ahmet ercan

İstanbul’da ne zaman deprem olur? (2)

Başbakan yıkmazsa deprem yıkacak!

İstanbul’da 1999’daki depremde yıkılmayan binaların hepsi yorgun şu anda. Levent’teki yapılar 4. raunttan çıkmış boksör gibi, Cihangir’dekiler 5. raunttan, Fatih, Bakırköy ve Avcılar’dakiler 9. raunttan çıkmış gibi... Yapılar da insanlar gibidir. İstanbul’dakiler çok yorgun, çoğu da yaşlı ve hasta...

Başbakan kesinlikle haklı. Güçlendirme çözüm değil. Binalar yıkılacak, baştan yapılacak. Benim 81 yaşındaki annemi 18 yaşında yapabilir misiniz? İşte bu kadar basit! Aksi takdirde Başbakan yıkmazsa bu binaları, deprem yıkacak. Binlerce, onbinlerce insan da altında kalıp ölecek!

Hocam deprem açısından İstanbul’la Van’ı karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?

Şu anda bir deprem olsa, İstanbul’u kimse kurtaramaz, Türkiye’nin ekonomisi çöker. İstanbul’da 7.3 büyüklüğünde bir deprem bekliyorum ben. Eğer 7.3’ü tek bir deprem yaparsa, aşağı yukarı Van’ın 2-3 katı daha büyük hasara yol açar İstanbul’da. Tabii oransal olarak söylüyorum. Van’daki yapı sayısı 3 bin kadar, İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 600 bin yapı ve 4-4.5 milyon konut olduğu sanılıyor. Kesin rakamları bilmiyoruz. Bu rakamlar tahmini. Belediye de doğrusunu bilmiyor. Çünkü hâlâ arı gibi kaçak yapı yapılıyor. 1.6 milyon yapının yüzde 38’inin yapılma, yüzde 67’sinin ise kullanma izni yok. Yani neredeyse her 4 yapıdan 3’üne belediye kullanma izni vermemiş. Boğaz’daki villaların çoğunun da kullanma izni yok. Boğaz’ın her iki tarafı kaçak villalar cenneti gibi. Sonuçta İstanbul’daki yapıların yüzde 70’i çarpık yapılaşma ürünü. Çarpık yapılaşma ne demek? Plansız, tasarısız, nasıl yapıldığı belli olmayan, hiçbir mühendislik hizmeti almamış, yer özelliklerine bakılmamış, gelişigüzel yapılara biz çarpık yapılaşma diyoruz. Bu durumu görmek için İstanbul’a şöyle bir bakmanız yeterli. Çoğu semtte bırakın sokakları, caddelere bile zor giriliyor darlıktan...

Dolayısıyla Van’daki gibi bir arama-kurtarma mümkün değil. Tüm dünyadan arama-kurtarma ekipleri gelse bile değil mi? Van’da, Erciş’te enkazları dolaşırken hep bunu düşünmüştüm...

Kesinlikle haklısınız. Oradaki gibi bir arama-kurtarma mümkün olmayacak. Normalde tüm dünyada depremlerde göçük altından kurtarma oranı yüzde 17’dir. Van-Erciş’te 3 bin 755 kurtarmacı, 96 takım vardı. Yıkılan bina sayısı ise sadece 78’di. Ve kurtarmacılar ortalama yüzde 17 olan kurtarma oranını yüzde 24’e çektiler. Son Van Depremi’ndeyse olağanüstü bir başarıyla kurtarma oranı yüzde 76’ya çekildi. Ama yıkılan yapı sayısı azdı. Müdahale çok çabuk oldu. Çünkü Van’da ilk depremde sadece 6 yapı göçmüştü, ikinci depremde ise 25. Ve yüzde 76 ile dünya birinciliği elde ettiler kurtarmacılar. Ama önemli olan göçük altından kurtarmak değil, göçük altına sokmamak.

Bunu nasıl başaracağız peki? Tabii bir de şunu konuşmak lazım, sizce olası bir depremde İstanbul’da ne kadar bina yıkılır?

Bu soruya şöyle yanıt vereyim; İnşaat Mühendisleri Odası’nın 2008’de çok dürüst olarak yaptığı bir çalışma vardı. İTÜ’de bir toplantı yapmıştık, orada sundular. İçler acısı bir durum var ortada. İstanbul’daki her 100 projeden sadece 8’inde mühendislik hizmeti alınmış. Yani yüzde 92’sinde mühendislik hizmeti yok. Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor; İstanbul’daki yapıların yaklaşık yüzde 2’si 7.5 büyüklüğündeki bir depremde güvenli.

