saflari siklastirin cocuklar nazim hikmet225 

Diren AKP!

Başbakan Milli İrade adlı mitingler tertipliyor.Ben bu mitinglere “Milli ihale” diyorum.

Yetiştirilmiş ihale ve rantist kitleler, meydanlara akın ediyor.Daha önce de söylemiştim, eğer Gezi Parkı’nda para dağıtılsaydı, Kazlı-çeşme mitingi bomboş olurdu. Bu, bir hakaret ya da tepki değil; bunun bilimsel bir arka planı var.

AKP’nin geleneği yok. Hangi gelenekten geliyorlar? Milli Görüş. Ama Milli Görüş gömleğini çıkarttılar. Dolayısı ile, bugün o geleneğin temsilcisi “Saadet Partisidir.”

Peki, AKP’nin geleneği hangisidir? AKP, MHP ile kıyaslanabilir mi? MHP’nin ülkücü geleneği, CHP’nin sosyal demokrasi geleneği ile AKP’nin 11 yıllık serüveni mukayese edilebilir mi?

Milli Görüş mitinginde bunlar olmaz!

Elbette edilemez! Çünkü ortada bir gelenek ve disiplin yok. Dikkat edin kitleye; “Başbakan’ın .ötünün gıliyy” diye haykıran yurdum insanı. Bu insanlar, bir siyasi hiyerarşinin içinde olmayan insanlar. Siz bir “Milli Görüş mitinginde bu lafı işitemezsiniz.”

Ya da “hüloooğ” diye bağıran bir kitle görmeniz imkânsızdır. Bu, bilimsel olarak, siyasi bir geleneğin ya da hiyerarşik bir ilişki biçiminin içselleştirilemediği anlamına gelir. Derme çatma bir kadro hareketi olarak AKP, döneminde menfaatlenenlerin taşıyıcı güç olduğu mitingler yaparak, “Milli İrade” diyor. Ama bu olsa olsa “Milli İhale” olur. İhaleci ruh ayakta! Direniyor!

Emperyalizmin otoparkı gibi!

Biz de #diren abdestli kapitalizm diyoruz. Öyle ya, direnen bir “sınıf, bir tahakkümcü kitle”.

Bu noktada “gelenekleşemeyen ve ideolojik hegemonya kuramayan siyasal hareketlerin, sadece ip cambazı üreteceği tezini bilmek gerekir”. Başbakan, ekonomik bir dalgalanmadan bu kadar büyük bir endişe duyduğuna göre AKP seçmenine de güvenmiyor demektir. Ekonomik değişim, birilerinin görüşlerini değiştirebileceği riskini taşıyor olsa gerek...

Gelenekleşemeyen hareketler için bu, çok doğaldır.Emperyalizmin otoparkı gibidir bu hareketler. Bir dönem kullanılır, sonra ipleri kesilir. Son kullanma tarihleri vardır. Küresel lordlar, bu tür siyasal hareketlere “iyi gaz verir”.Gözünü boyar, bir süre sonra; “ipini çeker”.

Bu yüzden “emperyalizmin atına binen, Amerikan’ın kılıcını sallar”. O kılıcı eline alan herkes, bir gün mutlaka, “bizzat efendileri tarafından yok edilir”. Bugün “özgün ve bağımsız biçimde ortaya çıkan halk hareketini fırsat bilerek” AKP’ye hücuma geçen uluslararası emperyalizmin yaptığı gibi.

Ondan sonrası daha da vahimdir.Gelenekleşemeyen hareket, öfkesini halka kusmaya başlar. Gözaltılar, işkenceler vb...

Onlarca insan gözaltılarda. İşkence görüyorlar mı? Gözaltında tutulma nedenleri nedir? Bu eylemler süresince tek bir silah kullanıldı mı? Bir tek polis öldü mü? Ama kafasından vurularak ölen yurttaşlar var. Kim suçlu? Vuran mı? Vurana itiraz eden mi?

Öyle ya, polis insan vuruyor;Ulusal Kanal gibi televizyon kanalları bu katliamı gösterince “şiddete özendirmiş oluyor. Akabinde yüz binlerce lira ceza kesiliyor”.

Derler ya, “eceli gelen...” öyledir.

Stockholm sendromundan uyandık!

Zulüm çağının cahiliye karanlığında, halk “içine düştüğü Stockholm sendromundan uyandı”. Halk özgürlük istiyor. Mücadele ediyor.

Üstelik, insan sağlığını bozan ve insanı adeta halsiz-uyuşmuş bir varlığa dönüştüren biber gazlarının verdiği ağırlığa rağmen, direnmeye devam ediyor...Son olarak değinmek isterim. Bu polisler bize biber gazı attı. Biber gazını yediğim günden beri iflah olmadım. Halsizlik, kusma, baş dönmesi, mide krampları. Toplamda 5,5 kilo verdim.

Soruyorum, bu halka ne yaptınız?Bize karşı kullanılan kimyasal silahlarınızın etkileri nelerdir? Hangi zararları vermektedir? Bu hususta tabiplerden,uzmanlardan bilgi bekliyorum.

Keza, biber gazlarına maruz kalmış biri olarak, son derece kötü günler geçirdim.Ama bütün yürüyüşlerde var olmaya devam edeceğim.

Eren ERDEM  - 23 Haziran 2013 - Aydınlık

Son Yazılar