tam_bagimsiz_turkiye225

Yabancılara Konut Satışı Bir Kapitülasyondur!

Güngör Uras hoca, Fransa’nın Cannes kentindeki taşınmaz fuarından bahsederken, ilginin normalin üzerinde olduğundan söz ediyor

ve ‘’Yabancılara konut satınca ne olacak?’’ diye sorguluyor ve yine kendisi cevaplıyor. Bu fuarda en büyük çadırı bizim konut yapımcılarının kurduğunu belirtiyor.

Daha önceki Dubai’deki fuara da büyük önem verildiğini de vurguluyor. Hükümetin, yabancılara konut satışlarında hayli çekici kararlar aldığını;  önce mütekabiliyet şartının kaldırıldığını sonra da, konut satın alanlara 6 ay veya 1 yıl oturma izni verilmesi için çalışmalar yapıldığını açıklamalarına ekliyor.

‘’Hükümet, bakanlar, büyükşehir belediye başkanı ve konut yapımcıları neden bu fuarlara bu kadar önem veriyorlar? Yabancıya konut satmaya neden bu kadar önem veriyoruz? Konut satınca ne olacak?  Yılda birinci-ikinci el 500 bin konutun satıldığı Türkiye’de, (Konut-Der Başkanı’nın ifadesine göre) 1 milyon adet konut stoku birikmiş.

Acaba bu stoku eritmek için mi yabancıların peşine düşüyoruz?  Konut alımı için yabancıların getireceği dövizler ile ekonomiyi coşturmayı, koşturmayı mı istiyoruz? Yabancılar gelsin, konutları satın alsınlar da onlarla komşu olalım diye mi bu sevdaya düştük? Yabancılar konut alsın, ticari bina alsın, sonra da bize kiralasın diye bir arzumuz mu var?”

Yabancı siteler oluşmuş durumda!


“Her ülkenin, her ülkede yaşayan insanların kendilerine göre yaşam düzenleri, alışkanlıkları vardır. Her gün konut alınmaz. Bizde “Konut alma komşu al” derler. Önce mahalle kültürü yok oldu. Sokaklar boşaldı. Duvarlar içinde koruganlı sitelerde yaşanmaya başlandı. Siteler içinde 20 veya 30 katlı binalarda, 500 veya 900 aile bir arada yaşar oldu. Şimdi bu sistemin içine yabancıları oturtmaya çalışıyoruz.

Yabancılarla aynı konutta ortak yaşama alışmamız isteniliyor. Onlar mı bize uyacak, biz mi onlara uyacağız belli değil. Sakın ola ki bu anlatılanları yabancı düşmanlığı olarak değerlendirmeyiniz. Ama ortada bir sosyal gerçek var. Ve yabancılara konut satışının sadece maddi boyutunu düşünenler, satılacak konut sayısına ve gelecek para miktarına bakarak konuyu değerlendirenler, işin sosyal boyutunu unutuyor.

Bugüne kadar yabancılara konut satışları daha çok sahil yörelerinde oldu. Tatil yörelerinde yabancıların toplu yaşamına dönük siteler ilgi gördü. Bu tür yaşam biçimi tatil yörelerinde sosyal bakımdan sorun çıkarmadı. Büyük şehirlerde bundan sonra yabancılara yapılacak konut satışlarında belirsizlik var. Yabancının istediği projede istediği konutu alması mümkün olabilecek ise, konut alan bir kişi komşusunun kim olacağını bilmemeyi bırakınız, hangi ülkeden geleceğini bile bilemeyecek demektir.

Aynı siteler içinde belli bloklar bütünü ile yabancılara satılacak ise, site içinde farklı yaşam biçimi nedeniyle uyumsuzluklar olabilecektir. Yabancılara konut satışı kararından geri dönüş olamaz. Konutları satacağız, ama bu işin ekonomik getirisine önem verdiğimiz kadar sosyal boyutu olduğunu hatırlatmak için bunları yazıyorum” diye yazısını bitiriyor.

Kültür emperyalizmini görememek aymazlıktır!

Hoca, bu işin ticari boyutunun yanında sosyal boyutunun da önemli olduğu vurgusunu yapıp, bu işten dönüş olmadığına dikkatleri çekmeye çalışıyor. Oysa konut satışlarının da bir toprak satışından ibaret olduğunu bilmemesi düşünülemez. Ülkenin öncelikle sahil bölgelerinin tüketildiği sonra orman alanlarına işlerin kaydığı bu işi takip ederken görülebilir. Çok ta somut bir gerçek; Hoca’nın kendisi de bu durumu vurguluyor.

