muyesser yildiz cicekler225

Operasyonun startını kimler verdi?

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Odatv kumpaslarını hatırlayın.

Dönemin egemen medyası hedef gösterir, mürekkebi kurumadan düğmeye basılırdı. Tahrif edilmiş legal veya illegal tape kayıtları, sözde dijital deliller, isimsiz ve imzasız vatansever (!) ihbar mektupları ile operasyonlar yapılırdı. Bunlara ilaveten, bolca suç makinesi itirafçı veya meczup tanık ifadeleriyle maalesef koca Türkiye, özellikle de Türk Ordusu esir alındı.

Bunlar ne zaman yaşandı?

100 yıl değil, sadece 10 yıl önce. Sonra? Bu operasyonların maşaları ya kaçtı ya da tutuklandı; siyasi ve askeri sorumluları ise, "Aldatıldık. Rabb'im ve milletimiz affetsin" diyerek kendilerini ibra ettiler.

2020'deyiz, ne değişti? Yaşadıklarımdan anlatayım.

Daha 2015'te, yazdığımız haberlerden dolayı yeniden hedefe konulduğumuzu biliyordum.

Bir devlet yetkilisinin ben ve Odatv hakkında bir şeyler bulunması için ilgili mercilere gayrı resmi talimat verdiğini yaklaşık 2 yıl önce duydum. Bunu da önce ailem, sonra Barış Pehlivan ve avukatımla paylaştım.

Doğruysa verilen talimatın anlamı, illegal şekilde fiziki ve teknik takibe alındığımdı. Rahmetli annem vefat ettiğinde Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın başta olmak üzere yüzlerce dostun yanı sıra emekli veya muvazzaf askerler de başsağlığı dilemek için aramışken yakın dostum sandığım birisinin aramaması dikkatimi çekmişti. Sordum, soruşturdum; "Takipte; o yüzden arayamadım." dediğini öğrendim. Her neyse!

Başka neler oldu? Önce elektronik posta, Facebook ve Twitter hesaplarım ele geçirildi. Sağolsun, bilgisayar mühendisi olan oğlum İlim hesapları kurtardığı gibi, hesaplarıma erişim sağlayan IP adreslerini de tespit etti. Birisi İstanbul'dandı. Kumpaslardan edindiğim tecrübeden anladım ki, evet, yine bir hazırlık var!.. Hemen detaylı bir dosya hazırlayıp savcılığa başvurduk; ama "IP numaralarının hepsi yurtdışından; o yüzden bir şey yapamayız" denip dosya ivedilikle kapatılmak istendi.

İstanbul'daki IP'nin altını çizerek mahkemeye itiraz ettim. İtirazım aynı gerekçeyle reddedildi, dosya kapandı.

Yapan her kim veya kimlerse amaç belliydi: yazışmalarımı ele geçirmek ve haber kaynaklarımı tespit etmek.

Peki, yetkililer acaba o IP adreslerinin sahiplerini tespit etmekten ısrarla neden kaçınmıştı?

Dört ay önce de, 2015'teki o talimatı verenlerin, hakkımda hazırlık yaptığını duydum. Umursamadım, çünkü çiğ yememiştim; gizlim saklım, illegal bir işim yoktu - olamazdı da. Yine de, her ihtimale binaen bunu da ailemle, avukatımla ve bazı yakın dostlarımla paylaştım.

8 Haziran sabahı evim, terör örgütü hücre eviymiş gibi basıldığında bana gelen bilgilerin doğru olduğunu anlamış oldum.

Ve ne "suç" işlediğimi bugünün egemen medyasından öğrendim.

"Askeri casusluk" yapmışım!

Ben ve avukatlarımın görmediği dosyayı neredeyse noktasına, virgülüne kadar yayımladılar. Üzerinde durmak istediğim şu:

Şikayetçinin "MSB" olduğu belirtildi. Ancak şu ana kadar dosyanın görebildiğimiz kısmında böyle bir bilgiye rastlayamadık. Ellerine tutuşturulan dosyadan o haberleri yapanlar kendiliğinden uyduramayacağına göre, "MSB" nereden çıkarıldı?

Kamuoyunda oluşan tepkinin "dokunulamaz ve sorgulanamaz" bir kuruma yönelmemesi için mi; yoksa kurumun başındaki Hulusi Akar'la davalık olduğumuz hatırlanıp, senaryonun sakatlanacağı fark edildiğinden mi?

Devam edelim.

"Müyesser askeri casusluk yaptı" diye üç gün boyunca ortalığı ayağa kaldırdılar.

Dördüncü gün, her ne olduysa (aslında ne olduğunu biliyoruz: tepkiler üzerine asrın skandalına imza atacak olduklarını anladılar) bu soruşturmayı aylardır büyük bir gizlilik ve titizlikle yürüten savcılık, birden o iddiasından vazgeçip "zincirleme olarak devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamak"tan tutuklanmamı istedi.

Delil? 20-25 tape kaydı ve halen yayında olan 2-3 yazı!

Soruşturmayla ilgili haberleri malum medyanın İstanbul ayağı yazdı; o yüzden soruşturmayı İstanbul Savcılığının yürüttüğünü sandık.

Meğer Ankara'ymış. Ve ne kadar önemliyse, başından itibaren bizzat bir Başsavcı Vekili tarafından yürütülmüş.

Sebep; isimsiz, imzasız bir ihbar mektubu!

İhbarcımız 13 Aralık 2019 tarihli mektupta, "Hadımköy kışla komutanlığında görevli Astsubay E.B. devlete karşı suç işlemektedir. Gizli kalması gereken operasyonlara ait bilgileri telefonlar dışarıya çıkarttığı kanaatindeyim." diye yazmış.

