hulusi akar dunford tbmm 15temmuz sonrasi5 225

Müyesser Yıldız iddianamesindeki itiraf!

Goethe’nin şu sözünü duymamışlar sanırım: “Sır saklamak isteyen sır sahibi olduğunu saklamalı.”

Müyesser Yıldız için hazırlanan iddianameden bahsediyorum. 180 sayfa boyunca Yıldız devletin hangi gizli bilgisini açıklamış, diye ararken, aslında bu operasyonun gizlenmeye çalışılan dinamiklerini öğreniyorum.

Sondan başlayayım:

Savcı iddianamesinin 176. sayfasında özetle diyor ki:

1- Müyesser Yıldız gizli bir bilgi / belge temin etmedi.

2- Müyesser Yıldız’ın “casusluk” gibi bir kastı yok.

3- Müyesser Yıldız gizli bilgi açıkladı.  

Son maddeden devam edersem; peki, nedir o gizli bilgi?

İddianamenin tezine göre; bir başçavuşun “temin ettiklerini” açıklamış Müyesser Yıldız. O asker ile yaptığı telefon görüşmeleri üzerinden, gazetecinin yazıları “suç delili” olarak gösterilmiş.

O halde, asıl bakmamız gereken şu:

Kayıt altına alınan telefon görüşmeleriyle Odatv’de yayımlanan yazılar direkt ilişkili mi? Yani, gazeteci Müyesser Yıldız başçavuş Erdal Baran’dan öğrendiklerini mi yazmış?

Savcı, “bipolar bozukluğu” adlı psikiyatrik rahatsızlığı olan, bu hastalığına dair ilaçlı tedavi gören şüpheli askere inanmayı tercih etmiş. Bir bipoların tıp literatürüne göre “kendi kabiliyeti konusunda gerçek olmayan inanışlara sahip olduğunu” bilirsek, kimin neden Müyesser Yıldız aleyhine kullanışlı sanık hale getirildiğini anlayabiliriz.

SÖYLEYENE DEĞİL AKTARANA DAVA!

Bir virgül koymalıyım...

Ve bundan 2 buçuk yıl önceye gitmeliyim.

Tarih: 25 Nisan 2018.

Yer: Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi.

Dosya: Kara Havacılık Komutanlığı Davası. 

Tanık: Devletin “Abdullah” kod adını verdiği, halen görevde olan bir asker.

Celsenin Durumu: Özel değil, genel. 155 sanık, avukatlar, basın orada...

İşte o duruşmada, Abdullah kod adlı tanık, bugünün Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı FETÖ’cülükle suçladı.

Fethullah Gülen’in “Hulusi Akar bizim kardeşimizdir. Şu ana kadar çok büyük hizmetler yapmıştır. Bundan sonra da çok büyük hizmetler yapacaktır. Esas büyük hizmeti de bundan sonra yaptığında göreceğiz” dediği iddiasını tutanaklara geçirdi.

Soru şuydu:

Hulusi Akar, daha bir yıl önce albaylığa terfi ettirdiği “tanık” askerinin kendisi hakkındaki suçlamalarına karşı ne yaptı?

Yani, kendisini FETÖ’cülükle suçlayan Abdullah’a karşı dava açtı mı?

Hayır.

Ne yaptı biliyor musunuz?

Mahkeme tutanaklarına geçen bu suçlamayı aktaran gazeteci Müyesser Yıldız hakkında hem tazminat hem de ceza davası açtı.

HULUSİ AKAR SIRRI!

Şimdi...

Bunu şunun için hatırlattım:

Bugün Müyesser Yıldız’ın tutuklu olduğu davanın iddianamesinin her sayfasına, her nedense bu konu sirayet etmiş. Savcı gizleyememiş, hissetmekten öte görüyorsunuz. Neden “her nedense” dedim, şundan:

İddianamenin iddiasına göre; soruşturma bir ihbarla başlıyordu. 13 Kasım 2019 tarihli ihbarla önce başçavuş Erdal Baran takibe alınıyor, ardından 9 Ocak 2020’de ise Müyesser Yıldız’ın telefonu için dinleme kararı çıkarılıyordu.

