gurler akdora nedim gursel225

Nedim Gürsel’le Edebiyatta ‘‘Kırk Yıl’’

Türkiyemizin 13 uğursuz yılı!

Türkiyemiz, 13 uğursuz yıl yaşadı AKP iktidarıyla. Terör örgütleri, bölme girişimleri ve ABD’nin genişletilmiş BOP projesi kapımızda, FETÖ içimizde! Gerçek Türk aydını, sanatçısı, kültür adamı halkla birlik potasında erimeli. TSK, ABD destekli ayrılıkçı bölücülere ve iç savaşa karşı, ulusal mevzide. İktidar bugün bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldı. Fakat AKP ve RTE, Yeni Anayasa/Bölücü Anayasa ve Başkanlık sistemi diye tutturmuş gidiyor! Sözde ‘aydın ve akademisyenler’(!) HDPKK dostları bildirisi yayınladı. Milli Anayasa Hareketi, yasa dışı Anayasa’cıların karşısına dikildi. Anti-emperyalist olmadan, haklı Vatan Savaşı, haksız bölücü savaşı, ayrımı yapmadan bu gün aydın olunabilir mi...

Avrupa’nın sözde aydınları

Avrupada çağının sorumluluğunu duyan, evrensel değerlerin savunucusu gerçek aydınlar Andre Malraux, Jean-Paul Sartre, Bertrand Russell, Louis Aragon gibi isimlerin yerine yenileri gelmiyor. Avrupa gerçek entellektüeller yetiştirmiyor artık! Sartre’ın çömezi Bernard-Henri Levy, 68’e ihanet eden dönek ‘Kızıl Rudi’/ ‘Yeşil’ Daniel Cohn Bendit’ ortalıkta dans ediyorlar... Örneğin, B.H.Levy (BHL), Yugaslavya müdahalesine, Libya bombardımana kılavuzluk etti, Emperyalizm hesabına. Irak ve Suriye’de kışkırtıcılık yapıyor. Ortadoğunun terörist örgütlerini PYD’leri, PKK’ları parlatıyor Türkiye’ye karşı, ABD, İsrail ve AB ile. İsrail’e övgüler düzen kitaplar yayınlıyor. BHL, bir AVM markası gibi anılıyor, ticari bir meta gibi! Şarlatanlığı yüzünden geçmiş yıllarda bir tarte/turta pastasını yüzüne yapıştırdılar, ‘palyaço’ gibi oldu BHL..!

Batıdaki değerlerimiz!

Bizden batı edebiyatına katkılar, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Güzin ve Abidin Dino, Pertev Naili Boratav’larla oldu. Liste uzar gider... Nedim Gürsel ikinci kuşağın edebiyatçıları içinde yer alır. Edebiyatta kırk yıl, nedeniyle söyleşiyoruz, yazarımızla.          

gurler akdora nedim gursel1

YUNUS EMRE GİBİ

Gürler AKDORA >>> Fransa’da şubat ayında fransızcaya çevrilen otuzuncu kitabın yayınlandı, ‘‘Yüzbaşının Oğlu’’/’’Le fils du capitaine’’(1) Türkçede ise kırk yılda kırk kadar yapıt. Yunus Emre gibi... Edebiyat dünyamıza kırk yıl hep ‘düzgün’ ürünler taşıdın mı yazar olarak? Bir bilanço çıkarsan neler söylersin?                                

Nedim GÜRSEL >>> Bilanço çıkarmanın vakti geldi mi bilmem, ama hayatımın çoğu gitti azı kaldı, bunu çok iyi biliyorum. Şiir de dahil, edebiyatın her alanında ürün veren bir yazar oldum. Sonbaharda erotik ‘Hayku’lardan oluşan ‘‘Uzun Bir Ayrılık İçin Kırk Kısa Şiir’’in yeni baskısı yapılacak. ‘Haiku’ üç dizelik bir japon kısa şiir türü. Ama, eğer Rimbaud değilseniz, tek kitapla şair olamazsınız. Dolayısıyla, şiiri bir yana bırakalım, edebiyatın her dalında yazdım : öykü, roman, gezi, otobiyograği, inceleme, eleştiri, deneme. Bu kitapların tümü, verdiğin Yunus Emre örneğinde olduğu gibi, tekkeye taşınan odunlardı bir bakıma, ama « düzgün »lüklerine karar verecek olan eleştirmenler ve okurlardır.  

FARKLI EDEBİYAT TÜRLERİ

Gürler AKDORA >>> Edebiyatın hemen her türünde yazdın. Roman, öykü, inceleme, biyografi, gezi, deneme, röpotaj ve şiir. Kimi öykülerin tiyatroya uyarlandı. Sinema için senaryo çalışman var, bu bir filme dönüştü mü? Farklı edebiyat türleri farklı anlatım türleri... Bu çeşitlilik, yazın dünyana neler kattı!

