İtalya’da İki Komün; Hayallerinin peşinde gidenler...

Yolculuk süreçtir, serüvendir, yaşamın ta kendisidir benim için. Dünyanın sadece benim çevremde dönmediğini söyler. Yalnız olmadığımı da... Dilini bile bilmediğim coğrafyalarda belki de en çok beden diliydi yardımcım. Yine böyle bir pencereden tanıdım, gezdim Lumen’i, Solaria’yı...

İtalya'nın kuzeyinde Placenzia şehrine 50 km. uzaklıkta küçük bir komün Lümen. Davide ve Maryo’nun girişimleriyle başlayan ve büyüyen Lümen’de 20 kişi yaşıyor. Lümen’in ekonomik sürdürülebilirliği doğal tıp, terapi üzerine üç yıllık eğitim veren özel bir üniversite ile sağlanıyor. Okuldaki öğretmenlerden beşi komünde yaşıyor. Anatomi, reiki, kristal, bitkilerle tedavi üzerine dersler ile birlikte tıp eğitimi de veriliyor. Devletle anlaşmalı olarak, sadece hafta sonu derslerin verildiği bu üniversiteden mezun olanlar doktor olarak çalışabiliyor. Uzaktan gelen öğrenciler için konaklama imkanı da var.

Lümen’in finansmanında okulun olduğu kadar terapiye gelen özel hastaların da katkısı var. Farklı şikayetlerle gelen hastalara yapılan kas testinin ardından uygun terapi türü saptanıyor. Kristaller konusunda uzman olan Barbara, akıl hastalarından alkoliklere pek çok insan için farklı tedavi süreleri olduğunu söylüyor.

Gelen ziyaretçiler için verilen seminerlerden sağlanan gelir ortak bir havuzda toplanarak komünün ihtiyaçları için kullanılıyor. Üniversite binasında seminer ve diğer faaliyetler için biraraya gelinen, içinde piyano ve çeşitli müzik aletlerinin de bulunduğu bir salon bulunuyor. Salonun orta bölümünde de beyaz perdelerle çevrili küçük bir kilise var.

Lümen’de yaşayanlar arasında komün dışında çalışanlar da yer alıyor. Ama herkes uygun olduğu zamanlarda komündeki farklı işlere yardım ediyor. Benim komüne konuk olduğum sırada, yazın sıcağında biraz olsun ferahlayabilmek için inşaat halindeki açık havuzu bitirmeye çalışıyorlardı.

Komündeki beş çocuk yerleşime en yakın okulda eğitim görüyorlar. Komünde yaşayan bir aşçı her gün için yemek yapmayı üstlenmiş.Yemek çanı çaldığında herkes büyük bir masanın etrafında toplanıyor, herkes kendi servisini yapıyor. İşbölümü adına küçük, büyük herkes yemekten sonra kendi bulaşığını yıkıyor. Vejetaryen hatta vegan bir beslenme alışkanlıkları olmasına rağmen 2-3 haftada bir yumurta ve peynir yiyorlar. Şeker yerine balı tercih ediyorlar.

Lümen’de aylık bir dergi yayınmlanıyor ve tüm hazırlıkları, basımı, paketleme dahil burada yapılıyor. Komünde her sabah karar alma toplantıları düzenleniyor. Bu toplantılar herkese açık.

Sosyal ve ekonomik anlamda "kendine yeten" bir grup olmasına rağmen alandaki yetersizlik nedeniyle ihtiyaçları kadar ürün yetiştiremiyorlar. Bu nedenle de dışarıya bağımlılar. Komünde plastik ve kağıtlar ayrılarak, geri dönüşüme gönderiliyor. Kompost yapılmıyor ancak ekolojik deterjanlar kullanmaya özen gösteriliyor.

Lümen’de yaşayanlar gerçekten çok sıcak; çocuklar çok mutlu. Her ay farklı bir ülke için parti düzenleyip kutlamalar yapıyorlar.

Gezdiğim, coğrafyası ve insanıyla beni etkileyen bir başka komün de, Centro Solaria. Aslında sadece 3 kişi (anne-baba-çocuk) yaşıyor Solaria’da. Yazın gönüllülerle bu sayı artıyor. Bu yaz komünde sekiz kişiydik. Fransa-İtalya sınırına yakın, denizden 700 m. yükseklikte, dağların eteğinde bir İtalyan komünü. Arabayla tırmanarak çıktığımız, sisler ve yeşiller arasındaki bu yer büyüledi beni.