Benim kimlerle ilgili ne kanaatlerim var. Acaba ben de bir ihbar mektubu yazsam, işleme koyarlar mı ki? Veya birileri hakkında onlarca resmi ifade var. Onlar niye hiç dikkate alınıp soruşturma konusu yapılmıyor da böylesi bir mektuba itibar ediliyor?

Buraya kadar duyduklarımı, bildiklerimi ve yaşadıklarımı anlattım. Şimdi de tahminlerimi yazayım:

2015'ten beri takipteysem, ne mutlu ki, hakkımda bunca yıl kibrit çöpü kadar bir şey bulunup da harekete geçilemiyor.

Sonra, E.B. isimli astsubayın beni sık sık aradığı fark ediliyor.

Tesadüf, bir ihbar mektubu geliyor. Güya işler artık isimsiz, imzasız ihbar mektuplarıyla yapılmıyordu; ama işte bu mektupla soruşturma açılıyor.

Önce E.B'nin, bir ay sonra da benim ve de değerli gazeteci arkadaşım İsmail Dükel'in telefonu için resmi dinleme kararı alınıyor. Böylece ana hedefin ben olduğu gizleniyor!

Öyle ya, önce benim için karar alınsa, "Neden, ne oluyor?" diye sorulacak; çünkü nedeni de hukuki dayanağı da yok. Haliyle benden E.B'ye değil, E.B'den bana ulaşma stratejisi izleniyor. Her kim akıl ettiyse ustaca!..

İfadelerimde E.B'yi nasıl tanıdığımı ve hakkındaki düşüncelerimi anlattım. Yanılmamışım. Bu şahsın nasıl biri olduğu, bizzat avukatının beyanlarıyla ortaya çıktı. Bipolar rahatsızlığından tedavi görüyormuş, bu hastalık cezasızlık sebebiymiş. Ayrıca etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiş.

"Zincirleme olarak gizli bilgileri açıklama" suçu işlemiştik, değil mi? İsmail Dükel'den başlayayım. Avukatım Erhan Tokatlı'nın ifadesiyle "okeye dördüncü aranıyordu", o bulundu. Benim ifademle, "ekmek arası köfte" yapıldı. Çok şükür ki serbest bırakıldı ve bizim bu tezlerimiz doğrulanmış oldu. Olayın merkezindeki "casus" E.B'nin, cezasızlık sebebi olan bir hastalıktan tedavi gördüğü ortaya çıktı; yani zincir koptu, geride bir ben kaldım.

Öyleyse bu nasıl "zincirleme" bir suç ve bu ne biçim bir "örgüt"tür? Netice-i kelam; görüldüğü üzere, bir haber bahanesiyle önce Barış'lar, Hülya, Murat ve şimdi de ben...

2012'de cezaevinden çıktığımda Ayşe Arman benimle yaptığı röportaja "Ve işte hükümeti devirecek 45 kilogramlık kadın" başlığını atmıştı. Halen 45 kiloyum; demek ki artık hükümeti değil, bir başıma devleti devirecek hale gelmişim!...

Benim durumum, mahpusluğum önemli değil. Devletimize yönelik tehdit unsurlarını bu kadar küçültmek, başlı başına büyük bir ayıp ve utanç değil midir?

Böylesi berbat bir durumun, berbat bir senaryonun senaristi kim, kimler?

Sincan'dan Silivri'deki Barışlar'a, Hülya Kılınç'a, Murat Ağırel'e ve de açık hava hapishanesindeki tüm dostlara kucak dolusu sevgiler!

Müyesser YILDIZ – 14 Haziran 2020

Sincan 3 Nolu L Tipi Cezaevi - D3 Blok

hulusi akar mehmet disli1

Konuyla ilgili diğer yazılar :

Dişli 42 telefon görüşmesini rüyasında mı yaptı ?

Dişli'nin, Çankaya Köşkü'nde muhatap olduğunu öne sürdüğü diğer isimler de konuşmayı düşünür mü?

Konumuz yine eski Tümgeneral Mehmet Dişli.

Önce Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun, 2015 YAŞ toplantısına ilişkin açıklamalarıyla gündem oldu. Davutoğlu, Erdoğan ile dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı ve müstakbel Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'la yaptıkları toplantıda, MİT'ten gelen rapor doğrultusunda Dişli'nin emekliye sevki konusunda ısrarcı olduğunu, ancak son gece kanaatin değiştiğini açıkladı.

Daha önce de vurguladım; Dişli, o YAŞ toplantısında Tümgeneralliğe terfi ettirildiği gibi, Davutoğlu'nun söz ettiği MİT raporuna rağmen her daim Hulusi Akar'ın en yakınında oldu.

Dişli, bugün de Sözcü Gazetesi'nde yer alan ilginç bir haberle gündeme geldi. Saygı Öztürk'ün aktardığına göre, 16 Temmuz sabahı Hulusi Akar ve Mehmet Dişli Akıncı Üssü'nden Çankaya Köşkü'ne geldiğinde, dönemin Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş'in odasına girmişler. Türkeş, Akar'ın yüzünü yıkaması için arka odayı göstermiş. Bu arada Akar Türkeş'e, Dişli'nin de darbeciler arasında olduğunu ima etmiş. Bunun üzerine Türkeş Dişli'ye, “Siz dışarıya buyurun” demiş. Dişli odadan çıkmış, hiçbir şey olmamış gibi başka odaya girmiş ve boş bulduğu bir kanepenin üzerinde yatmış. Ve saat 16.30 civarında kanepede yatarken, TEM ekibi tarafından uyandırılıp, gözaltına alınmış.

