gurler akdora hifzi topuz

‘Karşı devrim yaşıyoruz. Ama karşı devrimi, hep devrimler temizlemiştir!’

Hıfzı Topuz'la Paris’te Söyleşi 2015’in ilk günlerinde…

Paris’in ortasında bir ada ‘İle Saint-Louis’. Orada bir kahvedeyiz. Sağımızda tarihi ‘Notre-Dame’ kilisesi. Solumuzda modern mimarisiyle Arap Dünyası Enstitüsü görünüyor. Önümüzden ‘la Seine’ nehri akıyor. Hıfzı Topuz son kitabından ‘Fikret Mualla’nın Paris’inden’diyerek röprodüksiyon, tıpkı basım bir  resim imzalıyor, günün anısına.  Bir ‘nehir söyleşi’ başlıyor, 2015’in ilk günlerinde…

Gürler AKDORA >>> Sayın Hıfzı Topuz, kitaplarınızda yakın tarihimizi, döneminin ünlü isimleriyle anlatıyorsunuz. Ağırlık erkek kahramanlarda. Tevfik Fikret, Atatürk, