Atatürk Devrimciliği ve NATOTürkçülük

Kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayan çevrelerde, ABD emperyalizmine, NATO’ya, işbirlikçilerine, mafya ekonomisine, toprak ağalığına devrimci bir tavır almaksızın kolay ve fakat yanlış bir “yurtseverlik” veya “Atatürkçülük” oldukça yaygın.

Böyle bir “yurtseverlik” ve “Atatürkçülük” olabilir mi? Bu olsa olsa Natotürkçü’lük olur!

Bugün Türkiye’de yurtseverlik ve Atatürk Devrimciliği, daha doğrusu Kemalist Devrim’i tamamlamak mücadelesi, devrimci ve sınıfsal olmak zorundadır.

Hortumcu, kara paracı, tefeci ve tarikat rantçısına ve Ortaçağ kalıntısı hakim sınıflara karşı cepheden tavır almak ve bunların kökünü kazımak zorundasın.

Bu sınıfsal yanı olmaz ise Türkiye bağımsız olmaz, aydınlanmış ve laik de olmaz. Milli Demokratik Devrim budur. Hortumcunun malına el koymadan, özel okul ve yurtları kamulaştırmadan bu amaca ulaşamazsın.

Yuvarlatılmış sözde yurtseverlik düzenle birleşmektir. Mafya tarikat Gladyo düzeniyle birleşerek, hedefe yönelmek mümkün değil.

NATO denetiminde bunu başarmak mümkün değildir.

Bu koşullarda NATOtürkçülük tuzağına düşmemek önemlidir.

Burada Milli Demokratik Devrimi tamamlamak, sonuna kadar götürmek programı önümüze çıkmaktadır.

Peki, buna kim, hangi sınıf, hangi parti önderlik edebilir?

Milli Demokratik Devrim, eğer nihaî program olarak kabul edilirse, tamamlanması mümkün olamıyor.

Atatürk’ün “arasız devrimler” fikri bu nedenle çok önemlidir.

Kemalist Devrimciler, İkinci Dünya Savaşı sonrasına hazır değillerdi; hazır olmadıkları ortaya çıktı. Atlantik Sistemi’nin etki alanına girdiler. Çünkü Milli Demokratik Devrim’in ötesine geçen yani arasız devrimleri hedefleyen tutarlı bir programları yoktu, hedefleri bulanıktı.

Bu durum, Kemalist Devrim önderliğini sağlıklı bir eleştiriye tutmayı gerekli kılmaktadır.

Çin Devrimi ile Türk Devrimi’ni karşılaştırmak sorunu netleştirmektedir:

Biri Milli Demokratik Devrimi tamamlayamadığı için, devrimini de yitirdi.

Diğeri “arasız devrimler”le 21. yüzyıl uygarlığının başına geçti.

Tabii Çin ile Türkiye süreçlerinin karşılaştırılması, basit bir program farkına indirgenemez. Emperyalizme karşı, daha uzun bir savaş süreci ve köylü ayaklanmaları Çin Devrimi’nin daha ileri sonuçlara ulaşmasına temel oldu. Türkiye ise, emperyalizme karşı çetin savaş sürecini Ortaçağ’ın kökünü kazıyan bir köylü devrimiyle tamamlayamadı. Bu iradi bir olay değildi, salt Atatürk’ün iradesiyle olamazdı. Nesnel durumun etkisi unutulmamalıdır.

Kemalist Devrim’i iyi anlarsak, devrimci yönünü ve yarım kalan devrimi iyi tahlil edersek, yuvarlatılmış sözde Atatürkçülük, daha doğrusu NATOtürkçülük tuzağına düşmeyiz.

Kolay devrimcilik yok.

İçeriği boşaltılan, kamuculuktan ve sınıfsal özünden koparılan bir yurtseverlik veya milliyetçilik, düzenle birleştirir.

Devrim, her zaman mülkiyet sisteminde değişikliktir. Bir sınıfın mülkiyetine el koymak için o sınıfı iktidardan indirmektir. Emperyalizm, mafya, tarikat üçlüsü, sınıfsal bir hakimiyet rejimidir.

Sınıflara karşı sınıflar!

Atatürk de öyle yaptı.

Toplumun önündeki sınıfsal çözümü iyi saptamalıyız!

Milli çözüm de sınıfsal bir çözümdür; krallardan, padişahlardan, ağalardan ve şeyhlerden kurtulmak!

20. ve 21. yüzyılda bu sınıflara emperyalizm de eklendi. Bu sınıfsal hedefleri tasfiye etmekten korkan bir demokratik devrim olamaz!

O nedenle “Atatürkçü” çevrelerin program ve hedeflerinin de zaman içinde berraklaşması kaçınılmazdır.

İşte Tekel işçileri şanlı direnişleri ile bunu öğretiyorlar!

Hasan Basri ÖZBEY - 07.02.2010 - Anafor
http://www.anafor.org/

Son Yazılar