Saat 09.00 gibi Çankaya Köşkü'ne geliyorlar... Akar, onun da darbeci olduğunu ima ediyor... Ama saat 16.30'a kadar hiç kimse gözaltına alınması için harekete geçmiyor... Film gibi!..

DİŞLİ NELER ANLATTI?

Sadece iddianameleri okumadım. Akıncı ve Genelkurmay Çatı Davası'nda kritik tüm sanıkların savunmalarını dinlediğim gibi, yargılamalar sırasında dosyaya gelen resmi evrak ve tanık ifadelerini de takip ettim.

Önce Mehmet Dişli'nin savunmasında, Çankaya Köşkü bölümü ile ilgili neler söylediğini aktaralım. Özetle şu iddialarda bulundu:

“Akıncı’dan helikopter saat 08.50 civarı hareket etti. Helikopterde sadece ben ve Genelkurmay Başkanı vardı. Dışarıdaki kalabalık selam durumuna geçti. Komutan camdan onlara el salladı, elle selam verdi. Saat 09:05 sıralarında Çankaya’ya iniş yaptık. İndikten sonra Komutan, teknisyenle ve pilotla bir şeyler konuştu, ama ben duymadım. Selam verdiler, selamlarını aldı. Ben kendisine yardım etmek için önce indim. Sonra bizi karşılayan grubun yanına gittik. Televizyonlar bu anları zaten naklen verdiler. Pistte bizi Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay ve Tuğrul Türkeş karşıladı. Daha sonra araçlarla Başbakanlık binasına geçtik. Sanırım gittiğimiz ilk oda Tuğrul Türkeş'in odasıydı. O esnada Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay, eski Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz vardı. Daha sonra Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, İçişleri Bakanı Efkan Ala, yeni Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Süleyman Soylu, Emrullah İşler geldi. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile önceden tanıştığım için ona yaşananları anlatıyordum. Komutan, diğerleri ile konuşuyordu. Onlara ne dediğini duymadım, ancak beni tanıtıp memnuniyetini ifade etmiş olmalı ki, gelip elimi sıktılar. 'Şaban Beyin asker kardeşi olduğunu bilmiyorduk' diyenler oldu. Müsteşar Bey bana, kendisi ile görüşüp görüşmediğimi sordu. 'Bende numarası yok' dedim. Hemen Özel Kalemden birine Şaban Dişli'yi irtibatlamalarını söyledi. Önce kendisi görüştü. Genelkurmay Başkanı ile birlikte benim de orada olduğumu söyledi. Telefonu bana verdi. O da zaten yolda imiş, 'Gelince görüşürüz' deyip, telefonu kapattım. İsmet Yılmaz ve Sayın Müsteşarın anlattıklarından, o an itibariyle Akıncı dışında, Genelkurmay Karargahı ve 2'inci Ordu bölgesinde benzer sıkıntılar yaşandığını öğrendik. Genelkurmay Başkanı önce 2'inci Ordu Komutanı Adem Huduti ile görüştü. Karargâhtakilerle konuşmasını, onları ikna etmesini emretti. 'Çatışma istemiyorum, konuş, anlaş' vs. tarzında emirleri oldu. İlhan Talu'ya daha sonra Akıncı’ya Merkez Komutanı ve Askeri Savcı göndermesi emrini verdi. Saat 10:00 civarıydı, Akıncı’dan uçak ve helikopterlerin kalkışının engellenmesi için Milli Savunma Bakanı Fikri Işık Eskişehir’e kep görevi uygulaması talimatı verdi. Bu arada, Bakan Işık'la görüştük. Bana TSK-2033 konusunda kendisine yapacağım takdimi sordu. Gerek kendisine gerekse Meclis Savunma Komisyonu'na yapacağım takdimlerden bilgisi vardı. Ben hazır olduğumu, Sn. Cumhurbaşkanı’na sunmayı müteakip kendisine arz edeceğimi söyledim.”

BİZE KAHVALTI HAZIRLADILAR

Bir süre sonra bulundukları odanın kalabalıklaşması üzerine yan taraftaki Özel Kalem odasına geçtiğini belirten Dişli, iddialarını şöyle sürdürdü:

