silivri evliyasi yollarda225

Amerikan darbesi mi, halk hareketinin gücü mü?

Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim:

17 Aralık operasyonu, Sayın Mehmet Bori’nin 8-9 Ocak günlerinde Aydınlık’ta Özgürlük Meydanı köşesinde değerlendirdiği gibi, ABD’nin düğmeye basmasıyla sahnelenen bir darbe değildir. Hele Ecevit’in iktidardan indirilmesiyle benzerlik kurmak çok vahim bir yanlıştır.  Yaşadığımız süreci, “yüzünü Avrasya’ya çeviren Tayyip Erdoğan’ı indirmek” amaçlı bir Amerikan operasyonu olarak nitelemek, Türkiye’deki bütün anti emperyalist-yurtsever güçlerin Tayyip Erdoğan’ın yanında saf tutmasını istemeyi gerektirir.

Soru şudur: Tayyip Erdoğan BOP Eşbaşkanlığı’ndan istifa mı etmiştir?

Eylemlerine bakalım: Suriye’de ABD’nin çizdiği eylem planı doğrultusunda göreve devam etmektedir. Irak’ta Kukla Devlet’in bağımsızlığı ve Türkiye’ye doğru genişletilmesi için politikalar hayata geçirilmektedir. Erdoğan-Öcalan ortaklığıyla süreç ilerletilmektedir.

Verilebilen tek örnek olan, Tayyip Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilgili açıklamaları, Rusya ve Çin’de ciddiye alınmamaktadır.

Tayyip Erdoğan, bu konuyu “görevi tam anlamıyla yerine getiremedin, acele et” yönündeki tazyiklere karşı bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışmaktadır. Ortada Atlantik’ten kopup Avrasya’ya yönelmek gibi bir durum yoktur. Türkiye’nin 60 yıldır dahil olduğu Atlantik sistemi, her bakımdan büyük bir çöküş içinde. Öte yandan Türkiye’nin doğusunda yeni güçler yükselmektedir. 21. Yüzyıl Asya yüzyılı olmaya başlamıştır. Çin, Hindistan ve Rusya bu yeni Dünya’nın önde gelen aktörleridir. AKP iktidarının öznel niyetlerinden bağımsız olarak, Türkiye’nin nesnel olarak doğuya, Asya’ya kayması sözkonusudur.

*** *** ***

Suriye’de iki ABD ve BOP Eşbaşkanlığı!

Peki, Türkiye ile ABD Suriye’de farklı politikalar izliyor gibi görünüyor. Buna ne demeli?  2. Cenevre Konferansı’yla ABD’nin, Rusya’nın “Esad’lı çözüm” planına “evet” demesi ve bu yönde adımlar atması ne anlama geliyor? Bunlara yeni bir soruyla yanıt verelim: Suriye’de, bütün Ortadoğu’ya müdahale için bir araç olarak kullanmak üzere CIA marifetiyle başlatılan operasyon neden devam ediyor?

Mesele şudur: Özellikle 2008 ekonomik krizinden itibaren ABD’nin dünya çapındaki gerilemesinin hızlanması sonucunda hem ABD içinde hem de bütün dünyada birbiriyle mücadele eden iki ABD ortaya çıkmıştır. ABD yönetimi yetkilileri, farklı günlerde birbiriyle çelişen politikalar açıklamaktadır. Suriye’deki durum bunun en somut ortaya çıktığı yerdir.  Bir yandan Amerikan görevlilerince eski operasyon devam ettirilmekte, buna karşılık meselenin diplomatik yollarla halli için girişimler devam etmektedir. Bu durum, ABD’nin muktedir olma durumunu ortadan kaldırmaktadır.

*** *** ***

ABD iktidar belirleyemiyor!

Bu durumu anlayabilmek için, ABD’nin dünya hegomonyasını sürdürmek için  yürüttüğü operasyonlardaki başarısızlığını görmek gerekir.  ABD, 2000’lerin ikinci yarısından itibaren,  hedef ülkelerde iktidarları belirleme yeteneğini adım adım kaybetmeye başlamıştır. Bu süreçte milat 2006 Hizbullah-İsrail savaşıdır. Mısır’daki durum bunun en çarpıcı örneğidir. ABD,  Mübarek’in yıkılması sürecine müdahale edememiş, ortaya çıkan iktidar boşluğunu Müslüman Kardeşler’le doldurmak istemişti. Ancak emperyalizmin hizmetinde, Ortadoğu’daki milli devletlere karşı savaşan Müslüman Kardeşler örgütü, kurulduğu yerde terörist ilan edilmiştir. Bu, sadece Mısır’da değil, dünya çapında etkileri olan bir gelişmedir,  “Ilımlı İslam” projesinin çöküşünün resmidir.

*** *** ***

ABD’nin güç kaybının temelleri!

2000 yılındaki Başkanlık seçimleri sırasında ABD hakim sınıfları içindeki iki eğilim arasındaki mücadeleden Bush’un şahsında, dünya hegomonyası mücadelesindeki güç kaybına kaşı tedbir olarak “önleyici müdaheleler”le  ABD’nin askeri gücünü sonuna kadar kullanmak gerektiğini savunanlar galip gelmişti. İkinci eğilim ise kabaca, ABD’nin denizaşırı operasyonlarını sınırlandırarak, içeride büyüyen ekonomik-sosyal sorunlara ağırlık vermeyi savunuyordu. Bush takımının, işbaşına gelir gelmez ilk icraatı Afganistan operasyonu, ikincisi Irak işgaliydi.  ABD, Irak işgalini gerçekleştirmeden, Türkiye’de örtülü bir darbe tezgahladı ve Irak işgaline Türk Ordusu’yla birlikte direnen Ecevit Hükümeti’ni indirerek, BOP eşbaşkanlığını, yani AKP koalisyonunu işbaşına getirdi.

