1950 abd kanal istanbul projesi750 225

Boğaz’a kuma olmaz!

Çürük bir dişin kanal tedavisinde matkap sesi çok berbat.

Yandaş medyanın hiçbir kanalını en az yedi yıldır izlemiyorum.

Kanal sözcüğü kanalizasyonu çağrıştırıyor.

İnsan yapımı Süveyş Kanalı’nı geçtim ama İstanbul Boğazı bambaşka bir olay.

Boğaz tektir ve ihaneti kaldıramaz.

Boğaz’a kuma yakışmaz.

Boğaz yani Bosphorus’ın mitolojideki hikayesini mutlaka okuyun.

Kanal İstanbul’a karşı olanların onlarca haklı gerekçesi var ve olmalı.

Kanal’dan yana olanların ise söylemlerinde önemli hiçbir gerekçe yok.

İstanbul’a ihanet ettik’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kanal İstanbul’u savunması ise ayrı bir hikaye.

Karşı çıkanların onlarca nedeni var ama benim ilgimi en çok şu Montrö hikayesi çekiyor.

1950 abd kanal istanbul projesi750 2

Yani Amerikan savaş gemilerinin Karadeniz’e gidip yerleşme çabası.

Bunun için de gemiler ‘ön koşullu’ Boğaz’dan değil de ‘koşulsuz’ Kanal İstanbul’dan geçmeli!

Doğruysa bu iddia çok vahim.

Medyaya yansıyan haber ve yorumlara bakılırsa Amerikalılar 2006’dan bu yana bu işin peşinde.

Kanal İstanbul’dan savaş gemilerini geçirecek olan ABD Karadeniz’e kıyısı olan ve aynı zamanda NATO üyesi Romanya ve Bulgaristan limanlarına gidip yerleşecek.

Böyle bir olasılıktan yola çıkan ABD daha sonra Rusya ile kavgalı Ukrayna ve Gürcistan limanlarında da demir atar.

Böyle bir durumda Rusya’nın nasıl bir tepki göstereceği belli olmaz ama İstanbul ve Çanakkale boğazları için bir çok senaryo yazılabilir.

Örneğin Montrö tartışılırken Erdoğan Amerikan tehditlerine tepki olarak İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılmasından

söz etti.

Erdoğan bunları söylerken üslerin genişletilmesi ve geliştirilmesi için ABD-Türkiye arasında bir anlaşmanın imzalandığı haberi geldi.

ABD’nin tek başına ya da NATO içinde Türkiye’nin bir çok yerinde onlarca üsleri var.

Ama aynı ABD Fırat’ın doğusunda PYD/YPG’ye yardım ediyor ve son olarak Güney Kıbrıs’a silah satışına başladı.

Böyle bir ABD’ye Kanal İstanbul kıyağı çekilecekse bu çok ilginç olur.

Rusya’nın tepkisiz kalacağını düşünenler nasıl yanıldıklarını görecekler.

Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini 2016 öncesine götürmek isteyenler Ankara’nın bu coğrafyanın her yerinde Moskova ile karşı karşıya kalınacağını bilmelidir.

Anlaşılan bazı iç ve dış ‘mihraklar’ Erdoğan-Putin dostluğundan ya da minimumda yakın ilişkisinden memnun değil ve Amerikan aşkıyla yanıp tutuşuyorlar.

Boğaz ihaneti kaldırmaz ve asla affetmez.

Din adına konuşanlar için işe yarar mı bilinmez ama Allah isteseydi İstanbul için ikinci bir Boğaz yaratırdı.

Biri gidiş diğeri geliş için.

Biri Rus ikincisi Amerikan gemileri için.

On tane kanal yapılsa bile hiçbiri Boğaz’a benzemeyecektir.

Bu Boğaz’ın iki yakasında Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet’in anılarıyla izleri var.

Bu bir kimlik ve tarihtir ve tarihine saygılı olmayan devletler, toplumlar ve insanlar er ya da geç bedelini ağır öderler.

İstanbul halkı bunun için Ekrem İmamoğlu’nu 800 bin oy farkıyla seçti.

İstanbullular eski İstanbul’un sadeliğini, sakinliğini, temizliğini, yeşilliğini ve kaybolan bir çok özelliğini özlediği için İmamoğlu’na oyunu vermiştir.

İstanbullular vasat düşünce kalıplarının İstanbul’a egemen olmasına ve kenti ele geçirip boğmasına artık tahammül edemiyor.

İstanbul’a gönül vermiş her insanın belleğinde ve benliğinde mutlaka bir Boğaz hikayesi vardır.

Benim gibi.

Tam 50 yıl önce bu kente geldiğimde İstanbul Topkapı’da bitiyordu.

Sonrası Londra Asfaltı’ydı.

Topkapı’dan çıktınız mı Avrupa’ya yol alırdınız.

Boğaz’ın her iki yakası yemyeşildi.

Emirgan’da Lale Bayramı’ndan sonra arkadaşlarla birlikte Beşiktaş’a kadar yürür hiç yorulmazdık.

Arap kral, emir ve şeyhler henüz İstanbul’u keşfetmemişti.

Eski Suudi Kral Abdullah Sevda Tepesi’ni henüz satın almamıştı.

Katarlılar piyasada henüz yoktu.

Kanal İstanbul onlar için yapılıyorsa bu çok ilginç.

Katar’da ABD’nin iki büyük üssü var, Katar Amerika’nın ve Türkiye müttefiği ama Katar ve ABD farklı gerekçelerle Kanal İstanbul’a ilgi duyuyor.

