bu_kamplar_kapatilacak_aydinlik27agust2012_225

Antakya izlenimleri : Kampların suyu ısındı!

Yaklaşık iki haftadır İşçi Partisi örgütlenme bürosundan diğer arkadaşlarımla birlikte Antakya’dayım.


Antakya, kaynıyor. Kahvelerin, sokakların, berberlerin, kadın sohbetlerinin, dershane çıkışlarının, Asi’de balık tutanların tek muhabbet konusu Suriyeli teröristler.

Bizim siyasi jargonumuzun olmazsa olmaz kurallarından biri olan “Genel siyasetlerle, özel siyasetleri birleştirme” olgusu burada tüm yalınlığıyla gözlemlenebiliyor. ABD’nin Ortadoğu’ya çökme planı, burada can, mal ve ırz korkusu olarak halkın olağan gündemi olmuş durumda.

Bu yazının yazıldığı kafede bile, yan masada, ön masada ve arka masada aynı mesele konuşuluyor.

Türlü türlü olaylar dilden dile anlatılıyor.

“Duydun mu Libyalı bir eleman hesap ödememiş üstüne ‘Tayyip ödeyecek’ demiş.”

“Bizim gençler Harbiye’de üç tanesini bir güzel benzetmiş.”

“Masa açmışlar imza topluyorlarmış, sen gittin mi?”

“Kızlara laf artmış terörist serseriler.”

“Falanca otel bunlarla doluymuş.”

“Tuttukları evleri silah deposu yapıyorlar.”

“Bak, geçiyor, belindeki silahı görüyor musun?”

“Hastaneye giremedim geçen gün, sadece teröristlere bakıyorlar.”

“Serinyol’da ev tutmuşlar bir sürü, bu emlakçıları da dövmek lazım.”

“Bizi Konya’ya kadar süreceklermiş.”


Polis’te illallah etmiş durumda. Bir polis memuru yaşanan on asayiş olayından sekizinin Suriye’den ya da dünyanın çeşitli yerlerinden gelen teröristler tarafından gerçekleştirildiğini anlatıyor. “Siz haklısınız, bıktık” diyor.

İmza masamıza yaklaşan bir terörist Arapça sesleniyor;

“Siz Yahudisiniz, Esad gibi sizi de yok edeceğiz.”

Dört tane sakallı fanatik yaklaşıyor ve tehdit ediyor. “Siz müslüman değilsiniz, size göstereceğiz.” Esnaf, onları kovalıyor.

Fakat dikkat çekici olan, meselenin Alevi-Sünni çatışmasına bir türlü dönüşmemesi. Bu çatışma kaşınsa da kimse oyuna gelmiyor. Bir gerilim var. Ama bu gerilim Alevi-Sünni tüm Antakyalılarla Suriyeli ‘mülteci’ görünümlü teröristler arasında.

Her daim yerli-yabancı turistlerle dolu olan Harbiye şelalelerinde in cin top oynuyor.

Bir esnaf, işlerinin %70 oranında düştüğünü anlatıyor.

Esad, burada bir fenomen. Herkes onu akrabası olarak görüyor. Antakyalı, kendisini Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal’e bağlı hissediyor. Bununla birlikte Esad’a laf söyleyenleri görünce de deliriyor.

Antakya’da en çok okunan gazete -abartı yok- Aydınlık Gazetesi. Gazete sabah bayilere gelir gelmez hızla tüketiliyor. Ulusal Kanal -yine abartı yok- burada en çok izlenen kanal. O kadar ki Evrensel Gazetesi’nden bir sahte solcu Antakyalılara kızıyor. “Neden Ulusal Kanal’ı izliyorsunuz, onlar Ergenekoncu!”

Bunun elbette bir sebebi var. Halk, kendi yaşadıklarının diğer basın yayın kuruluşları tarafından yansıtılmadığını dahası tam tersinin yansıtıldığını düşünüyor. Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi ise gerçeği tüm çıplaklığıyla yansıtıyor. Az önce Show TV kamerası sokaktaydı, röportaj yapıyor halkla. Ama halkın söyledikleri onların göstermek isteyecekleri türden hiç değil. Biri gidiyor diğeri başlıyor hükümeti ve ABD’yi eleştirmeye. Yaşadıkları sıkıntıları tüm çıplaklığıyla anlatıyorlar. Paralı basın, siliniyor. İnsanlar NTV izlemek yerine Ulusal Kanal’ı ya da Suriye kanallarını izlemeyi tercih ediyorlar.