Bush kabinesinin beyni Cheney, Irak işgalinin ilk günlerinde “Irak’ta en az 50 yıl kalacağız” açıklamaları yapıyordu. Ancak, her iki operasyon da büyük bir direnişle karşılaştı ve dünya çapında Amerikan karşıtlığı zirve yaptı. Sonuçta 2005’ten itibaren Irak’tan çekilme tartışmaları başladı.

Her iki askeri operasyon, ABD’nin gerilemesini durduramamış, tam tersine hızlandırmıştır. Bu durum, neo-con ekip içinde de ciddi bölünmelere yol açmıştır.

2008 ekonomik krizi ABD’nin strateji değişikliğine gitmesi ve bunun için Obama yönetimin işbaşına getirilmesiyle sonuçlandı. Obama’nın ilk döneminde ABD politikaları, yer yer farklılıklar içerse de, Bush’un politikalarının devamı niteliğinde ilerledi. Fakat 2012’nin sonunda başlayan ikinci dönemde Obama, adım adım strateji değişikliğine gitti. Bu değişikliğin en somut uygulaması, Suriye’de şimdi yaşanmakta olan süreçtir.

*** *** ***

Şiddetlenen iç mücadele!

Obama, bu değişikliği ancak göreve ilk seçildiğinden 5 yıl sonra hayata geçirmeye başlayabilmiştir. Bu süre boyunca, strateji değişikliği çabasıyla eski stratejiyi savunanlar arasındaki mücadele şiddetlenmiştir. ABD’nin Bingazi Konsolosluğu’nda CIA’nın Kuzey Afrika biriminin, bir silahlı baskınla ortadan kaldırılması, CIA Başkanı ve Irak işgali komutanı David Petraus’un “yasak aşk” hikayesiyle görevden alınması, CIA’cı Edward Snowden’in ifşaatları hep bu mücadelenin sonucudur.

Şu anda Obama ekibi galip gelmiş görünse de, Obama’ya suikast senaryolarını da içerecek şekilde iç mücadelede her türlü yöntemin gündemde olduğu bir sürecin içinden geçmekteyiz.

*** *** ***

Gladyoda bölünme!

ABD’nin güç kaybı hem Washington’un politikasında tutarsızlıklar yaratmış hem de Türkiye’de Gladyo’nun çatlamasına ve bölünmesine yol açmıştır. Bu durum, Fethullah-Tayyip çatışması görünümüyle karşımıza çıkmıştır.

Şu gerçeğin altını çizelim: Gladyo, F Tipi’nden ibaret değildir. Gladyo içindeki bölünmede Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen’in elinde kalanlar birbiriyle mücadele etmektedir.

*** *** ***

BOP eşbaşkanlığını halk hareketi süpürmektedir!

ABD’nin Tayyip Erdoğan yönetimiyle ilgili yaklaşımını, “verilen görevi hakkıyla yerine getirememek” şeklinde özetlemek mümkün. Bu görevin merkezinde “Kürt meselesine ABD çözümü” vardır. ABD’nin yaklaşımını Tayyip Erdoğan ile yakın mesai içinde yıllarca çalışan iki eski ABD Büyükelçisi özlü bir şekilde şöyle özetlemektedir: “Tam ABD’nin güçlü ve işbirlikçi bir Türkiye’den faydalanabileceği sırada, Türkiye’nin o koltuğu doldurma yetisi azalmıştır” (Abramowitz-Edelman raporu, 23 Ekim 2013). Türkiye’yi Tayyip Erdoğan diye okuyunuz ama kastedilen sadece Tayyip Erdoğan değildir, bütünüyle Erdoğan’ın liderliğinde oluşturulan AKP koalisyonu, ABD’nin verdiği görevleri yerine getirme yetisini kaybetmiştir.

Peki bunun nedeni nedir? Meselenin bam teli burasıdır. AKP koalisyonu, 2 yıldır aşama aşama büyüyen Haziran 2013’te doruk yapan halk hareketinin gücüyle dağılmaktadır. Tayyip Erdoğan, muktedirliğini kaybetmekte, yönetemiyor görüntüsü büyümektedir. Unutmayalım, bu durum 17 Aralık operasyonundan sonra değil ondan önce ortaya çıkmıştır.

ABD, bir iktidar boşluğunun ortaya çıktığını saptamakta ve mevcut Atlantikçi düzenin en az hasarla yola devam etmesini sağlayacak bir iktidar seçeneğini oluşturmaya çabalamaktadır.

Ortaya atılan CHP destekli Gül-Gülen iktidar formulünün, ABD’nin verdiği görevleri yerine getirme yeteneği yoktur. Çünkü bir halk desteği yaratamayacaktır. Macun tüpten çıkmıştır. Mafya-Tarikat-Gladyo rejimi tel tel dökülmektedir. Mesele, Milli Hükümet’i yaratacak alternatif iktidar seçeneğini ortaya koymaktadır.

Fikret AKFIRAT - 12 Ocak 2014 - Aydınlık

Son Yazılar