Nedim GÜRSEL >>> Bir sinema serüvenim oldu, evet. Kadın yönetmen Seçkin Yasar, iki öykümden yola çıkarak senaryosunu yazdığım filmi ‘’Sevgilim İstanbul’’ adıyla beyaz perdeye uyarladı. Bir Yunanlı kadının, baba imgesi üzerinden İstanbul sevdasını dile getiren bir filmdi.

Sevgilim İstanbul

Yunanistan’daki faşist cunta tarafından öldürülen İstanbul’lu bir Rum babayla gazeteci kızının öyküsü. Türk-Yunan ortak yapımı. Ama, yönetmenle yapımcı mahkemelik oldukları için, film çekildikten beş yıl sonra gösterime girebildi. Olumlu eleştiriler aldı ama pek fazla gişe yapmadı. Ben de bir daha bu işlere girmeme kararı aldım. Aldım ama, son romanım ‘’Yüzbaşının Oğlu’’nu film yapmak isteyen bir yapımcıyla tanışana dek. Bu roman, yetenekli ve iyi bir yönetmen tarafından çekilirse, iyi bir film ortaya çıkabilir, diye düşünüyorum. İşin proje aşamasındayız henüz.                                            

nedim gursel resimli dunya

Resimli Dünya

Yaratıcılık alanında tek kulvarda koşmadım, ama edebiyatın dışındaki sanat dallarıyla da fazla ilgim olmadı, resmin dışında. Resim yapmadım, öyle bir yeteneğim yok, ne var ki ‘’Resimli Dünya’’ adlı romanımda, anlatının kahramanı, sanat tarihi profösörü Kâmil Uzman üzerinden, resimlerden oluşan bir dünya yaratabildiğimi sanıyorum. Renkli olduğu ölçüde kederli bir dünya. Klâsik müziği de çok seviyor, özellikle çalışırken dinliyorum. Viyolensel çalmak isterdim ama ne yazık ki öyle bir yeteneğim de yok.                         

SARI VE KIRMIZI YILLAR

Gürler AKDORA >>> Son romanından ’’Yüzbaşının Oğlu’’ndan söz edersek. Romanın adı, Puşkin’in ‘’Yüzbaşının Kızı’’ öyküsünü anımsatıyor. İçerik olarak ise çok farklı! 27 mayıs 1960 ihtilali günlerinde, arka planda kalan cinsel duygular dünyasına, gençlik anılarına uzanıyorsun. Sınıf arkadaşlarına ithaf etmişsin romanını, sarı ve kırmızı yıllara... Sarı-kırmızı Galatasaray’a..! Kitabın Türkiye’de sansürlendi, Fransa’da ‘makassız’! Farklı mı karşılanacak dersin!

‘Tabular’

nedim gursel guneste olum

Nedim GÜRSEL >>> ’’Yüzbaşının Oğlu’’ otoriteyle hesaplaşan bir roman. Puşkin’e bir göz kırpma var ama, senin de belirttiğin gibi, o öyküyle uzaktan yakından bir ilgisi yok. 27 mayıs darbecilerinden birinin oğlunun, eski bir gazetecinin öyküsü. Baba üzerinden ordu, yatılı okul üzerinden eğitim kurumu, yasak bir aşk üzerinden cinsel tabularla hesaplaşan bir roman. Bir de, zamanın başbakanı Erdoğan üzerinden siyasi otoriteye başkaldırıyor. Giderek muhafazakârlaşan ülkemizde, başkaldırının da bir erdem olabileceğini unuttuk. Türkiye’de içinden bazı cümleleri çıkartmak durumunda kalmıştık.

‘Otosansür’

Fransızca baskısı elbette sansürsüz yayımlandı. İyi ki de öyle oldu. Bir yazar için en kötüsü «otosansür»dür. Bugüne dek, yazdığım romanlar nedeniyle, üç kez yargıç karşısına çıktım. Her defasında da beraat ettim. Ama «otosansür» belâsıyla hiç karşılaşmamıştım. Sonunda o da oldu. İleri demokrasiye geçtiğini iddia eden canım ülkemizde.