Gitmeden önce komünden Anja ile bağlantıya geçmiştim. Anja 12 yıl önce au-pair olarak Roma’ya gelmiş, sonra ülkesi Almanya’ya dönüp eğitimini tamamlamıştı. Kendini Almanlardan çok İtalyanlara yakın hissettiğinden olmalı, eğitimini tamamlayınca İtalya’ya yerleşmeye karar vermiş. Pisa’da yaşıyor ve çevirmenlik yapıyor... Aslında gönüllü çalışmak için Türkiye dahil pek çok ülkeyle bağlantıya geçmesine rağmen yine rüzgar onu İtalya’ya yönlendirmiş. Çevirmenliğin getirdiği rahatlıkla pek çok ülkedeki alternatif oluşumları da izleme şansı buluyor. Anja, Solaria’ya ilk kez geçen kış iki ay için gelmiş, ama ileride burada uzun vadeli yaşamayı istiyor. Eski işi nedeniyle bir yıl kadar Türkiye’de kalmış, az da olsa Türkçe konuşmak onun kadar beni de çok mutlu etti.

Annorita ve Fortunato iki buçuk yıl önce çevre koruma, yenilenebilir enerji ve enerji koruma üzerine çalışmalar yürüten Paea Derneği’nin bir projesiyle bölgeye yerleşmişler. İki hektarlık alanda, alındığında çatısı olmayan iki ev varmış. Zamanla bu ev sayısı üçe çıkmış.

Eko-mimari, permakültür, atık yönetimi, enerji korunumu, çevre eğitimi vb. konularda gruplara kalacak yer imkanı da sağlayan eğitim çalışmaları ve seminerler veriliyor Solaria’da. Komünde ortak bir bütçe oluşturuluyor, ancak bu yine de yeterli olmuyor. Ziyaretçilerden ve seminerlerden alınan ücretler ve yaz kamplarıyla, bütçe desteklenmeye çalışılıyor.

Komünde süt ve yoğurt da kullanarak vejetaryen besleniyorlar. Buraya sürekli gelen bir başka gönüllü de Gabriel. Üniversitedeki biyoloji eğitimini bırakıp çevreyle ilgili eğitimler almış, kurslara katılmış. Çocuk ve gençlere yönelik eğitim kampları düzenliyor. Bir ay önce de benzer bir çalışmayı 12-14 yaş arası çocuklarla Solaria’da gerçekleştirmiş.

Guido ve Cristina, Torino’da zihinsel ve sosyalleşme sorunu olan gençlerin tedavi edildiği bir merkezde sosyal hizmet uzmanı ve psikolog olarak çalışıyorlar.

Onlar da yaz döneminde, çalıştıkları yer tatilde olduğu için, gönüllü olarak gelmişler Solaria’ya. Gabriel gibi onlar da yaz döneminde, üç eğitimciyle 21-39 yaş arası 12 zihinsel engellinin katıldığı bir hafta süren bir kamp düzenlemişler. Kampta ekmek, bitkilerden yağ ve kandil yağı yapımı, fidan dikme, toprağı işleme vb. işler yapılmış.

Fortunato’nun eşi Annorita 35 yaşlarında. Sekiz aylık hamile olmasına rağmen orada kaldığım süre boyunca oturduğu tek bir ânı yakalayamadım, diyebilirim. Günleri yaklaştıkça komşu köyde doğal yollarla doğum yaptıran bir arkadaşının yanına taşınmayı planlıyordu. Diğeri ise Ainhoa, iki buçuk yaşında bir kız çocuğu. Fortunato ve Annorita, Ainhoa’yı diğer çocuklarla iletişim kurabilmesi ve sosyalleşmesi için yakın bir anaokuluna göndermeyi planlıyorlardı.

Elmasından, eriğine, armuduna arazide pek çok meyve ağacı bulunuyor; iki tane de kompost yapılmış. Birinde humus yapılırken diğerinde de daha çok günlük organik atıklar toplanıyor. Şişelerin tekrar tekrar kullanılmasına özen gösteriyorlar; diğer atıkları da geri dönüşüm için kent merkezine götürüyorlar.