“Daha sonra MGK Genel Sekreteri ve bazı Bakanlar geldi. Orada hemen bize kahvaltı hazırlattılar. Ayak üstü onunla sohbet ederken kahvaltı yaptık. Sonra ilave tedbir olarak Akıncı’dan uçak kalkmasına mani olmak amacıyla pistlerin kullanılamaz hale getirilmesi konusunda karar verildi. Hatta üstteki helikopterlerin tahrip edilmesi tartışıldı. Müteakiben, sadece pistlerin tahribine karar verildi ve Eskişehir’e iletildi (saat 11.00 civarı). Bu arada aynı zamanda Kubilay Selçuk (Akıncı'da kalan ve darbeden tutuklanan general) ile de irtibatı sürdürüp gelişmeleri Genelkurmay Başkanına iletmeyi sürdürdüm. Personeli, silahları Üs Karargahı bölgesinde toplamaya başladığını, misafirhanede rehin olan personeli kurtarmakla ilgili faaliyetleri bana iletti, ben de kriz masasına bilgi verdim. Bir ara Akın Öztürk aradı ve Yaşar Güler’i bulduklarını söyledi. Bunu Genelkurmay Başkanına ilettim. 'Sağlığı iyiymiş, sorun yokmuş' dedim. Malûm kendisinden akşamdan beri haber alamıyorduk. Bir ara Akın Öztürk, Genelkurmay Başkanı'nın emirlerini yerine getirdiğini iletti ve Köşk’e gelmek için Komutandan müsaade istedi. Genelkurmay Başkanına arz ettim, 'tamam gelsin' dedi. Oradaki Başbakanlık Müsteşarı'nın Özel Kaleminden rica edip, Akın Öztürk için, helikopter pistine bir araç gönderdim. Akın Öztürk'e, 'Tamam gelin, sizi bekliyoruz' dedim. Bir süre sonra Akın Öztürk aradı. Çankaya’ya gelmek için havalandığını, ancak uçaklardan açılan ateşle inmek zorunda kaldıklarını, kendisinin ve teknisyenin yaralandığını, Yaşar Güler’in de yanında olduğunu, beraber Çankaya’ya gelmek istediklerini söyledi (12.30 civarı). Hemen Eskişehir’i aradım. Akın Öztürk’ün Genelkurmay Başkanının emriyle Çankaya Köşküne geleceğini, Sn. Bakan'ın bilgisi dahilinde olduğunu, kendisinin oradan ayrılmasına müsaade edilmesini ilettim. İlk önce bana bir cevap vermediler, daha sonra tekrar arayıp, aynı emri bir kez daha ilettim. Korg. Nihat Kökmen, 'Bize Sn. Başbakan emir versin' dedi. Bu sırada Korg. Kökmen'in Emir Astsubayı telefonu, kendisi de orada olan Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Hasan Hüseyin Demirarslan’a verdi. O da aynı şekilde bana, 'Sayın Başbakan’ın emri olmadan ateşi kesemeyiz' dedi. Bu durumu Komutana arz ettim. Korgeneral Kökmen ile kendisini görüştürdüm. Korg. Kökmen’e Genelkurmay Başkanı sert bir dille, 'Yaşar’la, Akın konusunu hallet' dedi.”

SAAT 13.00 İLE 16.30 ARASINDA NELER OLDU

Dişli, öğleden sonra yaşananlarla ilgili olarak da şunları söyledi:

“Saat 13.00’e doğru Sayın Başbakan da gelmişti. Daha büyük bir salona geçildi. Bu odaya artık girişler sınırlandırıldı, çünkü çok gelen giden olmaya başlamıştı. Komutan bana, 'Sen Akıncı'yı takip et, an be an bilgi ver bize' diye emir verdi. Ben Akıncı’yı aramayı, oradaki durumu takip etmeyi sürdürdüm. Aldığım bilgileri Sayın Genelkurmay Başkanı ve Başbakan’a, Sayın Başbakan ve Komutanın talimatlarını da, Kubilay Selçuk ve Akın Öztürk'e iletmeye devam ettim. Bilahare bir basın açıklaması yapılmasına karar verildi. Televizyonlar geldi, bu sırada benimle röportaj yapmak isteyenler oldu. Röportajı kabul etmedim. Sonra canlı yayına geçildi. En son saat 14.00’e doğru artık Genelkurmay Karargâhındaki faaliyetler sonlanmıştı. Komutan, İlhan Talu'ya, 'Kanun, kitap, yönerge, ne varsa hazır edin oraya geleceğiz…' şeklinde bir emir verdi. Yine sanırım saat 14.00 civarıydı, Akın Öztürk’ün telefonundan Yaşar Güler aradı. 'Bizi buradan çıkarın, helikopterlere ateş ediyorlar. Bu ateşi kestirin, bu Eskişehir’deki söz dinlemiyor. Yüzde 100 garanti istiyorum. Emin olmadan çıkmayacağız. Bunu sağladıktan sonra bizi ara tekrar' diye bana emir verdi. Ben konuyu Sn. Başbakan ve Komutana arz ettim. Orada durumu değerlendirdik. Sn. Başbakan uçakların kontrol riskini de dikkate alarak, 'Bu safhada uçakların faaliyetlerini kestirmeyelim, ambulansla çıksınlar' talimatını verdi. Bu talimatı arayıp Akın Öztürk ve Yaşar Güler’e ilettim. Daha sonra Komutan Kubilay Selçuk’u arattı ve bizzat kendisi görüştü. Yaşar Güler ve Fahri Kasırga’yı öncelikle tahliye etmesini emretti. Kendisinden son durum hakkında bilgi aldı. Nispeten uzun bir görüşme olduğunu hatırlıyorum.”

MİT MÜSTEŞARI GELDİKTEN SONRA NASIL GÖZALTINA ALINDI

Dişli, son olarak nasıl gözaltına alındığını şöyle anlattı:

“Daha sonra MİT Müsteşarı geldi. O da gruba katıldı. Bir ara MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı ayrı bir odaya geçti, baş başa görüştüler. Sayın Başbakan da o odaya geldi. Ben yine Genelkurmay Başkanına faaliyetlerle ilgili bilgi vermeye, onun da emirlerini yerine getirmeye devam ediyordum, Akıncı'da yavaş yavaş toparlanma tamamlanıyordu. Bu sırada Başbakanlığa bağlı iki sivil koruma polisi yanımıza gelip, benim de tanıklığıma başvurmalarının gerektiğini söylediler. Bir alt katta ayrı bir odaya geçtik. Orada bir süre bekledim. Saat 16.30 civarı el yazısı bir tutanak getirdiler. Sabahtan beri görüştüğümüz emekli Albay Murat Aydın’ın (Başbakan Binali Yıldırım'ın Özel Kalem Müdürü) benimle ilgili şikayeti olduğunu, Sayın Genelkurmay Başkanına benim kelepçe taktırdığım anlamına gelecek bir şeyler yazan bir sayfa bir yazıyı bana imzalatmak istediler. Tabi şok oldum, kabul etmedim, 'Karargâhta Murat Aydın yoktu! Bu ifade yanlış!' dedim, tepki gösterdim. Tutanağı imzalamadım. 'Siz bilirsiniz, gözaltı yapacağız' dediler. Müteakiben, Başbakanlık korumaları oraya çağırdıkları sivil polislere beni teslim ettiler. Onlar da Ankara TEM Şubesine götürdüler. Saat 17:30’dan sonraydı sanıyorum.”

ESKİŞEHİR'DEKİ KOMUTANIN İFADESİ

Darbe davalarına bakan bir Mahkeme Başkanının söylediği gibi, “Sanığın yalan söyleme hakkı var” deyip, bir başka ifadeye geçelim. Bu ifadenin sahibi ise Dişli'nin adından söz ettiği, o dönem Eskişehir Hava Savunma Komutanlığı görevini yürüten Korgeneral Nihat Kökmen.

Kökmen, darbe davalarında sanık veya şüpheli olmadı. 15 Temmuz'dan sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığına, 2017 yılında yurtdışı görevine atandı. Geçen yılki YAŞ'ta da emekli edildi.

Savcılığın 27 Temmuz 2016'da tanık sıfatıyla ifadesini aldığı Kökmen, 16 Temmuz günü yaşanan telefon trafiğiyle ilgili özetle şu beyanlarda bulundu:

“08.27'de bir helikopterin Genelkurmay Başkanımızı Akıncı'dan Çankaya'ya götüreceği bilgisi alınmıştır. Bunu Başbakanla teyid ederek, kalkışına müdahale yapılmadı. Saat 10.00 civarında Milli Savunma Bakanımız tarafından Akıncı'dan helikopter kalkışlarının engellenmesi için uçak bekletilmesi, kalkabilecek uçakların pistlerin vurulması talimatı alındı... Bu faaliyetler esnasında yalnızca Başbakanlık koordineli olarak Sayın Genelkurmay Başkanımızı taşıyan bir helikopterin Çankaya'ya Başbakanlığa gitmesine izin verildi, müdahalede bulunulmadı... Daha sonra emir subayı/astsubayları tarafından bize ifade edildiğine göre, darbecilerden Tümgeneral Dişli, Org. Akın Öztürk bizlerin bulunduğu telefon numaralarından görüşmek istediklerini belirtmişler. Bana ve Korgeneral Kadığoğlu'na ulaşmaya çalışmışlar. Bu bizim Akıncı Üssü'nden kalkış yapmaya çalışan iki helikopterin engellenmesi sırasında olmuş. Bu sırada 1. BHHM'de komuta heyetinin oturduğu yerin arkasındaki 5055 nolu telefondan Akın Öztürk'ün saat 11.15'te aradığını söylediler. Ben telefona baktım, Akın Öztürk telefonda bana, 'Nihat, uçakları uzaklaştırın, biz Yaşar Paşa ile direk Çankaya'ya Başbakana gideceğiz' dedi. Ben de bunları duyunca, cevap vermeden kapattım. Sonra hava almak için 15-20 dakika sonra dışarı çıkacakken, Komuta merkezinden bir alt kata inmiştim ki, arkamdan Korgeneral Kadıoğlu'nun emir subayı gelerek, 'Komutanım bir telefon var, bakar mısınız' diye söyleyince kimin aradığını sordum. Tümgeneral Dişli'nin aradığını söyledi. Telefonu aldım. Kendisi bana, 'Genelkurmay Başkanının emri olduğunu, Akın Paşa'ya müsaade etmemizi ve Akın Paşa'nın helikopterle ayrılmasını engellemememizi istedi. Ben de cevap vermeden yine telefonu kapattım. Akın Öztürk'ün ve Tümgeneral Dişli'nin komuta merkezini aradığı telefon numarası ........... dır. Aynı gün saat 13.30 civarı aynı telefon hattından Komuta grubunun bulunduğu hemen arkamızdaki 4111 nolu telefondan Şanver komutanın emir astsubayı Ömer tarafından Genelkurmay Başkanının aradığı söylenerek telefon bana uzatıldı. Telefonda Genelkurmay Başkanı bana hitaben, 'Nihat, Akın-Yaşar konusunu çözün' dedi. Başka bir şey söylemedi, telefon kapandı.”

VE HTS KAYITLARI

Şimdi de Dişli'nin dava dosyasına gelen HTS, yani telefon kayıtlarına bakalım.

15 Temmuz saat 20.02 ila 16 Temmuz saat 16.30 arasında toplam 82 iletişim kaydı gözüküyor.

16 Temmuz gününe ait olanların 16'sı Akıncı Üssü'nde, 42'si Çankaya Köşkü'nde iken yapılan arama veya aranmalar.

Bu 42 telefon görüşmesinden de 14'ünün Eskişehir'deki 1. Ana Jet Üs Komutanlığı, 28'inin Akıncı'da bulunan Kubilay Selçuk ve Akın Öztürk (Öztürk'ün Emir Subayı İsmail Keskin)'le yapıldığı görülüyor. 

Saat detaylarını da verelim; Dişli, 11.47.23 ilâ 14.29.00 saatleri arasında Eskişehir'deki Korgeneraller Nihat Kökmen ve Hasan Hüseyin Demirarslan'la toplam bin 694 saniye görüşmüş.

Ez cümle; Hulusi Akar'ın iması üzerine odadan çıkarılan Mehmet Dişli'nin gidip uyuduğunu ve akşam saatlerinde uyandırılarak, gözaltına alındığını dönemin Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş mi anlattı bilmiyoruz; ama kritik bir tanığın ifadesi, bundan daha önemlisi HTS kayıtları böyle. Yani uyumamış!..

Kimseyi savunuyor değilim. Sadece olgular ve belgeler değil de algılar üzerinden konuşuldukça, 15 Temmuz'un giderek içinden çıkılmaz bir muammaya dönüştüğüne dikkat çekmek istiyorum.

Davutoğlu'nun açıklamaları ve “Uyuyan general” iddialarının ardından acaba Dişli'nin, Çankaya Köşkü'nde muhatap olduğunu öne sürdüğü diğer isimler de konuşmayı düşünür mü? Mesela dönemin Başbakanı Binali Yıldırım ve Milli Savunma Bakanı Fikri Işık...

Silivri'deki Barış'lara, Hülya Kılınç'a ve Murat Ağırel'e kucak dolusu sevgiler.

Müyesser YILDIZ – 01 Haziran 2020

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***

hulusi tayyip5

Davutoğlu Mehmet Dişli örneğiyle kime hangi mesajı verdi?

Acaba Ahmet Davutoğlu, 2015 YAŞ sürecini neden Akın Öztürk başta olmak üzere daha ön planda olan isimler değil de ağabeyi AKP'li olan Mehmet Dişli üzerinden anlattı?

Tam 16 yıl AKP'de Başdanışmanlık, Dışişleri Bakanlığı, Genel Başkanlık ve Başbakanlık yapan, ancak geçen yıl AKP ile yollarını ayırıp, Gelecek Partisi'ni kuran Ahmet Davutoğlu birkaç gün önce katıldığı bir televizyon programında, 2015 yılı YAŞ toplantısıyla ilgili ilginç açıklamalar yaptı.

Davutoğlu, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün kritik isimlerinden olduğu belirtilen ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Tümgeneral Mehmet Dişli hakkında şunları anlattı:

“2015 YAŞ’ına giderken MİT Müsteşarı titiz bir çalışma ile liste sundu. Bunların tasfiyesini iki kademeli olarak yapalım dedik. O dönem Sayın Hulusi Akar ve Sayın Cumhurbaşkanımızla bir araya gelerek bunların iki kademeli tasfiyesini öne aldık. Bir grubu şimdi, diğer grubu sonra… Mesela Mehmet Dişli’nin kesinlikle emekliye sevk edilmesi konusunda, ben de MİT Müsteşarı da çok ısrarcı olduk. Bunu MİT’ten gelen bir rapor üzerine söyledim. Ve son geceye kadar da Dişli’nin emekliye sevki söz konusuydu. Son gece kanaat değişti. Ama bu kanaat benim sebebimle değişmedi. Bu devlet şeyi ile… Girmek istemem detayına… Ama şu bilinsin ki, ben FETÖ’ye karşı tek bir FETÖ mensubu kalmayıncaya kadar mücadele kararlığı gösterdim.”

NECDET ÖZEL NELER SÖYLEMİŞTİ?

2015 yılına dönelim. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'di. O yılın ilk aylarında rahatsızlandı. Yerine dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar vekalet etti. Özel, Haziran'da göreve döndü. 3 Ağustos'ta Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında yapılan YAŞ toplantısına katıldı. 4 Ağustos'ta yayınlanan kararname ile 30 Ağustos tarihi itibarıyla emekli olurken, yerine de Akar atandı.

Bu toplantının sürpriz kararlarından birisi, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün “1 numarası” olduğu belirtilen ve o Şura ile görev süresi sona eren dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk'ün YAŞ üyeliğinin devam etmesine karar verilmesiydi. 

Şimdi de o süreç için Necdet Özel'in söylediklerine bakalım.

15 Temmuz'dan yaklaşık 1 ay sonra Hürriyet'ten Fikret Bila'ya konuşan Özel, “Millet hepimizi affetsin. Asker-sivil sorumluluk makamındaki herkes milletten özür dilemeli. Ergenekon ve Balyoz’dan mağdur olan arkadaşlarım için üzüntüm çok büyük, vicdanımda bir sızı olarak kaldı” dedikten sonra özetle şu açıklamaları yapmıştı:

“YAŞ faaliyetleri 8-9 ay süren bir faaliyettir. Hazırlıklar her yılın ocak ayında başlar. Genelkurmay İkinci Başkanlığı general ve amirallere anket formları gönderir... Sonra ikinci anket yapılır. Ben bu süreçlere hiç müdahil olmadım, listeler önüme gelinceye kadar müdahale etmedim. Kendime göre demokratım. Ayrıca terfi edilecek kadrolar da bellidir. Terfiler üç ölçüye göre yapılır: Görev ihtiyacı, yeterlilik (sicil) ve komutanların tercihlerine göre oluşan liste sıralaması. Anketler geldikten sonra orgeneral ve oramirallere tekrar gönderilir. Onlardan gelen sonuçlar Genelkurmay’a ulaşınca, bu kez ayrı ayrı kuvvet komutanlarına kendi kuvvetlerindeki liste gönderilir, tekrar görüşleri alınır. Bütün bu aşamalardan sonra terfi listesi YAŞ’tan önce oluşur. Bu kez ben bu listeleri alıp Başbakan’a giderim. Başbakan da listeye bakar, gerek görürse değişiklikler yapar. Ondan sonra da onay verir. Ben onay verilmiş listeyle YAŞ toplantısına giderim. Yani kararlar anlattığım prosedür sonunda ortak alınan kararlardır. Darbe girişimine katılan FETÖ’cü oldukları anlaşılanların terfileri de bu prosedürle yapılmıştır.”