Galatasaray Lisesi

’’Yüzbaşının Oğlu’’ Fransa’da yayımlanan otuzuncu kitabım. Galatasaray Lisesi’ni, Fransızca öğrenirken bir ergenin karşılaşabileceği güçlükleri de, elbette bir roman bağlamında ve yasak bir aşkla ilişkilendirerek anlatıyor. Belki de bu nedenle Fransa’da büyük ilgi gördü. Ama, bu ilginin,özünde, romanın günümüz Türkiye toplumunun temel sorunsalı olan otoriterleşmeye dikkat çekmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

nedim gursel nazim hikmet

ŞEYTAN AYETLERİ

Gürler AKDORA >>> Batıda, Edebiyat alanında, sanırım sansür çoktan aşıldı. 1993’de Salman Rüştü’nün, ’’Şeytan Ayetleri’’ Türkiye baskısı nedeniyle seninle söyleşi yaptık. ‘Bir romancı her şeyi konu edinebilir’, ‘Romanın yayımlanması düşünce özgürlüğüne destektir’ dedin.(2) Aydınlık gazetesi sansüre karşı çıktı. ’Amacımız önyargısız aydınlatmaktır’ dedi, cesaretle. Başyazar Aziz Nesin, Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever idi o dönem. Onlar ve Türk aydınları pek çok yazı kaleme aldılar. Mücadele laiklerin lehine sonuçlandı. Özgürlük ve aydınlanma cephesi kazanmıştı... ‘‘Şeytan Ayetleri Tartışması’’nı Kaynak Yayınları kitaplaştırdı.(3) Doğu Perinçek de ‘’Laiklik, Sınıf Mücadelesinin Bir Cephesidir’’ diyerektartışmaları özetledi, o kitapta. Romanı nedeniyle hakkında ölüm fermanı olan Salman Rüştü, şimdi nerede, neler yapıyor, neler yazıyor?                                                          

ALLAH’IN KIZLARI

Nedim GÜRSEL >>> Salman Rüştü’nün hakkında verilen fetva dünyamızda çok şey değiştirdi. O günden, yani 1989 yılından bu yana, yazar ve sanatçılara, fanatik dinciler tarafından yaşatılan kâbus devam ediyor. Bir devlet başkanı, uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayarak, kendi vatandaşı olmayan bir yazarı ölüme mahkûm etme cesaretini gösterebildi. Bu bağlamda yazarın kendisi olmasa da çevirmenleri katledildi. Oysa kutsal görecedir ve gerçekten demokratik bir ülkede roman yazdığı için hiç kimse yargılanmamalıdır. Laik ve demokratik bir ülkede «dinsel değerleri aşağılama» diye bir suç olamaz. Ama ne yazık ki, ülkemizde de oldu bu. Romanım ’’Allah’ın Kızları’’ halkın dinsel değerlerini alenen aşağıladığı gerekçesiyle «alenen» yargılandı. Savcı hakkımda altı aydan bir yıla kadar hapis cezası isteyebildi.                

Yazılmamış Kitaplar Mezarlığı

Salman Rüştü’yle, kurucu üyeleri arasında olduğum Avrupa Yazarlar Parlamentosu nedeniyle tanışmıştım. «Yazılmamış Kitaplar Mezarlığı» adlı öykümün İngilizce çevirisini, Londra’da düşünce özgürlüğü konusunda yapılan bir etkinlikte okudu. O akşam yemekte kendisiyle konuşma imkânı buldum. Daha sonra otobiyografisinde anlatacağı «Şeytan Ayetleri» olayını bizzat kendisinden dinledim. Sempatik ve alçakgönüllüydü. İyi ki gerektiği gibi korundu da öldürülmedi, diye düşünüyorum. Bir çok yazar, Magrepli/Kuzey Afrikalı yazarlar da dahil, cihadın kurbanı oldular çünkü.

nedim gursel bogazkesen

BOĞAZKESEN FATİH’İN ROMANI

Gürler AKDORA >>> ’’Boğazkesen Fatih’in Romanı’’(4) 1996’da fransızca çıktı, ’’Le Roman du Conquerant’’. Yazarlığının yirminci yılında seninle uzun bir söyleşi gerçekleştirdik. O romanda tabuların üzerine gitmiştin. Fatih için, Osmanlı padişahları içinde en yeteneklisi, en bilgilisi deniyor. Belki dahi denecek tek padişah! Osmanlı Sultanları içinde; bilim, sanat ve kültür dünyası, düş dünyası en zengin olan belki O. Fatih şair de! Tabuları yıkıyor. Ressam Bellini’yi İtalya’dan; Uluğ Bey rasathanesinden de Mehmet Kuşçi’yi İstanbul’a getirtiyor. İstanbul Fatihi Osmanlı Padişahı olmasına karşın, yenilikçiliği ile okları üstüne çekiyor. Geri kafalılarla mücadelesi ile sarayda adeta ‘Persona non grata / İstenmiyen adam’(!) Tarihçiler böyle söylüyor. Dahi Mustafa Kemal Atatürk’ün de işi kolay değildi. Devrimlerle toplumu değiştirirken önce çevresindekileri değiştirmesi, onları ikna etmesi gerekiyordu. Çağının ilerisinde olan tarihi kişilerin genel yazgısı mı bu? Sorum yazarlar için de geçerlidir! (5)

‘En önemli Osmanlı padişahı’