Yabancılar kurdukları sitelerde kendi ülke bayraklarını, kiliselerini sosyal gereksinimlerini sağlayacak yatırımları kurmuşlardır. Kendi dinlerini, dillerini ve kültürlerini egemen kılmak için dernek, gazete ve televizyon gibi oluşumlarını genişletmişler, Alanya, Didim, Fethiye, Kuşadası, Kaş ve Kalkan’da bütün bu uygulamalara tanıklık edilmektedir. Bu yerlerde İngilizce ve Almanca Türkçe’nin önüne geçmiş durumda. Antalya’da Ruslar kendi televizyonlarını, gazete ve dergilerini kurmuşlar, sayıları 15 bini aşmış durumda.

Ülkemizde Türkçe’ye her alanda haksızlık edilirken yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılamayacak kadar geriletilirken, ayakkabı boyacılarının, taksi şoförlerinin özentili davranışları ortada iken ve tüm işyerlerinde yabancı isimler hâkim haldeyken, kültür emperyalizminden bahsetmemek aymazlıktan başka bir şey olamaz.  Yabancı siteleri yine yabancı şirketler inşa etmekte ya da yerlilerle ortaklıklar kurarak yapmaktadır. Bu siteler için geniş araziler alınması ülke toprağı sayılmamakta mıdır?

30 katlı siteler havada asılı mı kalıyor? Yine uygulamaya konan 2B arazileri yabancılara satılmayacak mı? Özelleştirilen fabrikalar ve varlıkların arazileri yok mu? Bütün bunlar toprak kaybı, mülkiyetin el değiştirmesi değil de nedir? Maden alanlarının kaybı, HES’ler ve tüm zenginlikler elden çıkmadı mı? Bunlar ülke toprağı sayılmıyor mu?

Konut satışları tam bir kapitülasyondur!

Karşılıklılık ilkesinin kaldırılması, tek taraflı olarak 68 ülkeden 168 ülkeye hatta gerektiğinde daha da fazlasına olanak tanınması, oturma izninin 3 aydan 1 yıla kadar uzatılmaya çalışılması tam bir kapitülasyon değil de nedir? Tek taraflı ticari imtiyaz değil midir? Halkımızın zaten yabancı ülkelerde konut alma olanağı bulunmadığı gibi kendi ülkesinde de konut alamamaktadır. Ülkesinde evi yokken dışarıdan kâğıt üzerinde de olsa, ev alma olanağı tanınması büyük bir ironidir.

Ayrıca vize şartı ile ekonomik koşullar buna elvermemektedir. Ülkenin varlıklı kesiminin böyle bir derdi bulunmamaktadır. Bunun dışında 1984 ve 1986 yıllarında Atatürkçü Anayasa Mahkemesi üyelerinin verdiği iptal kararları mevcut. Bunları yok saymak olanaksızdır. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun aynı yöndeki kararları delinemez.

Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti elden çıkıyor!

Yabancılara toprak satışı şu anda yoğun bir şekilde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sıçradı. İsrail, bazı Türk avukatlarla paravan şirketler kurarak Kıbrıs’ta toplam 4.5 km2’ lik arazi almış bulunuyor. 95 İsrailli işadamı 443 paravan şirketle bu arazileri almış durumda. Bu arada İngiliz ve Rumlar da 4 bin dekarlık arazi almış bulunuyorlar.

Bu araziler Kuzey Kıbrıs Cumhuriyetinin Girne, Magosa, Güzelyurt, Karpaz, Dipkarpaz, Bahçeli, Büyükkonuk, Tatlı su,Yenierenköy ve Sadrazamkoy bölgelerinde alınmıştır. 30 bin Rum’un toprak aldığı, çok sayıda İngiliz’in de bu tür alımlardan yararlandığı biliniyor. Ağırlıklı olarak alınan bu araziler Magosa ve Girne’de yer alıyor.

Bu da bir gerçeği ortaya koymakta, bu satışlar tüm özelleştirmeler göz önüne alınarak ve kaybedilen fabrikalar, Kit’ler, limanlar, bankalar, tarım alanları, araziler, köprüler, demiryolları, barajlar, otoyollar, okullar, hastaneler, topraklar ve Cumhuriyet’in bütün kazanımlarının özelleştirilerek yabancıların eline geçmesi sonucu ülkenin zenginliklerinin elden çıkması olarak değerlendirilmelidir. İşte o zaman sadece iyi niyetli bir konut satışından ibaret görülemez. Bir de tek taraflı satışın “kapitülasyon’’ olarak değerlendirilmemesi çok büyük bir aymazlıktır.

Orhan ÖZKAYA - 19 Mart 2013 - TürkCelil

http://www.turkcelil.com/

Son Yazılar