cumhuriyet koyu cocuklari

HDP’nin Demokrasi Tutum Belgesi üzerine…

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar 27 Eylül 2021 günü

yaptıkları ortak basın açıklaması ile 2023'te düzenlenecek cumhurbaşkanlığı ile milletvekili seçimleri öncesi ve sonrasına dönük olarak partilerinin tavrını ve ilkelerini açıkladılar ve 2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine yönelik değerlendirmelerine dair 'Demokrasi Tutum Belgesi'nin detaylarını paylaştılar.

Buldan ve Sancar, öncesinde yaptıkları ortak açıklamada 'parlamento seçimleri için 'demokrasi İttifakı' şiarıyla, 'halklar ve barış ittifakı, kadın dayanışması ve ittifakı, ekoloji ittifakı anlayışı temelinde, toplumsal ve siyasal muhalefet, emek, kadın ve gençlik hareketleri ile en geniş birlikteliği ve ortak mücadele zeminini büyütme kararlılığında olduklarını' söylediler ve eklediler: "Bunun dışında herhangi bir ittifak içinde yer alma arayışımızın olmadığını açıklıkla vurguluyoruz."

"Keyfiliği ve zorbalığı kurumsallaştırıp kalıcılaştırmayı hedefleyen ve yaşadığımız çoklu krizin ve çözümsüzlüğün başlıca kaynağı olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ve bu sistemi besleyen yapıları değiştirmek istiyoruz" diyen iki eş genel başkan, devamında şunları kaydettiler:

"Amacımız, bütün kuvvetleri ve nihai karar yetkisini tek adamda birleştiren bu otoriter ve tekçi sistemin yerine güçlü demokrasinin, çoğulcu demokratik sistemin tesis edilmesini sağlamaktır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkesel buluşmaların gerçekleşmesi, HDP seçmenlerinin ülkenin geleceğinde anahtar bir role sahip olmaları nedeniyle günceldir.”

Bu girişten sonra iki eş genel başkan 11 maddelik “Demokrasi Tutum Belgesi’ni açıkladılar.[[1]]

Bu Belge genel hatlarıyla, mevcut tek adam rejimine karşı, kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik parlamenter bir yönetim kurulması yönünde taleplerin yeraldığı bu maddeleri derinlemesine okumayan, yüzeysel değerlendirenler üzerinde olumlu izlenimler bırakan ve bu nedenle dönek liberal solcular tarafından yapılacak yorumları benimseyecek okur-yazarlara göre desteklenecek bir talepler dizisidir. Çünkü esas niyetler bu masum demokratikleşme taleplerinin arasına tam açık olmadan serpiştirilmiş bulunmaktadır. Açıklanmış olan 11 maddenin;

  1. Tarafsız ve bağımsız yargı:
  2. Kayyum rejimi değil halk iradesi:
  3. Barışçı dış politika:
  4. Kadına özgürlük ve eşitlik:
  5. Ekonomide adalet:
  6. Kamu yönetiminde liyakat:
  7. Doğaya saygı:
  8. Gençler için özgür yaşam:

başlıkları altında toplanan görüşler genel olarak herkes tarafından paylaşılabilecek ifadelerden oluşmaktadır. Ancak aşağıdaki bazı maddeler HDP/PKK’nın esas görüşlerinin yansıtıldığı taleplerdir:

  1. Güçlü demokrasi:

Birinci paragrafında ”kuvvetler ayrılığının tam anlamıyla işlediği, denge ve denetleme mekanizmalarının gerçekten etkili olduğu bir demokratik parlamenter sistem öngörüyoruz.” ana fikri herkes tarafından dile getirilen ortak bir taleptir. İkinci paragraf ise;

Güçlü demokrasi, aynı zamanda yerinden ve yerelden yönetim anlayışını gerektirir. Bu nedenle kuvvetler ayrılığının yerele doğru genişletildiği, yerel yönetimlere yetki ve kaynak devrinin güvence altına alındığı, yerel katılım mekanizmalarının işlediği güçlü bir yerel demokrasi olmadan güçlü demokrasiyi inşa etmek mümkün değildir.

şeklindeki demokrasinin güçlendirilmesini amaçladığı zannedilen “yerelden yönetim” talebi, gerçekte Osmanlı Devletinin zayıflatılmasında önemli rol oynamış, ulus/milli devletimizin dağıtılmasını kolaylaştırıcı hukuki altyapının kurulmasına yönelik, bir asırdan fazladır sürdürülen batı emperyalizminin standart saldırı reçetesidir.

Aslında, “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yerinden ve etkin idare” gibi vatandaşa sunulan cazip öneriler, merkezi idarenin zayıflatılarak, millî devletlerin çözülmesini amaçlayan bir emperyalist tuzaktır. Ülkemiz bu tuzakla daha önce de karşılaşmıştır. Yakın tarihimizde 100 yıl önce bu konu, “adem-i merkeziyetçilik” akımı olarak, döneminde İngiliz ajanı olarak tanınan ve mahkum olup, yurtdışına kaçan Sultan Abdülmecit’in torunu Prens Sabahattin tarafından çok işlenmiştir. Yaklaşan I. Dünya Harbi ile paylaşılacak olan Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet yapısının zayıflatılması amacıyla kendisine İngiliz istihbaratı tarafından önerilen “Adem-i Merkeziyet” programını Paris’te Jön Türklere götüren ancak kabul görmeyip reddedilen Prens Sabahattin, programını daha sonra liberallerin kurduğu Osmanlı Ahrar Partisi marifetiyle İttihat ve Terakki Partisine karşı ideolojik olarak kullanmıştır.

Prens Sabahaddin, Adem-i Merkeziyet (Yerinden Yönetim) projesine “Hayat-ı Umumiye Islahatı” yani “Hükümet Teşkilatı Islahatı” (günümüzde ABD’nin istediği Kamu Reformu) adını vermişti. Prens Sabahaddin, projesini 8 ana başlıkta açıklamıştır:

1- Mahalli Hükümetler, 2- İnzibat, 3- Adliye, 4- Temellük (Mülkiyet) 5- Memleket Servetinin İşletilmesi ve Nafia Teşkilâtı, 6- Maarif ve Mektebler, 7- Maliye, 8-Heyet-i Tanzimiye.

Bu sekiz alanda hükümet kurumlarının yeniden yapılandırılmasını ve bu alanlardaki merkeziyetçilikten vazgeçilerek yetkilerin mahalli idarelere (yerel yönetimlere) bırakılmasını ve eyalet sistemine geçilmesini öngörüyordu. Daha ayrıntılı bilgilere aşağıdaki bağlantıdan erişilebilir.[[2]]

HDP’nin önerilerinin 4. Maddesi ise çok vahim ifadeler içermektedir:

  1. Kürt sorununda demokratik çözüm: Türkiye’nin çözmesi gereken en köklü sorunu Kürt sorunudur. HDP, demokratik çözüm ve barış konusunda üzerine düşen her şeyi yapmaya, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin sorunlarını ve kaygılarını dikkate alan yapıcı bir rol üstlenmeye hazırdır. Cumhuriyetin demokratikleşmesi ile doğrudan bağlantılı ve iç içe geçmiş olan bu sorunun çözümü için muhataplarla diyalog kurulması, inkâr ve bastırma siyaseti yerine demokratik ve barışçı bir çözüm için adım atılması gereklidir. Meclis, diyalog ve çözüm zeminini kurarak, demokratik müzakere yöntemleriyle tüm toplum için geleceğin kazanılmasına önayak ve odak olmalıdır. Bu çerçevede, başta anadili hakkı olmak üzere tüm evrensel kimlik haklarının tanınması için gerekli düzenlemelerin yapılması büyük önem taşımaktadır.

Savaş politikaları, silah ve çatışma yöntemleri yerine, diyalog ve müzakere seçeneklerinin kendini tarihsel olarak dayattığı ve güncel olduğu aşikârdır. Bunun için Türkiye halklarının tümünün yararını ve geleceğini düşünerek herkes özveride ve fedakârlıkta bulunarak adım atmalıdır. Sorunlarımızı şiddet aracılığıyla değil; konuşarak, müzakere ederek, diyalog yoluyla çözmek temel düsturumuzdur.

Bu vahim ifadelere açıklık kazandırmak için biraz açmak gerekir:

Kürt Sorunu: Dünyada tek bir halktan, etnik kimlikten oluşan millet yoktur. Ulus/milli devletler çağında çeşitli kavimlerden/halklardan oluşan topluluklar “Millet” olarak vasıflandırılır. Nitekim Türkiye Cumhuriyetini kuran ebedi liderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” diyerek muhteşem bir millet tarifi yapmıştır.

Yürürlükteki Anayasamızın 66. Maddesine göre “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ve yine Anayasanın 10. Maddesine göre;

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

Ayrıca;

“Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Anayasamızın bu açık amir hükümlerine göre Kürt kökenli vatandaşlarımız herhangi bir kısıtlama olmaksızın seçme-seçilme haklarına sahiptir ve her Türk vatandaşı gibi memur, asker, savcı, hakim, öğretmen, imam, herkesin bildiği pekçok örnekte olduğu gibi milletvekili, bakan, başbakan, genelkurmay başkanı, cumhurbaşkanı olabilmektedir.

O halde Türk milletini oluşturan, farklı etnik kökene sahip vatandaşlardan sadece Kürtlerin mi sorunu vardır? Varsa bu sorun nedir? “Kürt sorunu” denilen konu her ne ise gerek HDP ve gerekse başta CHP olmak üzere, aydın geçinen dönme solcular, ABD/AB muhipleri (sevenleri) tarafından açık ve net tarif edilmemektedir.

         Ana dil hakkı: Anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez olan 3. Maddesine göre;

III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Madde başlığında resmî dil denmesine karşın anayasanın 176. Maddesine göre “Madde kenar başlıkları, sadece ilgili oldukları maddelerin konusunu ve maddeler arasındaki sıralama ve bağlantıyı gösterir. Bu başlıklar, Anayasa metninden sayılmaz.” Bu nedenle Türkiye Devleti’nin dili Türkçedir.

Dil birliği ulus/milli devletin çimentosudur. Dil birliğinin bozulması, milletin ortak kültür ve gelecek birliğinin parçalanmasına gidişteki en etkili silahtır. Buna en yakın örnek Yugoslavya’dır. Federal bir devlet olan Yugoslavya millet birliği inşa edemediği için batı emperyalizmi tarafından tahrik edilen iç savaşla yıkılmıştır. Çekçe ve Slovakça gibi iki resmi dili olan federal Çekoslovakya ise sosyalist cumhurbaşkanı Vaclav Havel’in ABD’den talebi üzerine imzalamış oldukları Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmeleri çerçevesinde barışçıl şekilde iki ayrı devlete bölünmüştür.

Sosyalist cumhurbaşkanı François Mitterrand Korsika’ya ana dil hakkı tanıdı. Ancak bu ayrıcalık Fransız Anayasa Konseyi (mahkemesi) tarafından Fransa anayasasının “Egemenlik” başlığı altındaki 2. maddesindeki “Cumhuriyetin dili Fransızca” tanımına aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Ana dil hakkı denen bölücü talep hiçbir şekilde kabul edilemez.

Evrensel kimlik haklarının tanınması: HDP’nin Kürtlerin evrensel kimlik haklarının tanınması talebi ise anayasamızın değiştirilemez 3. Maddesindeki “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmüne tümüyle aykırıdır. Bu bölücü teklif, aslında anayasanın ilk üç maddesini koruyan 4. Maddesindeki MADDE 4- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez hükmünün ihlali olup, anayasal suç teşkil eder.