Nedim GÜRSEL >>> Fâtih için söylediklerine katılıyorum. Sanırım en önemli Osmanlı padişahı o. Kanuni de var elbette, ama Fâtih çok kültürlü, Rönesans Avrupa’sında olan bitenleri de merak eden, izleyen bir padişah. İslâmdaki resim yasağına karşın Venedikli ressam Gentile Bellini’yi İstanbul’a davet edip portresini yaptırıyor. Ressam ve modeli üzerinden iki uygarlığın, Doğu ve Batı’nın karşılaşmasını ‘’Resimli Dünya’’ romanımda anlattım. ’’Boğazkesen’’ isedaha çok Fâtih üzerine odaklanan bir romandır. Ama bana sorarsan anlatının asıl kahramanı hem geçmişi hem bugünüyle İstanbul’dur.                

nedim gursel2

HER YAZAR BİR DİLDE YAŞAR

Gürler AKDORA >>> ‘Her yazar bir dilde yaşar’ ilkesiyle sanırım hep türkçe yazıyorsun. Sonra öbür dillere çevirileri geliyor. Özgün metinler ile çeviriler arasında farklı bir atmosfer var mı? Çeviri sorununa değin gözlemlerin nedir? Farklı ülkelerde nasıl karşılanıyor kitapların? Okuyucu profili, kadın erkek dağılımı nedir...

‘Kendimi şanslı sayıyorum’

Nedim GÜRSEL >>> Kitaplarım bir çok yabancı dilde yayımlanıyor ama ben ancak Fransızcalarını gözden geçirebiliyorum. Çevirmenim Jean Descat’ya bazı önerilerim oluyor ama, asıl çabayı gösteren o. Bu konuda kendimi şanslı sayıyorum, çünkü Fransızca yazmayı biliyor. Yani üslûbu olan bir çevirmen. Türkçeyi kendi çabasıyla öğrendi. Daha önceden Rusça ve Sırpçadan çeviriler de yapmış. Descat’dan önceki çevirmenlerim Timour Muhiddine, Esther Heboyan ve Anne-Marie Toscan du Plantier’yle de birlikte çalışmışlığım var. Bu çalışma bir yazar için önemli, çünkü bir başka dilde metindeki eksikler daha çabuk görülebiliyor. Fransızca ve Türkçe birbirinden çok farklı iki dil. Sen de biliyorsun, birinden ötekine kolayca gidip gelmek neredeyse imkânsız.

‘Lübnan’dan Fas’a... Yunanistan’dan İtalya’ya’

Kitaplarımın çevrildiği ülkelere gitme imkânım oldu. Lübnan’da, Fas’da, Ispanya’da, Almanya’da, Yunanistan’da, İtalya’da, daha bir çok ülkede okurlarımla tanışmak güzel bir duygu. Basında çıkan yazıları, anlamasam bile, izleyip görmek de merakımı kamçılıyor.

nedim gursel3

KISA PANTALONLU YAZAR

Gürler AKDORA >>> Çok genç bir yazar olarak edebiyat dünyasına girdin, ‘Kısa pantalonlu yazar’ diye anıldın. Edebiyat dergilerine yazdın. O yıllar 1966’larda, Ahmet Erdoğan’la Dünya Gazetesine haftalık ‘Müzik Dünyası’ sayfası hazırlıyorduk. Ulus Gazetesinde çalışan Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil bizi, Dünya Ankara temsilcisi Yaşar Aysev’le tanıştırdı. Ankara Büyük Sinema yanında idi temsilcilik. Dünya’yı İstanbul’da Falih Rıfkı Atay ve Bedii Faik çıkarıyorlardı. Büyük Sinema’nın asma katında ise Erdal Öz’ün Sergi Kitabevi vardı.

Yeni Ufuklar ve Yeni Dergi’deki yazılarına ilk kez orada rast geldim.Sonra yollarımız öğrenim için geldiğimiz Paris’te kesişti... Paris’te fransızca yayınlanan ‘ANKA Sanat ve Türk Edebiyatı’ dergisi yazı kurulundaydın. Ressam Yüksel Arslan ile birlikte Dergiyi kimlerle çıkardınız? ANKA Fransada, Türk Edebiyatını nasıl tanıttı?

ANKA SANAT ve TÜRK EDEBİYATI

Nedim GÜRSEL >>> Anka’ya Paris’te yaşayan bir Türk yazarı olarak katkıda bulundum, ama derginin kurucuları Ataol Behramoğlu ve Michel Bozdemir kadar emeğimin geçtiğini söyeleyemem. Dergi Türk edebiyatını Fransa’da tanıtmak gibi önemli bir işlev yüklendi, bir süre etkili de oldu, ama dar bir çevrede. Edebiyatımızı Fransa’da tanıtmak için burada varolan dergi ve yayınevleriyle çalışmak bana daha doğru gibi geliyor.                           

KURMACA MI... ANILAR MI...

Gürler AKDORA >>> Çok sayıda öykü kitabın çıktı. İlki, ‘‘Uzun Sürmüş Bir Yaz’’(1975). Son öykü kitabın ise geçen sonbahar da çıkan ‘‘Tehlikeli Sevişmeler’’(2015). Öykülerinde kurmaca mı, anılar mı yazılarının ana eksenini oluşturur? Son kitabın nedeniyle, ‘anılarını yazdı’ diyen eleştirmenlerin oklarının hedefi oldun. Kanımca öykülerinle eleştirmenlerin de ayağına basıyorsun gibi geldi bana!

‘İlk göz ağrım öykü’

Nedim GÜRSEL >>> Edebiyata öykü yazarak başladım. İlk kitabım ‘‘Uzun Sürmüş Bir Yaz’’ 1976 da Türk Dil Kurumu Öykü ödülünü almıştı. Sonra inceleme ve romanlar ağır bastı, derken gezi kitapları geldi. Ama ilk göz ağrım öyküden vazgeçmedim. ‘‘Öğleden Sonra Aşk’’ı, ‘‘Tehlikeli Sevişmeler’’i yazdım. Her iki kitapta da erotizm var, hatta aşırı ölçüde. Yine de, bu kitapların edebiyattan ödün vermeden yazıldıklarını düşünüyorum. Bunu bazı eleştirmenler, hatta Ayşe Arman da belirttiler. Özellikle ‘‘Tehlikeli Sevişmeler’’e bazı otobiyografik unsurlar sızmış olabilir. Yine de, sözkonusu olan, kurmaca metinler elbette. Dolayısıyla kitaptaki yazarı benimle özdeşleştirmek doğru olmaz.

AŞK... EROTİZM... PORNO... ARGO...

Gürler AKDORA >>> ’’Tehlikeli Sevişmeler’’ aşk, erotizm, porno, argo gibi kavramlar üzerinde bir tartışma açtı. Bu kavramlar arasındaki sınırları çizermisin? ‘Aşk’sız ‘Sevgi’siz ve cinsellik olmaksızın insan yaşamı olası mı? Cinsellik söz konusu olunca, ‘Homo Eroticus’(Cinsel İnsan) ‘devekuşu’ gibi başını ‘kuma’ mı gömmeli! Yoksa kadının kafasına türban takarak, kumalar alarak, bastırmalı mı ‘erkek’ karşı cinsi?

‘Cinsellik aşkın da temelidir’

Nedim GÜRSEL >>> Cinsellik varoluşumuzun çok önemli bir boyutu. Hatta, biraz daha ileri giderek, varoluşumuzu libido’nun belirlediğini bile söyleyebilirim. Hal böyle olunca edebiyatın cinsellik yokmuş gibi davranması ya da cinsel dürtüyü bilinçaltına itmesi sözkonusu olamaz. Bence cinsellik aşkın da temelidir. Cinsellik olmadan aşk da olmaz diye düşünüyorum. Bu düşüncemin izlerini ’’Tehlikeli Sevişmeler’’de bulabilirsiniz. ‘‘Öğleden Sonra Aşk’’ta da.

ŞEYTAN, MELEK VE KOMÜNİST

Gürler AKDORA >>>‘Şeytan, Melek ve Komünist’’ romanına soldan eleştiriler aldın. Bir konuşmamızda ‘Romanım yanlış anlaşıldı’ demiştin. ‘Savunmanı’(!) alabilirmiyiz, bu eleştirilere karşı?

‘Yirminci yüzyılı sorgulamaya çalıştım’

Nedim GÜRSEL >>> Bir yazar, hele sözkonusu bir roman, yani kurmaca bir metinse, savunma durumunda olmamalı. ‘‘Şeytan, Melek Ve Komünist’’te, Nâzım Hikmet üzerinden yirminci yüzyılı sorgulamaya çalıştım. Nasıl ‘‘Allah’ın Kızları’’ dinsel inancı sorguluyorsa, ‘‘Şeytan, Melek Ve Komünist’’ de siyasi inancı sorguluyor. Yirminci yüzyıl komünizmin yüzyılı oldu. Ekim devrimiyle başladı, 1989 sonbaharında Berlin duvarının çökmesiyle sona erdi. Bu süreçte yaşanan acıların, mutluluk ve coşkuların, bireysel ve toplumsal trajedilerin romanı olarak okunmalı ‘‘Şeytan, Melek Ve Komünist’’. Solun, özellikle TKP’nin tarihi de var romanda, ama anlatının odak noktasında bir «eski tüfek»le, bu roman kahramanın hayranlık duyduğu, sonra da ihanet edip ihbar ettiği bir büyük şair, yani Nâzım Hikmet var. Aynı zamanda üç önemli kentin romanı ‘‘Şeytan, Melek Ve Komünist’’. İstanbul-Moskova-Berlin ekseninde ilerleyen bir anlatı.