Antakya’da yükselen bir diğer değer ise İşçi Partisi. Suriye’de Emperyalizm destekli terör tırmandırıldığından beri İşçi Partisi Antakya’da özel bir mücadele yürütüyor. Parti’nin başlattığı imza kampanyasına neredeyse tüm Antakya katıldı. İmza masası önünde kuyruklar oluştu. İşçi Partisi’nin öncülüğünde düzenlenen “Kardeşlik Paneli”ne ise 3 binin üzerinde yurttaş katıldı. İşçi Partisi’nin üye ve yöneticilerine uygulanan zabıta ve polis terörüne karşı ise Antakyalı yurttaşlar neredeyse siper oldular. İşçi Partisi Antakya’da hızla büyüyor ve Antakya’daki diğer yurtsever güçlerle birlikte on binlerce kişinin katılacağı büyük bir şölene hazırlanıyor. İşçi Partisi’nin üst üste yaptığı etkinlikler o kadar etkili oldu ki yandaş Star Gazetesi “Yerli Baasçılar Hatay’ı Karıştırıyor” manşeti atarak isim de vererek İşçi Partisi’nin “Terör Kampları Kapatılsın” kampanyasını hedef gösterdi. Yeni Şafak Gazetesi de Hataydaki Aydınlıkçaları hedef gösteren yayınlar yapmaya devam ediyor.

CHP’nin genel merkezi ile Hatay milletvekilleri arasındaki çelişki de iyice gözle görülür bir hâl aldı. Milletvekilleri oldukça duyarlı ve koşuşturan bir görüntü sergilerken Kılıçdaroğlu’nun her fırsatta sergilediği Baas ve Esad karşıtı tutum onları oldukça zor bir durumda bırakıyor. Kılıçdaroğlu’na güven burada hızla düşerken özellikle Refik Eryılmaz bireysel mücadelesiyle alkış topluyor. Yine de CHP’nin net olmayan tutumu Hataylılarda huzursuzluk yaratıyor.

MHP, Saadet Partisi gibi partilerin herhangi bir etkinliği bulunmuyor.

ÖDP, EMEP, Halkevleri, ESP gibi yapılara karşı da bir tepki oluşuyor. Sebebi ise Esad’ın bir diktatör olduğu yolundaki ısrarları. Türkiye ve Suriye bayraklarını birlikte taşımak istiyorlar. Ancak bu yapıların her etkinliğinde bayraklar derhal indirtiliyor. Antakyalıların nezdinde soyut savaş karşıtlığının hiç bir anlamı yok. Onlar somut mücadele istiyor. Arkasından gideceği gücün “Biz Esad’ın mücadelesinin anti-emperyalist bir mücadele olduğunu biliyoruz ve bu yüzden destekliyoruz.” demesini istiyorlar. Fakat Türkiye ‘solu’ ABD’nın Irak işgali sırasında yaşadığı fikir bulanıklığını yine yaşıyor. O zaman “Ne Sam Ne Saddam” diyerek gizli Amerikancılık yapıyorlardı. Şimdiki muhtemel sloganları muhtemelen “Ne Sam Ne Şam” olacaktır.

Antakyalı yurttaşlarla tanışınca AKP’nin işinin ne kadar zor olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü her hareketlerine sirayet etmiş bir kararlılıkla karşılaşıyorsunuz. Kitlesel bir bilinçlenme, onları eylemliliğe sürüklüyor. Can ve mal güvenliklerini sağlamak için o terör kamplarına karşı yoğun bir mücadele yürütmeleri gerektiğinin farkındalar. Dahası bu mücadeleyi sonsuz bir kararlılıkla yürütme azmindeler. O yüzden bu kampların burada uzun süre kalamayacağını hissediyorsunuz. Zaten tepkiler ayyuka çıkınca yandaş basın ve holding basını ortalığı yatıştıracak haberler servis etmeye başladılar.

“Hatay’da mülteci alımı durduruldu.”

“Hatay’daki kamplar başka kentlere nakledilecek.”

“Hatay’da çok az Suriyeli kaldı.”


Bunlar, Hataylıları mücadelesinin ilk kazanımları. Fakat bununla yetinmeye niyetleri yok. Apaydın kampı da dahil olmak üzere tüm kamplar kaldırılana kadar mücadelelerini sürdürecekler. Dahası Antakyalılar var olduğu sürece Hatay üzerinden Suriye’ye bir saldırının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü Halk, deneyebileceği her yöntemle bu savaşın önüne geçmeye kararlı.

16 Eylül büyük kardeşlik şöleni şimdiden buradaki “makus talihi” değiştirecek gibi görünüyor.

Utku REYHAN - 01 Eylül 2012 - Ulusal Kanal
http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar