Eksenimiz kaymış ya...

Hükümet ABD'ye inat "İran İslam Cumhuriyeti"nin yanında yer alıyor; "Yahudi İsrail Devleti"nin canını sıkıyor imiş... Biri çıkıp da "İran'ı kara çarşafa kim dolamış; İsrail'i kim kurdurmuş" sormaz imiş.


Önce sabık genel başkanımızın gönlünü almış "has Pensilvanyalı Hocaefendimiz"; sonrasında "izinsiz bahçenin gülü derilmez" diye "Gazze Gazi"si hükümete yüklenmiş ABD'den, ABD ağzı ile... Biri çıkıp da "Durun! Siz aynı yolun yolcususunuz" demez imiş.

ABD'nin dindar Cumhurbaşkanı anlamca, "tek kutuplu düzende kim dost kim düşman bilemiyoruz, her şey çok fleksiiiğiii" demiş... Biri çıkıp da "İki kutuplu iken çok mu farklı idi Başkomutanım" diye sormaz imiş.

ABD'nin ılımlı Eşbaşbakanı açık açık, "bu terör örgütü taşerondur, bunları 'birileri' kullanıyor" demiş... "Hünkarımız İsrail'den mi söz ediyor, yoksa ABD'den mi, AB'den mi" diye biri de -Yahudi düşmanlığı yapmadan- sorgulamaz imiş.

Hükümetin ağır toplarından biri, terör örgütünün resmi siyasi partisine resmen, "Washington, İsrail ve Kandil’e bağımlı hale gelenler sizlersiniz” demiş. "Siyasi teröristler"den yanıt gecikmemiş: "AK Parti taşeronun daniskasıdır!" Biri çıkıp da "Bu iki taşeronun da işvereni aynıdır" diye mırıldanmaz imiş.

ABD'nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon, Türkiye'nin "Batı"ya bağlılığını göstermesi gerektiğini söylemiş. Biri çıkıp da "Bunlar zamanında batının kucağında beslenip de 'sanal batı düşmanlığı' yapanlardır" diye söylenmez imiş.

Bu kadar gündem-eksenli demeçler yetti ise, biraz da eksen-eksenli söylemlere geçelim:
Hem de en güncelinden...

Dün gazetelere yansıyan bir habere göre, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in "Hocaefendimizin Abant Platformu"nda durduk yere çözülen dilinden, "1993'ün en karanlık yıllardan biri olduğu" dökülmüş ve eklemiş: "Turgut Özal ile Eşref Bitlis’in ölümleri şüphelidir!"

AKP Hükümeti döneminde, "eksen" tanımı ilk kez ne zaman ve kimce dillendirildi bilmiyorum. Ancak son gelişmelerin ardından "Türkiye'nin ekseni kaydı" diyenlere ısrarla "eksen-meksen kaymadı" diyor; öyle bilip, öyle söylüyordum. Ta ki Sadullah Ergin'in bu demecine kadar.

Elbette "Bilmemne Ortadoğu Projesi"nin eşbaşkanlığı hala daha Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'nın resmi sıfatıdır. Bir başka deyişle bu sıfat kimsenin tekelinde değildir. Ali gider Veli gelir, Tayyip gider Kemal gelir. Demokratlar gider Cumhuriyetçiler gelir; "proje" ad değiştirir: Ancak bu devletin ekseni yeniden "altı ok"a dönmedikçe, -adı ne olursa olsun- "o proje"nin eşbaşkanlığını üstlenmek, iktidara gelen her gelen başbakanın en doğal hakkı ve görevidir.

Bugün çok açık bir biçimde görülüyor ki, kendi ülkelerindeki seçimi demokratlar ile cumhuriyetçiler eksenine indirgeyenler, bir kez daha yataklara düşürdükleri "kronik hasta adam"dan da "liberal-demokratlar" ile "ulusalcı-cumhuriyetçiler" arasında seçim yapmasını bekliyor. Liberal-demokrat AKP'nin yerine geçecek olan, "kurultayda Kürt demedin" eleştirilerine "ama Türk de demedim" diyebilen başkanı ile ulusalcı-cumhuriyetçi CHP midir, yoksa "1071 sapkınlığı"ndan bir türlü sıyrılamayan saltanat milliyetçisi MHP midir?

ABD'nin hedefi bellidir: Demokratlar da, Cumhuriyetçiler de yalnızca işin rengini belirler. Tıpkı bizde olduğu gibi. Büyük biraderin küçük kardeşiyiz ne de olsa. Öyle ya, açılımın elden kaçan ucu ile "yeni-Osmanlı düşü", ister saltanat milliyetçilerinin üzerinden bağlanır, ister sosyal demokratlar üzerinden...

Sıkça anımsatmakta yarar var:
Türkiye Cumhuriyeti'nin ekseni 10 Kasım 1938'de, tam da devletin kurucusunun belirttiği biçimde kaymıştır.

Adalet Bakanımızın sözlerinin eksenine dönelim:
Kimlerin ölümleri kuşkulu idi: Eşref Bitlis ve Turgut Özal.

Belli ki Adalet Bakanımız şehit Jandarma Genel Komutanımız'ın, "ABD helikopterlerinin PKK'ya yardım ettiğini saptadığı" için öldürüldüğüne dikkat çekiyor. Anlamca, "taşeron PKK'nın işvereni ABD'dir" diyor.

Adalet Bakanımızın kuşkulandığı ikinci ölüm, "Türk-Kürt Federasyonu" düşüncesini ortaya atan tonton Cumhurbaşkanı'nınki. Acaba kendisi, Özal'ın Türk Cumhuriyetlerine getirdiği Amerika ekseni dışındaki açılım nedeni ile öldürdüldüğü savlarına "he valla" mı diyor...

1960 Darbesi de Amerikan'ın desteği ile yapılmıştı ya...
Hani ABD'den Sovyetlere kaymıştı, "küçük Amerikacı" Adnan Menderes'in ekseni.

Yani...
Yani Hayy'dan gelen nasıl yine Hu'ya dönüyor ise, ABD ile gelen de ABD ile gidiyor.

Ne demişti CHP'nin taze müneccimi Mehmet Faraç: "AKP nasıl geldi bu ülkeye?
Sam Amca’nın kucağında gelen, Sam Amca’nın kucağında gider!”

Adnan Menderes, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan: Hep milletin adamları!

Hepsi "Gazi Kemal Atatürk'ün kutsal ülküsü"ne açıkça karşı olduğunu eylemlerinde gösterdi, söylemlerinde belirtti. Hepsi ABD'nin eli ile başa geldi; ABD siyasetinin Türkiye'deki uygulayıcıları oldu. Hepsi dinci; hepsi demokrat; hepsi liberal idi.

Uyanıklığı dillere destan olanlar için kullanılan bir söz vardır, "şeytana pabucunu ters giydirir" diye. Ancak sen şeytana ruhunu sattıktan sonra uyanıklık edip pazarlığa kalkışırsan, o şeytan seni pabuçsuz bırakıverir alimallah.

Görülen odur ki, Adnan Menderes ve Turgut Özal'ın sonu hep "eksen kayması" bahanesi ile geldi. Ne diyelim:

Eksen kaysın da, size bir şey olmasın sayın Başbakanım...

Haydar BEY - 27.06.2010 - Güncel Meydan

http://www.guncelmeydan.com/pano/

Son Yazılar