Sadece yüzde 2’si mi?

Evet. Bunlar da, A türü dediğimiz çok varlıklı insanların yaşadığı, sağlam yerdeki, sağlam konutlar. Zaten depremde hiçbir zaman varlıklı insanlar ölmez. Hep yoksullar ölür. Geri kalan aşağı yukarı yüzde 8 dolayındaki yapı ise B türü yapı.

B türü yapı ne demek?

Yapı gereçleri, donatıları doğru seçilmiş ama depreme güvenli bir şekilde tasarlanmamış yapı. Geri kalan yapıların da ne olduğu belli değil ve bir yandan da sürekli olarak bina yapılıyor İstanbul’da. Ama son yıllarda daha güvenli sınıra doğru çekilmeye başlandı. Çünkü 2003’ten sonra yapı denetimi başladı. Ama bunun paralelinde halen kaçak yapılaşma ve kaçak kat çıkma devam ediyor. Özellikle seçim dönemlerinde... Bu konuda çalışan bir öğrencim var. “Hocam her seçim döneminde İstanbul’a yeni bir semt ekleniyor” demişti. Tabii belediyeler de oy almak için oralara ulaşım servisi götürüyorlar, altyapı yapıyorlar, böylelikle kaçağı desteklemiş oluyorlar. Bir taraftan kızıyorsun, bir taraftan destekliyorsun ve böylelikle kaçak yapılaşma sürüyor.

İstanbul’daki yapılarda en temel hata nedir peki?

Yapı hastalıkları diyelim biz ona, İstanbul’daki yapıların yüzde 64’ünde toprak ıslaklığı var.

Bu ne demek?

Toprak ıslaklığını normalde jeofizik elektro çekerek bulabiliyoruz. Bizim yöremizde, Aydın’da annelerimiz, “Oğlum nalınlarını ayağına giy, yer yaş, soğuk alırsın. Yaş yere çıplak ayakla basma” derlerdi. Yaş olan yerler insanı hasta ettiği gibi yapıyı da hasta eder. Yapı insana çok benzer. Yapının temeli havada değil, yerdedir. Ve yere temeliyle tutunur yapı. Temelin bulunduğu yerin yaş ya da ıslak olmaması gerekiyor. Eğer yer, yaş, ıslak ve suluysa ve oraya ille de yapı yapılacaksa biz onu jeofizik elektro çekerek belirliyoruz. Aşağı yukarı 20-25 dakikamızı alıyor bu. Hiç delmeden, kuyu sondaj falan yapmadan... Ve bakıp diyoruz ki mesela, “Buradaki ıslaklık derinliği 2.5 metre. Eğer 15 metre daha gidersen burada yeraltı suyu da var!” İnşaat mühendisi bunun üzerine yapıyı tasarlıyor. Diyor ki, “Burada bir ıslaklık sorunu var!” Eğer dürüstse tabii... Kazısını yapıyor, ıslaklık oranını görüyor, o ıslaklığın, suyun, yapının köküne gelmemesi için inşaat teknolojisiyle bir yalıtım bohçası yapıyor oraya... Yer çarşafı dediğimiz ıslaklık geçirmeyen materyaller var, yere onlardan seriliyor, bir yalıtım yapılıyor ve o su yapıya gelmiyor. Yapı güvenli oluyor.

İstanbul’daki yapıların yüzde 64’ünde kemik erimesi var!

Islak yere bina yapılırsa ne olur?

Betonlar sünger gibidir. O ıslaklığı alır yukarıya doğru çeker. Hatta yapılara dışarıdan bakınca alt veya üst katlarda pul pul boyaların döküldüğünü görürüz. O, burada ıslaklık yürüyüşü var, yapı buradan çürüyor anlamına gelir.

O zaman beton yumuşuyor mu?

Aynen öyle. Beton kötü döküldüyse, gözenekliyse bir taraftan oksijeni, diğer taraftan da suyu alır ve içindeki donatı paslanmaya başlar. Yapıyı depreme karşı ayakta tutan donatılardır. Biz Van’da hep o donatıları inceledik. Beton ufalanmıştı, donatılar da sıyrılmış, düğüm yerlerinden kopmuştu. İşte beton suyu çekerse paslanma başlar. İstanbul’da inşaat mühendisleri ve mimarlarla baktığımız birçok yapıda gördük ki, betonun içinde donatının izi var, ama kendisi yok. Paslanmış, çürümüş gitmiş. Ben bunu yapılarda kemik erimesi diye adlandırıyorum.

Demirin izi bile yok!

O derece tehlikeli bir durum var yani İstanbul’daki binalarda? Demir hiç kalmamış, öyle mi?

Evet. O derecede yapılar var. Demirin sadece izi var. Bu oran İstanbul’daki binalarda yüzde 64. Yani İstanbul’daki yapıların yüzde 64’ünde kemik erimesi var. Yapılar kadınlara o kadar benzer ki... Kadınlar çok doğurduğu zaman vücutlarında kalsiyum azalır, kemik erimesi başlar... Benim annem 5 defa doğurmuş, kemik erimesinden, büzüldü gitti. İşte İstanbul’un yapıları da aynı benim annemin durumu gibi, kemik erimesi yüzde 64...

Yaşlı insanların ufacık bir düşmede bile bir yerleri kırılır. O zaman İstanbul’daki binalar da böyle mi?

Evet. Bir deprem vurmasına bakar. Deprem vurunca kırar o binaları. Çünkü onun sadece düşey yükünü taşıyıcı beton vardır. O beton da eskimiştir. Beton da döktüğünüz zamanki beton değildir, zaman içinde eskir. Her deprem oluşunda içinde çatlakçıklar oluşur, ardışık depremler o çatlakçıkları çatlak yapar, daha sonra kırık yapar ve en sonunda bina göçer. 1999’da yıkılmayan İstanbul’daki binaların hepsi yorgun şu anda. Mesela Levent’teki yapılar aşağı yukarı 4. raunttan çıkmış boksör gibi, Cihangir’deki yapılar 5. raunttan, Fatih, Bakırköy, Bağcılar, Bahçelievler, Zeytinburnu, Yeşilyurt, Yeşilköy, Florya, Küçükçekmece, Güneşli, Mahmutbey, Avcılar, Esenyurt ve Büyükçekmece’deki binalar 9. raunttan çıkmış boksör gibi. Yani yapılar yorgun ve yeni depremi bekliyor. Dolayısıyla deprem çok büyük olmasa da İstanbul’u etkileme oranı fazla olacaktır. Çünkü 7.5’luk Gölcük Depremi’nin etkilediği binalar bunlar.

Van Belediye Başkanı cinayetten yargılanmalı!

Şu an için İstanbul’da deprem tehlikesine karşı yapabileceğimiz bir şey var mı?

Ben yeni bir yapı alacak olsam, en kötüsü 1999’dan sonra yapılan bir yapıyı alırım. En akıllıcası ise 2007’den sonra yapılan yapıyı satın almak olur.

Dünkü konuşmamızda, “Ben olsam TOKİ konutlarında otururum” demiştiniz...

Kesinlikle... Bayağı bir TOKİ reklamı yapmış gibi oldum ama doğruyu da alkışlamak gerekir. Nasıl ki kötü olanı yeriyorsak... Yalnız burada hemen belirteyim, TOKİ’nin Yalova’da Hacı Mehmet Ovası’ndaki yapılaşması yanlış. Hacı Mehmet Ovası’nda çok büyük yıkım olmuştu. TOKİ geldi oraya evler yaptı, bunu kim önerdi bilmiyorum, yanlış.

Ovada yüksek bina yapıldığı için mi yanlış?

Tabii...

Peki yine İstanbul’a dönersek, başka gördüğünüz eksiklikler nelerdir?

Gereç eksikliği ve beton niteliksizliği çok yüksek, yüzde 41 oranında. 2007 yönetmeliğine göre beton niteliğinin BS 20 veya üstü olması gerekiyor. Beton zamanla eskir. İnsan eskimiyor mu? Ben 18 yaşındaki Ahmet Ercan değilim ki, eskimiş durumdayım. Aynı şekilde yapılar da eskir. Türkiye’de betonarme yapılar 1950’de yapılmaya başlandı. Betonarme yapıların yaşı da insan yaşıyla özdeştir. 50-70 yıl yaşarlar. Bu yaştaki bir yapı ayaktadır ama artık güçsüzdür. Onun yenilenmesi gerekir. Yenilenmesi, güçlendirilmesi değildir ama. Ben güçlendirmeye inanmıyorum. O binanın yıkılıp yeniden yapılması gerekir.