Özel'in devamındaki sözleri ise şöyleydi:

“Haklarında bir ihbar veya iddia olmamış. Olsa mutlaka incelenirdi. Dosyaları da temiz, parlak siciller, ayrıca istihbarat raporları da temiz gelmişse, artık sizin yapacağınız bir şey yok demektir. Demek ki kendilerini çok iyi gizlemişler. Çünkü araştırma yapılırken etraftan da bilgi toplanır, ailelerine dahi bakılır, istihbarat toplanır. Terfi edenlerin dosyaları ve istihbarat raporları temizdir ve haklarında bir ihbar yapılmamıştır ki, terfi edebilmişler. Sistem böyle işler.”

Özel anlatmış olmalıydı ki, Fikret Bila şu ayrıntıları da aktarmıştı:

“2105 yılı YAŞ hazırlıkları devam ediyordu. Genelkurmay’da daha önce özetlediğimiz prosedür sonucu terfi listesi hazırlanmıştı. Başbakan Ahmet Davutoğlu’ydu. Necdet Paşa daha önceki yıllarda yaptığı gibi listeyi alıp, Başbakan Davutoğlu’na gitti. Başbakan ve Cumhurbaşkanı da bir liste üzerinde çalışmışlardı. İki liste karşılaştırıldı, çelişkiler vardı, bazı isimler tutmuyordu. Özel Paşa farklılığın nedenini sordu, ancak Başbakan açıklama yapmadı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmeyi kararlaştırdılar. Özel Paşa’nın önerisiyle, toplantıya Genelkurmay Başkanlığı görevini devralacak olan Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar Paşa da katıldı. Erdoğan, Davutoğlu, Özel ve Akar toplantı yaptılar. O sırada kuvvet komutanları da dışarıda hazır bekliyorlardı. Kendi kuvvetleri konu olduğunda onlar da Özel Paşa’nın önerisiyle içeri girip görüşlerini aktardılar. Sonuçta terfi listesine bu dörtlü toplantıda son şekli verildi. Liste YAŞ’tan geçti ve onaylandı.”

Ve bu satırlardan sonra Özel o toplantıyla ilgili görüşünü şöyle özetlemişti:

“Necdet Özel siyasi iradenin onayı olmadan hiçbir listeyi veya konuyu YAŞ gündemine almamıştır.”

ERDOĞAN'DAKİ LİSTEYİ KİM HAZIRLADI?

Sözkonusu açıklamalardan anladığımız, 2015'te 2 liste varmış; Genelkurmay'ınki, Davutoğlu ve Erdoğan'ınki.

Erdoğan'ın listesinin nasıl oluşturulduğunu, Genelkurmay ve Akıncı davalarından az çok biliyoruz. Keza Hulusi Akar da TBMM 15 Temmuz Darbe Teşebbüsünü Araştırma Komisyonu'na gönderdiği bilgi notunda, “Hassas kaynaklardan” yararlandıklarını açıklamıştı.

Liste; AKP Milletvekili, eski General Şirin Ünal başkanlığında bazı kurum ve kişilerden alınan bilgilerle hazırlanmıştı.

İddialara göre, 2015'te listeye Mehmet Dişli de konmuş, ancak o dönem AKP Milletvekili, şimdi Hollanda Büyükelçisi olan ağabeyi Şaban Dişli bunu öğrenince, Ünal'la tartışıp, “Kardeşime iftira atılıyor” deyince, listeden çıkarılmış.

2015 YAŞ toplantısıyla ilgili bir başka ayrıntıyı Ocak 2018'de yazmıştık.

Listelerin oluşumunda görev alan ve “Kaynak-1” olarak adlandırılan darbe davalarının gizli tanığı kod Abdullah, Aralık 2017'de bir davada verdiği ifade sırasında Necdet Özel'in söz ettiği dörtlü toplantı hakkında bazı iddialarda bulunmuştu. Kod Abdullah'ın anlattıkları şöyleydi.

25 subayın adı YAŞ öncesinde bir şekilde Erdoğan'a ulaştırılmış ve bunların terfisinin engellenmesi gerektiği bildirilmiş. Erdoğan da bunu hem Davutoğlu hem Özel'e vermiş. Davutoğlu listedeki isimlerin “FETÖ'cü” olduğuna inanmazken, Özel listeyi MİT'e gönderip, bilgi istemiş. MİT'ten gelen “FETÖ'yle bağlantıları yoktur” şeklindeki yazı üzerine Özel, “İşte budur” diyerek, terfi listesinde hiçbir değişiklik yapmamış. Bu gelişmeyi öğrenen Erdoğan, Davutoğlu ve Özel'i toplantıya çağırıp, bir kez daha terfi listesinde değişiklik yapmalarını istemiş. Sonuçta, Davutoğlu o toplantıdan “kıpkırmızı” bir yüzle çıkmış, ama listede çok da büyük değişiklikler yapılmamış.

MEHMET DİŞLİ KİMDİR?

2015 YAŞ listesinde adı var mıydı yok muydu, bilmiyoruz; ama o sene Tümgeneralliğe terfi ettirilen Mehmet Dişli'nin kim olduğuna gelelim. 

15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Başkanıydı. Darbecilerin hazırladığı sözde atama listesine göre de aynı göreve devam edecekti.

Tam 16 yıl Hulusi Akar'la birlikte çalıştı. Ondan toplam 12 takdirname aldı.

Ancak 15 Temmuz'da hem Akar'ı derdest ettirip Akıncı'ya götürmekle suçlandı hem de ertesi sabah Akar'la birlikte Çankaya Köşkü'ne gitti, diğer rehinelerin kurtarılması için burada kurulan kriz masasında görev yaptı. 

Duruşmalarda kendisini şöyle savundu:

“Ben 2015 yılında devletin en üst kademelerinin en ince ayrıntısına kadar yaptıkları değerlendirmeler sonucu hakkımda en ufak bir şüphe dahi olmaması nedeniyle 3. sıradan Tümgeneralliğe terfi ettirildim. Hakkımda herhangi bir şüphe dahi olmadığı için de pasif bir göreve atanmayıp, Genelkurmay Karargâhındaki mevcut görevime devam ettirildim.”

SARAY'IN GENELKURMAY BAŞKANI MI OLACAKTI?

Dişli'nin 15 Temmuz yaşanmasa, 18 Temmuz'da ağabeyi Şaban Dişli aracılığıyla kendisine randevu veren Erdoğan'a, “TSK-2033” dönüşüm planını anlatacağını, o gece Karargâha bunun hazırlığını tamamlamak üzere geldiğini vurguladığını da belirtip, hakkındaki bir başka iddiayı hatırlatalım.

14 Aralık 2017'de yazdık.

İddianın sahibi dönemin Genelkurmay Plan ve Prensipler Başkanı eski Korgeneral Salih Ulusoy'du. Tutuklanan ve ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Ulusoy, Genelkurmay Çatı Davası'nda, Saray'da kurulan “Hârekât Merkezi” ve Mehmet Dişli hakkında şunları anlatmıştı:

“Cumhurbaşkanlığının altında güzel bir karargâh kurulduğunu biliyorum. Ben de adam verdim oraya. Orayı kuranlara, Genelkurmay Karargâhını gezdirdim... Vicdanen şunu söylemem lâzım; Erdoğan'ın 1 numaralı adamı olan ağabeyi Şaban Dişli'den dolayı Mehmet Dişli'nin terfi şansının bulunmadığını geçmişte birçok platformda dile getirdim. 15 Temmuz'dan 1 ay önce Mehmet Dişli bana geldi, 'Genelkurmay Başkanımızı ikna edemiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız beni yeni kurduğu karargâha istiyor. Genelkurmay Başkanımız izin vermiyor' dedi. Ben de, 'Bu seninle alakâlı değil. Genelkurmay Başkanımız açıkladı bunu. Eğer orada bir general olursa, Cumhurbaşkanımız onu Genelkurmay Başkanı gibi görmeye başlar. İki başlılık olur, onun için' dedim. Gitti.” 

Ulusoy'u doğrulayan başka kaynakların verdiği ilave bilgiler ise şöyleydi:

Dişli’ye Saray'daki karargâhın başına geçme teklifini bizzat Erdoğan yapmamış. Akar söylemiş ve “Seni çağırıyorlar, ama ben uygun görmüyorum” demiş. Ardından Genelkurmay J Başkanlarını toplayıp, konuyu burada da gündeme getirmiş ve “İki başlılık olur” yorumunu yapmış. J Başkanları da aynı görüşte olduklarını belirtince, Dişli'nin Saray kadrosuna dahil edilmesi projesi yatmış.

Bu iddiaların bugüne kadar yalanlanmadığını, ayrıca darbeden ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Ulusoy'un, dava sonunda “örgüt üyeliğinden” cezalandırılıp, tahliye edildiğini belirtelim.

DİŞLİ VE YAYCI

Toparlarsak;

Acaba Ahmet Davutoğlu, 2015 YAŞ sürecini neden Akın Öztürk başta olmak üzere daha ön planda olan isimler değil de ağabeyi AKP'li olan Mehmet Dişli üzerinden anlattı?

“Onu ben değil, siz terfi ettirdiniz” anlamına gelen mesaj, Erdoğan'a, Akar'a ya da her ikisine miydi?

Ve 15 Temmuz'un siyasi ayağıyla ilgili olarak kendisini ima edenlere bir cevap mıydı?  

Son olarak; geçtiğimiz günlerde TSK'da Cihat Yaycı krizi yaşandı ve kriz Yaycı'nın istifasıyla sonuçlandı.

Yaycı'nın Erdoğan'la randevusuz görüşen biri olması, bunun da Hulusi Akar'ı ne kadar rahatsız ettiği çokça konuşuldu, yazıldı.

Dün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Yaycı hakkında şu açıklamayı yaptı:

“Kendisi Deniz Kuvvetleri’nde takdirle karşılanan, başarılı işlere imza atmıştır. Değerli bir amiralimizdir. Bir askerin, bir bürokratın, bir görevden başka bir göreve atanması ne kadar normalse, Sayın Yaycı için de öyledir. Böyle kararlar keyfi olarak ele alınmaz. Kendisi çalışmalarıyla bugüne kadar çok değerli katkılar vermiştir, bundan sonra da vermeye devam edebilir.”

İster misiniz, Saray'da Mehmet Dişli için düşünüldüğü öne sürülen göreve, Yaycı atansın!..

Adaletli, huzurlu, sağlıklı bayramlar dileğiyle; Silivri'deki Barış'lara, Hülya Kılınç'a ve Murat Ağırel'e kucak dolusu sevgiler.

Müyesser YILDIZ – 24 Mayıs 2020