DEVRİMCİ VE EDEBİYATTA OLAĞANÜSTÜLER

Gürler AKDORA >>> ‘Türkiye’nin ve Türkçenin en büyük şairleri arasında saymalıyız onu’, diyerek tanımlıyorsun. ‘Doğumunun yüzüncü yılında DÜNYA ŞAİRİ NAZIM HİKMET’ üzerine çıkardığın ikinci kitabında. Bir tarihi efsanemizi, ‘‘Şeyh Bedrettin Destanı Üzerine’’ adlı incelemen ile anlatıyorsun. Devamla çağdaş romancımız ‘Yaşar Kemal’ üzerine yaptığın incelemeler. Ve batıdan bir komünist yazar-şair Louis Aragon. Ortak özellikleri devrimci olmaları ve edebiyattaki yerlerinin olağanüstülüğü... Kılı kırk yaran bir ciddiyetle çalışıyorsun bu isimler üzerinde. Söz sende...

‘Nazım Hikmet, Aragon, Yaşar Kemal, Şeyh Bedrettin’

Nedim GÜRSEL >>> Nâzım Hikmet başta olmak üzere Aragon, Yaşar Kemal üzerine de kapsamlı inceleme kitapları yazdım. Onları burada anımsattığın için teşekkür ederim. Bu tür çalışmalar edebiyatımızda fazla yok. Oysa bir edebiyatın gelişmesi, metinlerin çözümlenmesi, yazarların biyografilerinin yazılabilmesi için, bu tür incelemelere gereksinimimiz var. Nâzım Hikmet’in şiirsel yapıtını gelenek ve yenilik bağlamında ele alıp çözümlemeyi denedim. Aragon’u da. Yaşar Kemal’i ise ‘‘Bir geçiş Döneminin Romancısı’’ olarak inceledim.Türk edebiyatı üzerine yazdığım Fransızca yazıların Türkçeleriyse ‘‘Bozkırdaki Yabancı’’ adlı kitabımda okunabilir.

İNSANLAR MI... DOĞA MI... KENTLER Mİ...

Gürler AKDORA >>> Gezi kitaplarınla dünyamızın renklerini bize; Türkiye üzerine yazdıklarını da dünya okuruna duyurdun. Çağdaş gezgin Nedim, Evliya Çelebinin izinde bir edebiyatçı gibi. Peki özellikle gezdiğin ülke ve kentlerden bir seçki yapsan, senin ‘jeopolitiğin’ hangi coğrafyaya daha çok sevdalandı! Sende en çok iz bırakan ‘şeyler’ insanlar mı, doğa mı, kentler mi?

‘Doğa... Kentler... Yazarlar...’

Nedim GÜRSEL >>> Gezi kitaplarımda her üçünden de izler olduğunu söyleyebilirim. Ama, sanıyorum, daha çok coğrafyadan, özellikle de Akdeniz coğrafyasından etkilendim. Gezi kitaplarımda doğa betimlemeleriyle kentler öne çıkıyor. Insanlar biraz daha geri plânda. Gittiğim kentleri anlatırken, bu kentlerin etkilediği yazarlardan da söz ediyor, mekânları yazınsal yapıtlarla ilişkilendirmeye çalışıyorum. ‘‘İzler Ve Gölgeler’’, ‘‘Hatırla Barbara’’, ‘‘Güneşte Ölüm’’, ‘‘Aşk Kırgınları’’, ‘‘Yine Bana Döneceksin’’, ‘‘Çıplak Berlin’’, ‘‘Acı Hayatlar’’ın bu anlayışla yazıldığını söyleyebilirim.

PARİS YAZILARI

Gürler AKDORA >>>‘Paris Yazıları’’ ile Batı’nın ileri değerlerini, çağdaş isimlerini türk okuruna tanıttın. Bizim edebiyatın ustalarını da dünyaya... Eleştiri ve İncelemelerinde disiplin ve ölçü; Roman ve Öykülerinde adeta sınırsız özgür bir kurgulama ve anlatım dili kullanıyorsun, hayalgücünü sınırlamıyorsun... Üslup/anlatım biçimi, dil ve hayalgücü üzerine neler söylersin?

‘Hayal gücü... dil... sözcükler... ve İstanbul’

Nedim GÜRSEL >>> Hayal gücü ve sözcükler bir yazarın yaratıcı dünyasını oluşturur. Kurduğu cümlelerse üslûbunu. Bir edebiyat yapıtını bunlarsız düşünemeyiz. Yalnızca kurmaca yapıtlarımda değil, gezi yazılarımda, hatta eleştiri ve incelemerimde de kendi üslûbumu oluşturmaya çabaladım. Andığın ‘‘Paris Yazıları’’ adlı kitabımsa dünyanın sanat ve kültür başkenti özelliğini halâ bir ölçüde koruyan Paris’te izlediğim etkinliklerin izdüşümüdür. Paris demir attığım liman oldu ama romanlarımda okura hep İstanbul’u yaşatmak istedim. Çünkü nereye gitsem İstanbul’u da yanımda götürdüm.