Solaria’da yaklaşık 40 yıl önce Fukuoka adlı bir Japon tarafından bulunan sinerjik tarım tekniği uygulanıyor. Emilia Hazelp adlı bir İspanyol tarafından geliştirilerek Avrupa’da uygulanmaya başlanan bu tekniği Solaria’ya iki yıl önce Emilia tanıştırmış. Benim de ilk kez duyduğum ve gördüğüm bu teknikte suni gübre ve ilaçlama yapılmaksızın yetiştirilecek ürünler tümsek üzerine ekiliyor. Toprağın her karışmasında içeri giren oksijen bitkiyi büyüten bazı mikroorganizmaların ölümüne neden olduğundan ürün yetişip toprağa düşene kadar ürüne dokunulmuyor.

Maalesef yetişen ürünler komünü besleyecek yeterlilikte değil. Alanda gözlemleyebildiğim kadarıyla domates, fasulye, bezelye, kıvırcık, brokoli, maydanoz, buğday ekilmiş.

Güler yüzlü sevecen bu insanlar gittiğimiz gün, kış için, kendi bahçelerinden topladıkları meyvelerle reçel ve marmelat yapıyorlardı. O gün sofrada baba-oğul iki Danimarkalı ziyaretçi daha vardı. Sisin çöktüğü gecenin karanlığında, yeşiller arasındaki masamızda, Solaria’nın üzümlerinden yapılmış kırmızı şarabımızı yudumlayıp sohbet ederken hayatın yaşanmaya değer olduğunu bir kez daha hissettim.

Alanda, İtalyan mühendisler tarafından yapılmış, Forno Solara diye adlandırdıkları, güneş enerjisiyle çalışan bir ekmek fırını da bulunuyor. Güneşten gelen ısıyı aynalar yoluyla toplayarak 300 dereceye kadar çıkarabilen bu fırın, özellikle pizza ve ekmek yapımında kullanılıyor.

Gabriel’in Alman mühendis arkadaşları, evlerin tamiratı ve onarımı sırasında çok destek olmuşlar.

Çalıştıkları yerlerde kullanılmayan güneş panellerini ve fotovoltaikleri Solaria’ya getirmişler. Suyun ısınması ve evlerin aydınlatılması bu şekilde sağlanıyor. Çamaşır makinesi gibi daha yüksek enerji isteyen aletler şehir şebekesinden besleniyor. (Su tamamen doğal kaynaklardan küçük bir pompa ile çekilerek kullanılıyor.)

Aynı mühendisler, yaz aylarında mimar, halıcı gibi çeşitli mesleklerden kişilerden oluşan 15 kişilik bir grupla gelerek çatısı eski evlerden birini pasif ev olarak tamir etmişler. Gerekli malzemeleri yanlarında getiren ekip alanda öğleye kadar çalışırken öğleden sonraları da ilgilenenlere bu konuda konferans vermiş. Özel yalıtımlarla dışarıdan enerji almak zorunda kalmadan ısınabilen bu ev modelleri her yerde olduğu gibi İtalya’da da yeni gündeme geliyor.

Planlanan kurslar Solaria’nın bağlı bulunduğu dernek sayesinde duyuruluyor. Rahat ve içlerinden geldiği gibi, "Small is beautiful-Küçük Güzeldir"i yaşayan bir grup sevecen, ilgili insan... Onları hatırladıkça evrene teşekkür etmemek, şükran duymamak mümkün değil.

Tüm bunları dinlerken kentlerde bir yerlere yetişmek için yaptığımız küçük ama zor seyahatleri düşündüm. Günlük enerjimizin yarısını ulaşmak istediğimiz yere gelmeden kaybettiğimiz yolları... Sonra büyüdüğümüz ortamları, arabalarla taşındığımız, güvenli yerlerde korkarak büyüttüğümüz çocuklarımızı. Bu iki komünün sakinlerinin gülümseyen ve mutlu yüzlerinde kendi içlerine yaptıkları seyahatler kadar, sanırım bunlar da var.

"Savaşa hayır", diyen, barış içinde yaşamak isteyen bir dünyayı gördükçe ve bu inancın yaydığı enerjiyle hiçbir şeyin zor, hatta imkansız olmadığını düşünüyorum.

Meltem CEYLAN - 27 Nisan 2004

http://www.bugday.org/

Son Yazılar