Hal böyleyken...

İddianamenin 2. sayfasında “suç tarihi” olarak neden “17 Ekim 2019” yazdığı da anlaşılmıyordu.

Ve lakin, her ne olursa olsun...

2019’un son aylarında başlatıldığı iddiasında olan bir soruşturmadan bahsediyoruz.

O halde...

Böyle bir tarih aralığına sıkıştırılan soruşturmada, 2018’de yayımlanan bir yazı nasıl “suç delili” olarak konabilirdi?

Ve o “suç delili” olan yazı, kod adı Abdullah’ın Hulusi Akar’la ilgili “FETÖ” iddialarını mahkeme tutanaklarından aktarıyorsa ne düşünmek gerekirdi?

Biliyorum; savcıya kalsa, bu yaptığını şöyle savunacak:

Takip altındaki başçavuş telefonda arkadaşına “Odatv’de TSK ile ilgili yayımlananlar benim yazımdır” yalanını 20 Aralık 2019’da söylemiş ya!

Hatta “Hulusi Akar’la ilgili yazdığımız yazı mahkemelik şimdi” demiş ya!

Peki, sormak hakkım:

Savcı bunlara inanıyor da, aynı adamın “hava atmak için arkadaşıma öyle dedim” şeklindeki ifadesine niye inanmıyordu?

Aynı adamın “12 yıldır Bipolarım. 2 buçuk yıldır Lithuril isimli ilacı kullanıyorum. Kasımpaşa Askeri Hastanesi'nde 10 yıl önce yatarak tedavi gördüm” sözünü neden dikkate almıyordu?

Ve keza...

Ne bu soruşturmanın konusu?

“Devletin gizli bilgilerini açıklamak” değil mi?

Madem öyle...

Darbe davasında Hulusi Akar’ın FETÖ’cülükle suçlandığını, herkese açık mahkeme tutanaklarından aktarmak nasıl “devletin gizli bilgisi” olabiliyordu?

Savcı, o yazıyı alakasız bir iddianameye suç delili olarak koyarak aslında ne yaptığının farkında mıydı?

İddianamede, Hulusi Akar haberini “suç delili” olarak kayda geçiren satırların altına neden özellikle çizgi çekiliyordu?

Yani istenmeden de olsa, Müyesser Yıldız’ı tutuklatan asıl sır ifşa mı ediliyordu?

Öyle ya, iddianamede açıkça itiraf da ediliyordu:

“Soruşturmanın başlatıldığı tarihten önce de, Müyesser Yıldız’ın soruşturma konusu olmayan asker kişilerle irtibatı vardı!”

Sahi, Müyesser Yıldız, yani tepeden tırnağa bir gazeteci, askerle yani haber kaynağıyla görüşmeden nasıl yazı yazabilirdi?

Asıl bunu istemek, yalana davet değil miydi?

ASLINDA DEDİKLERİ…

Evet...

Suç aslında ne Suriye’ye, ne de Libya’ya dair ilgili yazılardı.

Zaten savcı Müyesser Yıldız’ın “gizli bilgi” aktardığı iddiasındaki yazılarının odatv4.com’daki mevcut linklerini vererek, “evet, bu yazılar yasak değil”i teyit de ediyordu.

İddianame zarf gibiydi. Simli kalemlerle göz boyamak istiyordu. Ama mazruf, yani içine saklanandı esas olan, okunuyordu:

“Müyesser Yıldız gazetecidir. 15 Temmuz darbe davalarını izlemesi suçtur. Türkiye o davalarda ne yaşandığını bilmemelidir.”

Barış PEHLİVAN – 29 Eylül 2020

Son Yazılar