Başbakan haklı yani?

Kesinlikle, yüzde 100 haklı... Tamamen katılıyorum Başbakan’a. Ve alkışlıyorum hareketini. Siyasi görüşü bir tarafa bırakalım, depremde siyaset olmaz zaten... İşte, Bayram Otel 47 yaşındaydı. 47 yaşındaki bir otele sen nasıl giydirme izni verirsin belediye olarak! Suçludur Van Belediyesi, bunu net söylüyorum. Giydirme iznini nereden aldı ki bu adam? Belediyeye başvurdu, “Benim otelin yapım yılı bu” diye... Belediye ona demeliydi ki, “Sen bu oteli giydiremezsin, bu yapı eski, yık yeniden yap!” Giydirmeye izin veren kimdir? Van Belediye Başkanlığı’dır, fen işleridir. Onlar da kesinlikle cinayetten yargılanmalıdır.

İstanbul’da en az 200 bin yapı yıkılıp yeniden yapılmalı!

İstanbul’da da Bayram Otel gibi çok otel vardır herhalde?

Kesinlikle. İstanbul’daki yapıların yüzde 11’i eski yapı... Bu oran aşağı yukarı bizim depremde ne kadar yapıyı yıkacağımızı da gösteriyor. Hiçbir şey yapmasak İstanbul’daki binaların en az yüzde 10-15’inin, yani yaklaşık 1 milyon kişinin oturduğu 160-200 bin yapının yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor. Eğer İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina varsa... Aslında ben yapıların hemen hemen tümünün yıkılıp yeniden yapılması gerektiğini söylüyorum. Çünkü böyle şehir olmaz! Ben Beşiktaş’tan Ortaköy’e arabamla 2.5 saatte gidebiliyorsam, bu bir şehir değildir. Hepimiz İstanbul’da yavaş yavaş ölüyoruz aslında. Deprem olmadan ölüyoruz. Bezginiz, sinirliyiz, hiddetliyiz, dövüşüyoruz, birbirimizi öldürüyoruz. Bu şehirde kaç kişi uygarca yaşıyor? Kaç kişi haftada bir sinemaya gidiyor, kaç kişi yürüyüş yapıyor?

Bütün bu yapıların yıkılıp yeniden yapılmasının maliyeti ne olacak, böyle bir hesap yaptınız mı?

Bir kere şunu söyleyeyim; deprem siyasetten uzak tutulmalı. Toplumun her kesimini ilgilendiriyor bu konu. Aynı olayı CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu söylerse mübah, Başbakan Erdoğan söylerse tukaka, öyle bir durum var bugünlerde. Depremde siyaset olmaz. Hemen rant diyoruz, haksız kazanç diyoruz. Her öküzün altında buzağı ararsak, bu çürük evlerin altında ölüp gideceğiz! İnşaat olur da kazanç olmaz mı? Elbette olur. Ama ben şöyle bakıyorum; binaların yıkılıp yeniden yapılması yüzde 30 katma değer getirecek. Yani sen olabilecek 250 milyar dolarlık bir zararı hem yapıları yenileyerek hem kentleşmeyi düzenleyerek hem de işsiz gençlere iş sağlayarak çözeceksin. Bu ülkede 10.5 milyon genç işsiz. Bu proje işsizliği sıfıra indiriyor ve aşağı yukarı yüzde 30’luk bir katma değer kazandırıyor ülkeye. Sonra devletin anayasal sorumluluğu halkın can güvenliğini sağlamaktır. Sadece teröriste karşı değil, depreme karşı, sele karşı, yer kaymasına karşı, çığa karşı... Ve kötü yapılaşmaya karşı. Bir başbakan, “Ben bu yapıları yıkmıyorum herkes başının çaresine baksın” diyemez. Yönetimi destekliyor gibi görünmek de istemem ama doğrusu bu. Doğrunun arkasında olmamız gerekiyor. Binaları eğer Başbakan yıkmazsa, deprem yıkacak. Altında kalan binlerce, onbinlerce insan da ölecek...

Söyleşiyi Yapan : Mine ŞENOCAKLI - 15 Kasım 2011 - Gazete Vatan

Aşağıda önceki yazıyı okuyabilirsiniz.Tıklayınız!
İstanbul’da ne zaman deprem olur? (1)