ataturk hangi ilerleme2

Hasta Adam

Tarih: 9 Ocak 1853

Yer: Petrograt

Çar I. Nikola kışlık sarayında bir balo vermektedir.

İngiliz elçisi Sir George Hamilton Seymour'u bir kenara çeker ve şunları söyler:

‘..Kollarımızın arasında hasta bir adam var, Çok hasta... Gerekli tüm önlemleri almadan önce ölmesi büyük bir yıkım olacaktır. Türkiye ansızın ölebilir...”

Çar, diplomatik bir dille Osmanlı İmparatorluğunu paylaşmayı önermiştir.

İngiltere o dönem izlediği doğu politikası gereği bu öneriyi kabul etmedi. 

Bunun üzerine Rusya Osmanlı Devletine tek başına saldırdı. İngiltere, Fransa ve Piyemonte krallığı, Osmanlıyı korumak gerekçesiyle Rusya’ya savaş açtılar. Büyük bir donanma ile Karadeniz’e girip Kırım’a saldırdılar. Rusya’nın Akdeniz’e inip doğu yollarını ele geçirmesine, bölgeye yerleşmesine engel oldular.

Savaşı sona erdiren Paris Antlaşmasıyla Osmanlı devletini bir Avrupa devleti sayarak koruyuculuğunu üstlendiler. Borçlandırmaya başladılar.

Mısır İsyanı ve Kırım Savaşı ile somutlaşan Avrupa devletleri arasındaki çıkar ayrılığı Osmanlı devletinin ömrünü 70 yıl kadar uzatmıştır.

Murat Bardakçı o dönemde Osmanlının durumunu şöyle betimler:

“Ekonomi berbattı ve sık sık değiştirilen programlar piyasaları çökertmekten başka bir işe yaramaz hale gelmişti. Devletin başındakiler birbirleriyle didişirlerken yolsuzluğun envai çeşidini yapıyorlardı ve her biri sırtını bir başka memleketin elçiliğine dayamıştı.”

Cehaletin, tembelliğin, basiretsizliğin, dünyayı kavrayamamanın, içe kapanmanın, bilim ve teknoloji alanındaki dev ilerlemelerden habersiz olmanın sonu, kesin bir çöküşten başka ne olabilirdi ki?

Avrupa’dan borç alıp saraylar, köşkler yaptırarak görkemli ve özentili bir şekilde yaşama anlayışı Kırım savaşının ardından tam olarak yerleşti.

Ve aradan 30 yıl geçmeden “Düyun-u Umumi” (Genel Devlet Borçları İdaresi) kuruldu. Devletin tüm gelirlerine yabancıların oluşturduğu bu kuruluş tarafından el konuldu.

Bu durumda artık Osmanlının tarihe gömülmesi kesindi.

Girdiği I. Dünya savaşında kazanan tarafta bile olsa fark etmezdi.

Bunları niye yazdım?

Türk Devrimi ile kurulan tarihin ilk ulusal Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti aradan yüz yıl geçmeden büyük bir benzerlikle 1850’lerdeki Osmanlı devletinin durumuna düşmek üzere…

Yönetimde aynı kafa, aynı bakış açısı, aynı kavrayış…

Düşünün, şu anda devlet 120 yıl önceki padişah yetkilerinden fazla bir yetkiyle ve tek kişi tarafından yönetiliyor. Bilişim çağında, teknoloji 5.0 insanlığın yaşamında çığır açarken, ülkemizde sürekli olarak cehalete övgü düzülüyor. Ekonomi berbat, devletin başındakiler birbirleriyle didişmekten başka bir şey bilmiyorlar. Üretimi artırmadan, yatırım yapmadan, yine dışarıdan çok yüksek faizle borç alıp harcamak başarı gibi görülüyor. Borçlar çığ gibi artıyor. Yolsuzluk, yoksulluk ve gelir uçurumu inanılmaz boyutlarda. Batı Türkiye’ye “hasta adam” diyor. Komşular ve dünya ülkeleriyle anlaşmazlıklar dorukta… Kurumlar vesayet altında ve işlevsiz… Eğitim sistemi oyuncak olmuş.  Dini bir mezhebin anlayışı toplumun tümüne dayatılıyor. Tarikat ve cemaatler bastırıyor. Bilimsel araştırma yerlerde sürünüyor. Teknoloji ve sanayi dışa bağımlı. Tarımsal üretim yetersiz. Birçok tarım ürünü dışarıdan alınıyor. Yol, köprü, saray dışında üretime ve kalkınmaya dönük yatırım yok. Yargı, ordu ve meclis tek kişinin ağzına bakıyor!

Saymakla bitmez…

Türkiye böyle bir durumdayken sorumlu kişi ve kurumlar, sorumsuzluğun, ciddiyetsizliğin doruğunda tepişiyorlar.

Bir başka ülkede böyle bir manzara betimlense hepimiz birden o ülkeyle dalga geçeriz..

