksinmeyi güncelleştirmektedir.

Bilge kişi Prof.Dr.Bozkurt Güvenç’in yanıtı bir tarihsel gerçeği açığa çıkarıyor. AKP ikti­darı Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine bu denli karşı çıkmasaydı, bu büyük insana bugünkü kadar özlem duyar mı, O’nu anlamaya çalışır, Cumhuriyete ve kazanımlarına sahip çıkmanın savaşımını verir miydik. Mustafa Kemal’in devrimlerinin dirliği, geçekli­liği ve sürekliliği, Ona karşı çıkan gerici kadroların eseridir. Bu gerici iktidara teşekkür etmeliyiz. Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkma bilincimizi güçlendirdiği ve güncel-leştirdiği için.

Bilge kişi Prof.Güvenç’in bu yorumunu, Türkiye Sorunları kitap dizisinde şu dizelerle dile getirmiştim (Aralık 2009,sayı 79,s.64):

Sen ey AKP,

hak,hukuk adaleti

tepe tepe

kalmalısın başımızda.

Bulmasak ta kuru ekmeği aşımızda

aç kalsak ta işsiz genç yaşımızda

kalmalısın başımızda.

Gelmeseydin iktidara

Düşer miydik böyle dara

Mustafa Kemal’i

arar mıydık göz yaşımızda;

O’na özlem duyar mıydık

O olmasa biz var mıydık.

Sen ki Cumhuriyete hasım

doğarız bizler her on Kasım

Mustafa Kemal’in izinde

sen çökerken

ABD’nin dizinde.

Prof.Bozkurt Güvenç’in gönlünden geçen özlemin AKP iktidarında önemi daha da art­maktadır. Devrim ve “karşı-devrim” çelişkisi ve çatışmasının bir iç savaşa neden olma­dan sürdürülebilmesi özlemi. Bu özlem her yurtseverin gönlünde yer almalıdır. Fakat, ne yazık ki, olayların doğuşu ve yaygınlaşması bu özlemin gerçekleşmesini önleyecek boyutlara ulaşma eğilimde. Adalet ve Kalkınma Partisi, çok yanlış, zararlı yöntemler kullanarak “devrim-karşı devrim” sürecinin iş savaşa dönüşmesine neden olacak siya­sal parti konumuna düşeceğinin ayırtsında mıdır bilemiyoruz. Tarihin ihanet çukuruna yaklaşmak üzeredir. AB-ABD eksenine bu denli yapışık siyasal iktidarların tümü, hangi düzlemde olursa olsun, böylesi sakıncayı yaratacaktır elbet. Bunun bir tek çözümü var: Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkmak . O’na sahip çıkmak,Türkiye’ye sahip çık­mak demektir.. Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkılarak ta karşı devrim özlemi gün­deme girebilir. Eğer o özlem yurtseverlik ilkesini koruyabilirse sorun yoktur elbet.

4.İlkokul öğrencisi Ali Nejat Ölçen’in Troçki ile tanışması

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen,1932-33) Nişantaşı 15. ilkokuda öğreniyken, Harp oku­lunda Topografya öğretmeni olan pederi Mehmet Arif Ölçen ile ( o zaman soyadımız Emmoğlu idi) Pera Palas oteline hemen her Perşembe günü birlikte gider, ikinci katta, Haliç’e bakan otel odasında Troçki’nin dizi dibinde onların ne konuştuklarını anlama­dan, dinlemeye çalışırdı. Çarlık Rusya’sında savaş tutsağı olarak kaldığı 1916-18 yılları arasında öğrendiği Rusçasıyla, Troçki’ye sorular sorardı Mehmet Arif ve karşılıklı iki dost gibi birbirleriyle sohbet ederlerdi. Dik yakalı binbaşı ünüformasıyla Troçki’yi ziya­rete gitmesinin ne sakıncalar getireceğini umursamadan. 10 yaşındaki Ali Nejat’ın anımsadığına göre, masası kırmızı kadife kumaşla örtülüydü. Yerde de kitaplar vardı, üst üste, o denli çoktu ki, Troçki, kendine nasıl yer buluyordu, bilinemez. Ali Nejat’ın belleğinde kalan,O’nun çenesindeki küçücük sakalı ve dudakları arasındaki ucu kıvrık piposuydu. (Not: Hiçbir yayında, Troçki’nin Pera Palas otelinde uzun süre kaldığı yazılı değildir.a.n.ö)

1933′ün sonlarında o odanın bomboş olduğunu gördük. Pederim Mehmet Arif göz-lerindeki yaşı, sezdirmeden mendiliyle silmeye çalışmıştı.

Adını tarihe doğruluk, güzellik ve devrim tutkusuyla yazdıranlar ölmezler. Mustafa Ke­mal gibi aramızda yaşarlar.

Saygılarımla.

Ali Nejat ÖLÇEN - 12 Ocak 2011 - İlk Kurşun

http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar