kilicdaroglu chpyi gomecek225

Civciv Çıkacak Kuş Çıkacak...

Soru: Siz, hiçbir üst düzey CHP yöneticisinin “ben Kemalist’im” dediğini duydunuz mu?

Duyamazsınız.

Ama hepsi de  “sosyal demokrat” olduklarını, CHP’nin sosyal demokrat bir parti olduğunu anlatmaya bayılırlar.

Atatürkçülüklerine de hiç toz kondurmazlar. Partilerini Atatürk’ün kurduğu, simgesinin  “altı ok” olduğu ezberlenmiştir.

Israr ederseniz de “Altı ok”un açılımını birer tümceye sıkıştırıverirler.

Kavramları geniş olarak açıklamakta yetersiz kalırlar.

Hiç düşündünüz mü?

Atatürk’ün kurduğu parti ve partili neden kendini “sosyal demokrat” olarak tanımlar?

Atatürkçü, yani KEMALİST olduklarını söylemekten niçin çekinirler?

Çünkü Atatürkçülüğün, Sosyal Demokrasi’ye göre geride kalan bir ideoloji olduğu sanısına kapılmışlardır.

Yazının ana fikrini söylemenin yeri geldi:

“Kemalizm, sosyal demokrasiye göre daha ileri, daha özgün ve daha evrensel bir düşünce sistemidir.”

Peki, nasıl oldu da KEMALİZM gelişmiş kapitalist ülkelerin yurttaşlarına sömürüden pay dağıtıp, susturmayı önceleyen, Marksist kökenli sosyal demokrasi kandırmacası karşısında, geri bir ideoloji gibi algılanmaya başlandı?

Anlatmaya çalışalım:

CHP, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu partisidir. İdeolojisi devrim içinde şekillenen KEMALİZMDİR.

Atatürk’ün koyduğu adla, “Türk Devrimi” Kemalizm’le Türk ulusunu ortaçağdan yakınçağa atlatarak, Türkiye’yi dünyanın en hızlı gelişen ülkesi yapmıştır.

 Bu yüzden, “CHP 20. Yüzyılın en büyük devrimine imza atan bir partidir,” desek yalan olmaz.

Yani, CHP cumhuriyetin ve Türk siyasetinin anasıdır.

Cumhuriyet döneminin siyasal oluşumlarını o doğurdu. Besledi, büyüttü. İş verdi. Aş verdi.

Ama çocuklar iyi çıkmadılar. Aileye ihanet ettiler.

Onların iyi eğitilmesi olanaklıydı.

Mahalle ile barış ve uzlaşma adına, gerekli olan eğitime zaman ayrılamadı. Atatürk’ün ölümü ve değişen dünya koşulları, CHP önderliğini durağanlaştırdı, tutuculaştırdı.

Ortaçağ dünyasının temsilcileri olan Hürriyet Ve İtilâf, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Fırka, Demokrat Parti…

Akıp giden zaman içinde daha niceleri…

CHP onların arasında kaldı. Kendisi olmayı başaramadı.

Sonunda, hantal kurallara ve bürokrasiye bağlı kalarak ilerlenemeyeceğini anladı.

Kendi özünü ve özgünlüğünü yitirmişti.

CHP’nin yenilikçileri Kuzey Avrupa’ya imrenerek utangaç bir “ortanın solu” hareketi çıkardılar. Gerçek adını daha sonra özgürce söylemeye başladılar.

“Sosyal Demokrasi!”

Bu söz öbeği, o günden bugüne söylenmeye devam ediliyor.

Hiç vazgeçmeden…

Tarihimiz, geleneklerimiz, kökenlerimiz, kültürümüz, devlet anlayışımız, ekonomik geriliğimiz hiç düşünülmedi.

Tuzu kuru kapitalist ülkelerde Marksizm’i engellemek için bulunmuş yolları taklit etme hevesi baskın çıktı.

Sonunda, CHP kendi devrimine iyice yabancılaştı.

Ütopik solculuktan- liberalizme; tutuculuktan- ayrılıkçılığa yollar denedi.

Ve her denemesini Kemalizm’i çiğneyerek yaptı.

Kemalizm (Atatürkçülük) 90’lı yıllardan itibaren, Küreselleşmenin de etkisiyle hor görülür oldu.

Emperyal- Liberal rüzgârlara kapılmış aydınımsıların “milliyetçilik yeryüzünden yok olmalıdır” şeklindeki propagandalarına, parti yetkililerinden bazılarının “son ulusalcıları da partiden atacağız”diye eşlik etmelerinden sonra geçen yıllarda CHP içindeki ulusalcı (millici= Kemalist) unsurlar ayıklandı.

Şu anda partinin yetkilileri arasında tek bir Kemalist yoktur.

Atatürk’ün kurduğu, Türk Devrimini koruyup geliştirecek Kemalist partinin Kemalizm’le ilgisi bu kadardır.

Partinin tabanını oluşturan seçmenler ise CHP’ye Atatürkçü (Kemalist) olduğunu sanarak oy vermeye devam ediyorlar!

İşte bu yüzden CHP 18 yıldır adım adım laik,-demokratik- ulusal-hukuk devletini yok ederek “Dinci Tek Adam diktatörlüğünün kurulmasına engel olamadı. Olmadı.

Çünkü Kemalizm’e düşman olan karşıt güçlerle savaşmayı değil, onların dümen suyunda gitmeyi hüner saydı. Onlardan birçoğunu bünyesine aldı.

Yararını görmedi.

Parti meclisi ve MYK da sıkça değişiklikler yaptı.

Değişiklik yok…

Ulusalcıları, Kemalistleri partiden attı.

Oylar düştü.

Dinci, tutucu adayları denedi, olmadı.

Sürekli seçim yenilgileri sonucunda, kendi ideolojisine ihanet etmenin, savaşım verememenin, sonucunda ne yapacağını bilemeyen bir parti durumuna düştü.

Öte yandan haksızlıkların, hukuksuzlukların doruğa çıktığı, halkın iktidara tepki olarak kullandığı oylar muhalefete verilmeye başlandı.

Bunda Kılıçdaroğlu’nun  öteki muhalefet partileriyle işbirliği arayan, olumlu ve yumuşak tutumu etkili oldu.

Ama, CHP’nin oylarında önemli sayılabilecek bir artış görülmüyor.

Neden?

Cemaat gazetesinin 25. Yılı kutlamalarına övgüler düzerek katılmak, demokrasi ve hukuk adına diyerek, gazetenin önünde saf tutarak kapatılmasına karşı çıkmak, hendek operasyonlarında “direnin” çağrısı yapmak, Kobani’ye destek olmak için Suruç ilçesine gençleri göndererek 33 kişinin katledilmesine sebep olmak, Tunceli’ye “Dersim” demek, Şey Sait ve Seyit Rıza’nın –sahte seyittir- mağdur sayılmasını anlayışla bakmak Atatürk’ün partisinde olacak işler midir?

CHP o kadar ileri gitti ki, şu andaki kadroları içinde kendi parti tarihini, (Devrim tarihini) bilen ve savunabilecek insanları yoktur.

Bilgiye ve donanıma gereksinim duymayan, heyecanlı gençlerden medet umar haldedir.

Herhangi bir küçük tartışmada bile karşıtlarına yeterli yanıtı ve dersi verecek nitelikte bir kadrodan yoksundur. Bilgi ve deneyim eksikliği, nitelikli uzman ve aydın eksikliği sırıtacak şekilde ortada durmaktadır.

Böyle niteliklerden yoksun bir genel yönetim Türkiye’ye ne verebilir?

CHP 26/27 Temmuz 2020 tarihlerinde yapacağı kurultaya İKTİDARA YÜRÜYÜŞ KURULTAYI adını vermiş!

Bu kurultayda seçilecek parti yönetimi 2023 genel seçimlerinde partinin başında olacak.

Bu arada umut verici gösterge olarak Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet gazetesine yazdığı bir yazıda andığı sosyal devletçilikten söz ediliyor!

Atatürk ilkeleri terk edilmişti. Anlaşılan devletçilik yeniden keşfedildi!

Sormak isterim: Türk Devriminin devletçiliği zaten sosyal devletçilik değil midir?

Büyük keşif bu mudur?

Hiçbir şey beceremeyince ne yapacağını bilemeden arada kalarak, etrafa selam gönderip iktidar olacağını sanmakla bir umut yaratılabilir mi?

HDP’ye, İyi Parti’ye, Saadet Partisine, DEVA Partisine, Davutoğlu’ya güvenebiİlir misiniz?

Şecereler ortada duruyor.

Bunların başka bir şekle gireceklerini mi sanıyorsunuz?

Asıl soru, onlar size güvenecek midir?

Ve siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Son olarak da, birbirine ters yönlere gidenlerin bozulmuş olan devlet yapısını ve rejimi düzeltmesi olası mıdır?

Kemalizm kuşkusuz ki, çok başarılı bir sistemli uygulamalar bütünüdür.

Gönül ister ki, cumhuriyetin 100. Yılında Atatürk’ün dediği gibi “geleceğin ufkunda bir güneş gibi doğduğuna” tanık olarak övünelim…

Bırakın dünya uluslarını, Kemalizm’in kendi ülkesinde ihanete uğramış-, hem de en çok CHP tarafından- büyük bir devrimci ideoloji olduğunu görmek beni çok utandırıyor.

Temel sorun, CHP kendi yarattığı ve varlığını borçlu olduğu KEMALİZM’i bilmiyor. Öğrenmeye, anlamaya, kavramaya çaba bile göstermiyor!

Ve önündeki büyük hazineden habersiz yeni pusulalar, reçeteler aramaya devam ediyor!

Sizce kurultaydan ne çıkar?

Ben yanıtımı başlıkta verdim.

Altan ARISOY – 23 Temmuz 2020

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Son Yazılar