Birkaç örnek:

Cumhurbaşkanı sürekli eski Türkiye’de hiçbir şey yoktu. Her şeyi biz yaptık, diye konuşuyor. Ve her seferinde bağıra bağıra övünerek bunu yineliyor. Halkın yarısı da inanıyor! Gel de şaşma!

Cumhurbaşkanı Türkiye’nin dertlerine yeni bir anayasa reformunun çare olacağını öneriyor!

Oysa şimdiye değin yaptığı tüm reformların (!) ülkeyi yüzyıl öncesine göre bile, daha geriye götürdüğü ortada… Daha fazla yetki istediği besbelli… Hangi yetkisinin eksik olduğu, bu önerinin hiçbir anlamının ve değerinin olmadığını söyleyip, tartışmayı bile reddetmek yerine herkes yeni anayasayı konuşma hevesine kapılıyor!

Havanda su dövüp, dedikodu yapılıyor.

Medyadaki tartışmalar yetkin olmayanların, her konuda saçmalamaları, birbirlerine laf sokarak tatmin olmaları ve sahiplerine yaranmalarına hizmet ediyor.

Halkı kasten yanlış yönlendirmeye yarıyor!

Bir belediye başkanı zor ve muhtaç durumda olan öğrencilere kırk bin tablet dağıttığını açıklayınca, cumhurbaşkanı eleştiriyor ve sanki onunla eşit bir yarışı kazanmış gibi “ben 2 milyon tablet dağıttım” diye övünüyor!

Yalan haberler havada uçuşuyor. Yerli uçak, yerli uçak gemisi, yerli tank, yerli otomobil, yerli helikopter yapıldığı haberleri yayılıyor, inanılıyor! Oysa hiç birinin aslı yok… Ay’a gitme projesi de Türkiye adına Elon Mask gibilerine bir roket attırmaktan öteye gitmez. Çünkü, uzay araştırmaları uzun yıllar, büyük projeler, yüksek yatırımlar gerektirir.

İktidar bilerek suç işliyor. Gerektiğinde anayasayı, yasaları ve yargıyı yok sayıyor. Sonra bunların ülkeye ihanet olduğunu ve bu kötülükleri CHP yaptı diyerek, bağıra-çağıra hakaret ediyor! 

Muhalefet,  AKP’nin 3 yıldır sürekli gerilediğini, büyük bir düşüş yaşadığını, iktidarı kaybettiğini iddia ediyor. Oysa her seferinde AKP en büyük parti çıkıyor. Anketler, iktidar bloğunun yüzde elliye çok yakın bir oy tabanı olduğunu göstermeye devam ediyor. Yıllardır çok çok hızlı düşen iktidarın neden yere çakılmadığı bilinemiyor!

CHP’den ayrılan Muharrem İnce “Tek başıma %30 oy aldım” derken, kendisinin İyi Parti dışında tüm muhalefetin adayı olduğunu hiç anımsamıyor. Sanki CHP’nin adayına karşı yarışmış gibi algı yaratmaya çalışıyor.

 Cumhurbaşkanlığı sistemi denilen uyduruk sistemin ‘güçlü meclis, güçlü demokrasi, bağımsız yargı, büyüme ve istikrar’ sağlayacağı vadedilmişti. Yeni sistem, yeni ve büyük bir sistemsizlik yarattı. Meclisi, demokrasiyi, yargıyı, istikrarı yerle bir etti. Bir ölçüde var olanları da ortadan kaldırdı. Olmayan demokrasi ile övünülmeye ise devam ediliyor!

Devlet hazinesi tamtakır olmuş. Üstüne de ayrıca 50 milyar dolar kadar daha içeri gidilmiş, sorumlu bakan, son güne kadar ekonominin çok iyi olduğunu iddia etti. Sonra kayıplara karıştı. Yalanla ve sahte algılar yaratarak devlet yönetmek yerleşik bir yönetim anlayışı oldu.

İktidar 19 yıldır bir plan dahilinde, bazen ilerleyip bazen durarak islamofaşist bir diktatörlük kuruyor. Türkiye Cumhuriyeti adım adım dönüştürülüyor. Muhalefet de 19 yıldır “bu gidişin sonu faşizmdir” demeye devam ediyor!

Faşizmin daha nasıl olacağını sanıyorlar? King-Kong gibi olmayan bir yaratık mıdır ki türlü gelmiyor? Merak konusudur.

Tam bu sırada cumhurbaşkanı tarafından faşistlikle suçlanıyorlar!

Komedi gibi…

Yaz yaz bitmez…

Neyse…

Biz pek farkında olmasak da dünya her şeyi görüyor, izliyor, dalga geçiyor.

Planlarını, ilişkilerini ona göre düzenliyorlar.

Sonuç olarak 150 yıl öncesi Osmanlısından pek de farklı değiliz.

Onlara küfrederek hiçbir şeyin düzelmeyeceğini olsun bilebilsek!.

Osmanlı hayranlığı doruğa çıkarken, “hasta adam” olmaya özenenlerin iktidarını bitirmek zorunda olduğumuzu anlamalıyız artık.

Altan ARISOY – 14 Şubat 2021

Son Yazılar