deniz yildirim tutuklu gazeteci225

ABD yolsuzluğun neresinde?

İddiaya göre 'yolsuzluk ve rüşvet operasyonu'nun arkasında ABD var.

Tayyip Erdoğan işaret etti: "Büyükelçiler başka işlerle uğraşıyor. Ülkemizde tutmaya mecbur değiliz"dedi. AKP sözcüsü ve Dışişleri anında çark etti. Büyükelçi Ricciardone iddiaları yalanladı. Aslında böyle bir resmi yalanlamaya hiç gerek yoktu. Zaten yarım asırlık darbeler tarihinden biliyoruz ki; Beyaz Saray yolsuzlukların açığa çıkarılmasının değil, bizatihi o yolsuzlukların arkasındadır. ABD yönetimlerinin, dünyanın bir metre kare toprağında yolsuzlukla mücadele ettiği bu güne kadar görülmedi. Kendi inşa ettiği yolsuz hükümetler, halkların isyanı sonucunda kullanışsız hale gelince vazgeçtikleri biliniyor.

Düzen nasıl yenilmiyor?

Geçen yıl vizyona giren "Hayır" filmindeki bir sahne sanki bu günü özetliyor. Şili'de 1988 yılında yapılan referandum için diktatör Pinochet'nin reklamcıları şöyle konuşuyordu: "Sistem herkesi değil yalnızca birilerini zengin ediyor. Herkes, o biri olmayı hayal ettikçe düzen asla yenilmiyor." ABD'nin operasyonel istihbarat kuruluşları ve şirketleri üzerinden yapılan darbelerle iktidara getirdiği diktatörlerin istisnasız tamamı böylesi bir yolsuzluk ekonomisi ve ona uygun medya düzeniyle yönettiler ülkeleri.

Amerikancı darbeler ve yolsuzluk!

ABD destekli cunta planıyla Brezilya ve Endonezya da bir milyon insanın ölümü pahasına inşa edilen rejim 'Berkeley Mafyası'nın ülkelere yön çizmesinden başka bir şey değildi. Bu mafyatik ekonomi, ABD'de finansmanı Ford Vakfı'nca karşılanan bir programın parçası olarak çalışıyordu. Yabancı şirketlerin kaynakların yüzde yüzüne sahip olmasına imkân sağlayan yasalar bu darbelerle çıkarılıyordu.

'Şaibeli borçlanma'larla ülkeler tam teslim hale getiriliyordu. Örneğin Uruguay'da cunta işbaşına geldiğinde 500 milyon dolar olan borç, sadece 3 milyon insanın yaşadığı ülkede 5 milyar dolara çıkmıştı. Brezilya'da darbecilerin mali düzeni, dış borcu, 3 milyar dolardan 103 milyar dolara ulaştırmayı becermişti.

1999'da NATO'nun Belgrat saldırısı eski Yugoslavya'da hızlı bir şekilde özelleştirme koşullarını yaratmıştı. Durum, eski bir IMF yetkilisinin söylediği gibi ülkeleri "ya özelleştirmeye, ya da ölmeye" zorlayan bir borç krizi şeklini almıştı. Hükümetler, kendilerini daha büyük felaketlerden kurtaracağı vaadiyle bu uygulamaları kabul ediyordu. Başbakanları ve bakanları da kendilerini zengin etmeyi ihmal etmiyorlardı.

Halk isyanları sayesinde!

Bu temel stratejinin Şili ve diğer ülkelerde uygulanmasından yıllar sonra, aynı formül daha fazla şiddete başvurularak Irak'ta tekrar ortaya çıktı. 40 milyar dolar civarında para yolsuzlukla ortadan kaldırıldı. Irak işgali ancak böyle bir sistemle 10 yıl devam edebilirdi.

Tunus'taki ayaklanma Devlet Başkanı Zeynel Bin Ali'yi devirdiğinde Fransa'nın saygın gazetesi Le Monde, devrik lider Bin Ali ve eşi Leyla Tarablusi'nin, ülkeden 1.5 ton altınla kaçtıklarını yazdı. Tarablusi, diktatör kocasına 'bin şu uçağa embesil' diyerek, 45 milyon Euro değerindeki altınlarla önce Dubai'ye oradan da Cidde'ye uçtu. Mısır halkı, 70 milyar dolar haksız servet biriktiren Mübarek'i iktidardan indirip yargıladı. Lübnan, Yemen ve Cezayir'de halk isyanları başladı. Tamamında hükümet üyelerinin milyonlarca dolar depoladıkları ortaya çıktı.

İşte bu ülkelerin yönetimlerinin doğrudan ya da dolaylı bir biçimde ABD'den atandığı herkesin malumu.

Toplayın altınları!

Türkiye de 2001 yılında bir ekonomik 'kriz' ile AKP iktidarına razı edilmişti. Kemal Derviş liderliğinde bir Amerikan operasyonuydu. Tayyip Erdoğan başbakan olmadan hemen önce ABD'ye gitmişti. Geçen 11 yıl, "model ortaklığın" konuşulduğu, Büyük Ortadoğu Projesi'nde eşbaşkanlık görevlerinin üstlenildiği, Bush ve Obama'nın 'kanka' sayıldığı bir dönemdi. Gelinen noktada ayakkabı kutuları, kasalar ve toplam olarak tablo ortada. Türkiye 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde ve Gezi'de isyan etti. İktidar kalemleri "istikrarı hedef alan eylemleri nasıl güzel bastırdık, bakın düzen tıkırında devam ediyor" diye övünüyordu ki, yeni isyan dalgası çok daha büyük geliyor. İsyanın ayak sesleri yine Ali Sami Yen Arena'dan ve Çarşı'dan duyuldu. "Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk" ise, iktidarın altınları toplayıp kapasitesini artırdıkları uçaklara binme vakti gelmiş demektir.

Deniz YILDIRIM - 26 Aralık 2013 - Aydınlık

Son Yazılar