Gürler AKDORA >>> Nedim Gürsel’le ‘Edebiyatta Kırk Yıl’ söyleşimiz sona ererken, eski kitaplarını okumak yeni kitaplarında buluşmak üzere, hoşçakal diyoruz.

Söyleşi: Gürler AKDORA - Haziran 2016

VARLIK Dergisi – Eylül 2016’de yayınlanan söyleşi metninin, öndeyiş ve ekleri ile tamamı   

1) ‘Yüzbaşı’nın Oğlu’’ Fransızcada, Gürler Akdora,‘ Aydınlık, KÜLTÜR SANAT,13 şubat 2016
2) Gürler Akdora – Nedim Gürsel, Söyleşi, Aydınlık, 9 ve 10 Haziran 1993, İstanbul
3) ‘‘Şeytan Ayetleri Tartışması’’ Birinci Basım,Kaynak Yayınları, Ekim 1993, İstanbul
4) ‘‘Boğazkesen Fatih’’in romanı’ Gürler Akdora – Nedim Gürsel’le Söyleşi, Aydınlık, KÜLTÜR SANAT, 20 Nisan 1996
5) Ayrıca bakınız : Bahriye Çeri, Tarih ve Roman , Can Yayınları, İstanbul, 2001.                                       

EK GÖRSELLER:

Renkli Çizgi Portre : Portre Ressamı : Dominique JOURDAIN C. (Tercih edilen)

Siyah-Beyaz Çizgi Portre : Portre Ressamı : Dominique JOURDAIN C.

İki adet yazarla fotoğraf : Nedim Gürsel – Gürler Akdora (Yazarın Evinde)

Bir adet Nedim Gürsel fotoğrafı. (Yazarın Evinde)

+ Kitap kapakları...

Nedim Gürsel – Biyografi

Nedim Gürsel, Gaziantep’te doğdu. Galatasaray Lisesini ve Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Nazım Hikmet ve Aragon üzerine Prof. Etiemble’ın yönetiminde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yaptı. Halen CNRS’te (Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi) araştırma başkanı olarak görev yapmakta. Paris İNALCO’da (Doğu Dilleri Yüksek Okulu) Türk edebiyatı dersleri vertmektedir.

Edebiyat’ın hemen her dalında ürün veren Nedim Gürsel’in kitapları Fransa başta olmak üzere yirmibeş ülkede yayımlandı. Bazı öykülerinden yapılan tiyatro uyarlamaları Türkiye ve Avrupa ülkelerinde sahneye kondu. Yazar DAAD adlı kurumun davetlisi olarak bir yıl Berlin’de kaldı. Fransa, Almanya, İtalya ve Türkiye başta olmak üzere hakkında inceleme ve doktora tezleri yapıldı, belgeseller çekildi.

Nedim Gürsel’in aldığı ulusal ve uluslararası ödüller:

Türk Dil Kurumu Hikâye Ödülü (Uzun Sürmüş Bir Yaz), (1976), Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü, (1986) Fransız PEN Kulübü Özgürlük Ödülü, ‘’Sevgilim İstanbul’’, (1986), Haldun Taner Öykü Ödülü (Tomris Uyar ve Murathan Mungan'la paylaştı), (1987), Radio France İnternationale Uluslararası En İyi Öykü Ödülü, (1992),  Struga Altın Plaket Ödülü (Öykü ve eleştiri dalındaki çalışmalarıyla), (1992), Fransız hükûmeti tarafından sanat ve edebiyat şövalyesi, (2004), France-Turquie Ödülü (Öğleden Sonra Aşk), (2004), Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü, (2009), Balkanika Vakfı Uluslararası Roman Ödülü, (2012), Fransa Akdeniz Roman Ödülü, (2013)

Nedim Gürsel’in yapıtları (*)

