efendiler hangi ilerleme225

Tavşanlar da ateş eder!

İktidarın yapılacak diye tutturduğu Kanal İstanbul’un, 1936’da imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi’ni bypass ya da kadük edemeyeceği;

Türkiye’nin Karadeniz’e gelip giden gemileri hiçbir biçimde bu yeni suyolundan geçmeye mecbur bırakamayacağı, Rusya ve ABD başta olmak üzere gerek uluslararası merciler, gerekse yerel uzmanlar tarafından defalarca vurgulandı.

Ama liyakate değil biata bakan ve ulusal yararı, toplumsal kazancı hiçe sayıp yakın çevresinin çıkarını kollayan muktedir irade, halen dehşet verici oranlarda zarar eden ve bazı havayollarının iflasına da yol açan son marifeti, İGA’da olduğu gibi uçuk kaçık kanal projesinde ısrarlı.

Ulusal yararı sıfır, doğal çevreye zararı büyük ve beklenen Marmara depremine devasa bir afet zemini yaratacak olan bu kanalın, yalnızca Arap zenginlerini söğüşlemek ve iktidar çevresinin de bu söğüşten nasiplenmesi için açılacağını artık biliyoruz. Nasıl biliyoruz?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kanal kıyılarının imar planlarını askıya çıkardı. Tarla diye alınan yerlere imar izni verildi. Kanal İstanbul için başta Katar, Arap ülkeleri medyalarında “Oteller, AVM’ler, lüks restoranlar, golf sahaları, yatlar, yelkenliler vb.” imgeleriyle adeta Disneyland reklamları dönüyor.

Sizin anlayacağınız Kanal İstanbul diye, bir Arap Disneyland’ı kuruluyor!

Arap tufeyli ile Araplaşan Türkler, bu beton derede yatlarıyla, yelkenlileriyle Karadeniz’den Marmara’ya gide gele oynaşacaklar. Disneyland heyecanı yaşamak için, belki kıyılara birkaç korsan mağarası da koyarlar!

Disneyland deresinde tanzim satış kuyruğu!

İktidarın Türk halkına söylediği bin bir yalandan, Araplar için kurulan Disneyland’ın kamuflajı en kabası: Yük gemileri, savaş gemileri bu beton dereden geçecekmiş de para bırakacaklarmış. Kanal açılınca Karadeniz ile Marmara arasında geçen gemi sayısı ikiye katlanacakmış da mış, mış, mış.

Derinliği 25 metrelik kanaldan büyük tonajlı gemilerin geçmesi zaten mümkün değil. Yüzeyde 150, dipte 125 metre olacak genişliğinden ötürü, kanala sığabilen koster tipi gemiler de tek tek geçebiliyor. Yani Karadeniz’e çıkan bir gemiyle Marmara’ya inen bir başkasının aynı anda kanalı kullanmaları mümkün değil. Tek yönlü kanal trafiğinde, buradan geçmek için can atan gemi sayısı ikiye katlanınca ne yapacaklar, acaba? Tankerleri, kruvazörleri tanzim satış kuyruğuna mı sokacaklar?

Büyük tonajlı on beş tankerin ya da son teknolojilerle donatılmış iki-üç savaş gemisinin maliyeti, İstanbul Kanalı’nın maliyetini geçer. Bu gemiler Boğaz’ı düşük bedel karşılığında, bazılarına bedelsiz geçiş hakkı tanıyan Montreux Sözleşmesi dururken kanala para vermez, hatta kanaldan geçmek için üstüne para isterler. Çünkü bazen varlıkları, bazen de taşıdıkları yük, bir Disneyland deresinde riske atılmayacak kadar değerlidir!

Kanala komşu ABD üssü!

Türkiye’deki siyasal İslamcı iktidar, her anlamda çökerken iflasa sürüklediği ekonomiyi, kamuoyundan “cambaza bak” tekniğiyle gizlemeye çalışıyor. Oysa halkımız ibadete açılan Ayasofya’ya, İstanbul’u yaracak Kanal İstanbul’a bakarken sadece Hazine boşaltılmıyor. Düşmanla kuşatılıyoruz. Devletin bekasına pusu kuruluyor.

ABD ve Yunanistan, temmuz ayı sonunda salt İstanbul Boğazı ve bizlere gemi geçecek, para gelecek diye yutturulan Arap Disneyland’ı Kanal İstanbul’u değil, Çanakkale Boğazı’nı da devre dışı bırakacak bir proje başlattı. Lozan Antlaşması’na göre askerden arındırılmış olması gereken sınır bölgesi Dedeağaç’a Amerikan deniz ve hava üssü kuruldu. Resmi törenle açıldı. Yunanistan ve ABD, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu akti olan Lozan Antlaşması’nı açıkça ihlal ettiler ve bizdeki siyasal İslamcı iktidar, öylece durup baktı.

TSK’nin vurucu gücü dışarıda!

Önünüze bir harita açıp Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’nın konumuna bakın. Her üçü de artık AB ve NATO üyesi. ABD’nin Bulgaristan ve Romanya’da da üsleri var. Bunlara Yunanistan’daki Dedeağaç üssü eklendi. ABD ve müttefikleri, böylece karadan ve denizden Karadeniz’in batısında bir kalkan oluşturdular.

Türkiye’deki iktidarın yapacağını ilan ettiği Arap Disneyland’ı beton derenin 20-30 km. uzağında, artık devasa bir ABD hattı var. ABD, P-8A ve RC-135 uçaklarıyla her gün semalarda “it dalaşı” yapıyor Rus uçakları Su-27’lerle.

Doğu Akdeniz’de aleyhimize gerilim artıyor.

Suriye’de yaklaşık on yıldır süren savaşta Amerikalı ve Rus askerleri henüz birbiriyle savaşmadı. Ama biz, beş yüze yakın askerimizi şehit verdik. Suriye’nin Doğu petrollerini ABD ve PKK, Batı’daki petrol ve limanlarını Rusya kontrol ediyor.

Ekleyin Suriye’deki, Irak’taki Türk askeri varlığının üstüne Libya’daki “milli çıkar” savaşımızı, halen TSK’nin tüm vurucu gücü dışarıda bulunuyor...

Peki, içeride ne var? Ekonomik iflas, on milyon besleme sığınmacı, kılıç kuşanan Diyanet İşleri Başkanı, cihat çığlıkları atan Ayasofya müritleri, okulları kapatılan TSK’de din hizmetleri başkanlığı kuran ve Lozan’ı gömmek isteyen siyasal İslamcı bir iktidar.

Charles de Gaulle, “Savaş ava çıkmak gibidir, ama savaşta tavşanlar da ateş eder!” der.

Trablus’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da var.

Mine KIRIKKANAT - 09 Ağustos 2020

Son Yazılar