İyi de AKP neden bu kadar heyecanlı?

Biliyorum ve bildiğim için de ben bu Kanal’a karşıyım.

*** *** ***

Not: Bu yazı 27 Aralık 2019’da yani son Montrö tartışmasından yaklaşık 15 ay önce bu köşede yayınlanmıştı.

Geçen süre içinde olup bitenleri de hatırlayarak Cuma günkü yazımı da bir kez daha okuyun.

Hüsnü MAHALLİ - 06 Nisan 2021

*** *** ***

Montrö

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un tartışma yaratan Montrö yorumu AKP’nin geleneksel Türkiye Cumhuriyeti tarihini sorgulama alışkanlığının devamıdır.

Kanlı Arap Baharı sonrasında bölgenin ideolojik liderliğine soyunan Batı’nın modeli” AKP önce Misak-ı Milli’yi sonra da Lozan’ı tartışmaya açmıştı.

Lozan’ı tartışmaya açmak Cumhuriyet’le hesaplaşmak Misak-ı Milli’den söz etmek ise AKP’nin Suriye hesaplarıyla ilgiliydi.

Montrö ise karmaşık ve çok tehlikeli tüm boyutlarıyla bu iki konunun devamıdır.

Cumhuriyet yoksa Montrö zaten olamazdı.

Cumhuriyet kurulmasaydı biz şimdi bambaşka konuları konuşuyor olacaktık ya da hiç konuşmuyor olacaktık çünkü bu ülke belki olmamış olacaktı.

Bu gerçeğin farkında olan 126 emekli diplomat dün tartışmaya açılan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kritik tarihsel önemini vurgulayan yazılı bir açıklama yaparak “Atatürk Türkiyesi’nin, Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar. Bu nedenle derhal Kanal İstanbul Projesi’nden vazgeçilmelidir” dediler.

Daha önce de yazmıştım:

Şimdiye kadar her konuda olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa Montrö Sözleşmesi’yle ilgili tartışma neye mal olursa olsun Kanal İstanbul Projesi’nden asla vazgeçmeyecektir.

Kanal İstanbul Projesi göründüğü ya da konuşulduğu gibi Katarlıları zengin edecek basit bir “ekonomik bir rant” konusu değildir.

Kanalın tümünü satın alabilecek kadar paraları olan Katarlıların “manzara seyretme” gibi bir hevesleri olduğunu sanmıyorum.

Gerçekleştiğinde Kanal İstanbul Projesi Türkiye’nin bundan sonraki tüm dış politikasını yakından ilgilendirecektir.

Kanal İstanbul ve dolaysıyla başlatılan Montrö tartışması Boğazlar’ı ilgilendirdiği için öncelikle Rusya ile ilişkilere yansıyacaktır.

Tam da ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO’ya almaya uğraştığı bir zamanda.

Tam da ABD’nin Bulgaristan ve Romanya limanlarında deniz üssü kurmaya ve kendi savaş gemilerini oralara yerleştirmeye çalıştığı bir dönemde.

Tam da ABD’nin Rusya’yı Karadeniz’de sıkıştırma planları yaptığı bir zamanda.

Tam da Biden’dan telefon beklediğimiz günlerde.

Tam da Suriye’de Rusya ve İran’la işlerin daha da karıştığı haberlerinin geldiği günlerde.

Tam da Tahran’ın Pekin ile imzaladığı ve bölge dengelerini karıştıracak 25 yıllık “stratejik anlaşma”ın tartışıldığı günlerde.

Bu ülkeye büyük hizmetleri olan hepsi çok değerli 126 diplomatın neden endişeli oldukları anlaşılıyor.

Son 10 yılda yani Kanlı Arap Baharı’ndan bu yana olduğu gibi AKP yine macera peşinde.

Her yerde sıkışan AKP başarısızlıkların hiçbirinden ders alma niyetinde görünmüyor.

Gerginlik, kavga ve savaşlarla beslenen AKP bu yöntemle toplumu kontrol altında tutabileceğini hesaplıyor.

Şimdiye kadar bu yöntemin göreceli olarak işe yaradığını sanan AKP ülkeyi ne hale getirdiğinin farkında olmayabilir ama 100 yıl öncesi emperyalist ülkelerin huyu değişmez.

ABD’nin ‘rızası’ için Montrö tartışması üzerinden Rusya’ya provakasyon yapmanın maliyeti çok yüksek olabileceği gibi tersi de doğru.

S-400 tartışması son örnek.

Bu tartışma nasıl gelişir ya da sonuçlanır bilinmez ama Ankara’nın Moskova-Washington hattında “istikrarsız” politika sürdürmesinin işe yaramadığı net olarak görünmektedir.

Son örnek Suriye konusu.

Rusya ile İdlib’te ABD ile Fırat’ın doğusunda sıkışıp kalmak.

Peki nereye kadar?

Putin “İdlib’te Nusra’yı korumaktan vazgeçin” diyor Biden ise Trump gibi “PYD/YPG’ye dokunursanız fena yaparım” tehdidinde bulunuyor.

Ankara bu durumdan memnun ise ya da “böyle olmasını ben istedim” diyorsa o zaman söylenecek hiçbir şey kalmıyor.

Montrö tartışması çok ciddi bir başlangıçtır ve herkes her şeye hazırlıklı olmalı!

Hüsnü MAHALLİ - 02 Nisan 2021

Son Yazılar