Uzun Sürmüş Bir Yaz (öykü),  Cem Yayınları, İstanbul, 1975. Doğan Kitap, İstanbul, 2003.
Ölüme Yolculuk, Jorge Semprun (çeviri), Milliyet Yayınları, İstanbul, 1977.
Büyük Yolculuk, başlığı ile, Can Yayınları, İstanbul, 1985.
Şeyh Bedrettin Destanı Üzerine (deneme), Cem Yayınları, İstanbul, 1978.
Çağdaş Yazın ve Kültür (deneme), Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1978.
Kadınlar Kitabı (anlatı), Can Yayınları, İstanbul, 1983.
 İlk Kadın, adıyla, Doğan Kitap, İstanbul, 2004.
Yerel Kültürlerden Evrensele (deneme), Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1985.
Sevgilim İstanbul (öykü), Can Yayınları, İstanbul, 1986.
Sorguda (öykü), Can Yayınları, İstanbul, 1988.
Seyir Defteri (gezi yazıları), Can Yayınları, İstanbul, 1990.
Son Tramvay (öykü), Can Yayınları, İstanbul, 1991.
Pasifik Kıyısında (gezi yazıları), Can Yayınları, İstanbul, 1991.
Nâzım Hikmet ve Geleneksel Türk Yazını (edebi inceleme), Adam Yayınları, İstanbul, 1992.
Dünya Şairi Nâzım Hikmet,doğumunun yüzüncü yılında, Doğan Kitap, İstanbul, 2005.
Bozkırdaki Yabancı (yazınsal inceleme), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1993. Doğan Kitap, İstanbul, 2006.
Balkanlar’a Dönüş (gezi yazıları), Can Yayınları, İstanbul, 1995.
Boğazkesen / Fatih’in Romanı , Can Yayınları, İstanbul, 1995. Doğan Kitap, İstanbul, 2003.
Uzun Bir Ayrılık İçin Kırk Kısa Şiir (şiir), Sel Yayıncılık, İstanbul, 1996. Doğan Kitap, İstanbul, 2004.
Başkaldıran Edebiyat (deneme), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997. Doğan Kitap, İstanbul, 2007.
Gemiler de Gitti (gezi yazıları), Can Yayınları, İstanbul, 1998.
Yüzyıl Biterken (söyleşi), Kavram Yayınları, İstanbul, 1999.
Resimli Dünya (roman), Can Yayınları, İstanbul, 2000; Doğan Kitap, İstanbul, 2004.
Aragon : Başkaldırıdan Gerçeğe (yazınsal inceleme), Can Yayınları, İstanbul, 2000; Aragon: İsyan ve Şiir adıyla, Doğan Kitap, İstanbul, 2009.
Yaşar Kemal: Bir Geçiş Dönemi Romancısı (yazınsal inceleme), Evrensel Yayınları, İstanbul, 2000; Doğan Kitap, İstanbul, 2008.
Cicipapa (toplu öyküler, 1967-1990), Doğan Kitap, İstanbul, 2002.
Öğleden Sonra Aşk (öykü), Doğan Kitap, İstanbul, 2002.
Bir Avuç Dünya (toplu gezi yazıları, 1977- 1997), Doğan Kitap, İstanbul, 2003.
Güneşte Ölüm (gezi yazıları), Doğan Kitap, İstanbul, 2003.
Sağ Salim Kavuşsak (özyaşam öyküsü), Doğan Kitap, İstanbul, 2004.
İzler ve Gölgeler (deneme), Doğan Kitap, İstanbul, 2005.
Çıplak Berlin (deneme), Doğan Kitap, İstanbul, 2006.
Yedi Dervişler (gezi yazıları), Doğan Kitap, İstanbul, 2007.
Allah’ın Kızları (roman), Doğan Kitap, İstanbul, 2008.
Hatırla Barbara (gezi yazıları), Doğan Kitap, İstanbul, 2009.
Türkiye: Yaşlı Avrupa’ya Genç Damat (deneme), Fransızcadan çeviren: Menekşe Tokyay, Doğan Kitap, İstanbul, 2009
Derin Anadolu (gezi yazıları), Doğan Kitap, İstanbul, 2010.
Şeytan, Melek ve Komünist (roman), Doğan Kitap, İstanbul, 2011.
Yine Bana Döneceksin (gezi yazıları), Doğan Kitap, İstanbul, 2012.
Aşk Kırgınları (deneme), Doğan Kitap, İstanbul, 2013.
Yüzbaşının Oğlu (roman), Doğan Kitap, İstanbul, 2014.
Acı Hayatlar (deneme), Doğan Kitap, İstanbul, 2014.
Tehlikeli Sevişmeler (öykü), Doğan Kitap, İstanbul, 2015

Nedim Gürsel üzerine kitaplar

Bahriye Çeri, Tarih ve Roman , Can Yayınları, İstanbul, 2001.
Hale Seval, Yeryüzünde Bir Yolcu (Nedim Gürsel ile söyleşi), Doğan Kitap, İstanbul, 2006.
S. Seza Yılancıoğlu (derleyen), Pera’dan Paris’e, Nedim Gürsel Onuruna Bir Derleme / De Péra à Paris , miscellanées en l’honneur de Nedim Gürsel , Galatasaray Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2006.

Çeviriler

Yapıtları 20 üzerinde dile çevrildi. Kitapları 25 ülkede yayınlandı.
 (*)Kaynakça: S. Seza Yılancıoğlu, Pera’dan Paris’e, Nedim Gürsel Onuruna Bir Derleme.