Savaş politikaları, silah ve çatışma yöntemleri yerine, diyalog ve müzakere: Türkiye Devletinin meşru yönetim ve silahlı güçleri kimle savaşmakta, silah ve çatışma yöntemi kullanmaktadır? Doğu ve güneydoğu bölgelerimizde 1970’li yıllarda başlayan Kürtçü silahlı terör hareketleri, 1984 yılında Suriye’den gelen PKK’nın Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla büyük çatışma döneminin başlamasından buyana geçen 37 senede başta ABD ve müttefikleri İngiltere, Fransa, Almanya, İsrail, Yunanistan tarafından silah, mühimmat, parasal destekler alan PKK ile yurtiçi ve dışında yürütülen antiterör mücadelesinde binlerce kayıp yaşanmıştır: “Resmi şehit: 8 bin 128,  Sivil şehit: 5 bin 700,  Öldürülen terörist: 43 bin 19”[[3]].

Savaş devletlerin orduları arasında yapılır. Emperyalist uşağı silahlı terör örgütüyle savaş yapılmaz. Her devletin, ülke ve millet birliğine karşı silahlı teröre başvuranlara karşı aynı ve daha güçlü karşı koyması meşru bir haktır. Devletler teröristlerle diyalog ve müzakere yapamazlar. HDP’nin bu talebi PKK’ya meşruiyet sağlamaya yöneliktir.

  1. Demokratik anayasa: Sivil, özgürlükçü, yeni bir anayasa, gerçek anlamda bir toplumsal sözleşme Türkiye’de yeni bir başlangıcın ve demokratikleşmenin tacı olacaktır. Bu anayasa; farklı kültürlere, kimliklere, inançlara, anadillerine ve yaşam tarzlarına saygıya dayalı eşit yurttaşlığı esas almalıdır. Anayasanın hazırlanma süreci, her kesimi kapsayan, demokratik katılım ve toplumsal müzakereye dayalı bir yöntemle yürütülmelidir."

         Sivil anayasa: Anayasanın sivili veya askerisi olmaz. Anayasaları; ister sivil, ister asker ama genellikle askerler olmak üzere (a)- Devlet kuranlar (asli kurucu iktidarlar) Amerika, Türkiye anayasaları gibi, (b)- Savaşla devletleri yıkıp, sömürgeleştirenlerin (Japon, Alman Irak, Afganistan) anayasaları gibi veya (c)- Anayasal bir devlette darbe yapanlar (tali kurucu iktidar) mevcut anayasanın esas hükümlerine bağlı kalarak yeni anayasa yaparlar.

         Farklı kültür, kimlik, inanç, anadil, yaşam tarzı: Bu talep tam bir bölücü taleptir. Yugoslavya, Irak, Suriye örneklerinde olduğu gibi ulus/milli devletimizi önce millet birliğini yok ederek, federasyona geçirip, sonra özerklik ve ayrılma şeklinde bir yol haritası izleyerek, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi-BOP’u gerçekleştirmek için görev üstlenmenin itirafıdır.[[4]]

Milli Merkez Genel Sekreteri

Haluk DURAL – 28 Eylül 2021

Kaynaklar :

[[1]]: https://tr.sputniknews.com/20210927/hdp-11-maddelik-demokrasi-tutum-belgesini-acikladi-1049274792.html

[[2]]: Haluk Dural, Ayrılıkçı Kürt Hareketinin Demokratik Özerklik İhaneti, 29.12.2015 https://www.academia.edu/38484912/2015_12_29_Ayr%C4%B1l%C4%B1k%C3%A7%C4%B1_K%C3%BCrt_Hareketinin_Demokratik_%C3%96zerklik_%C4%B0haneti_pdf

[[3]]: https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/pkknin-kanli-bilancosu-41602798

[[4]]: Ayrıntılar için bknz. Haluk Dural, Amerikan Haritalarındaki Strateji, https://www.academia.edu/38454557/Amerikan_Haritalar%C4%B1ndaki_Strateji.pdf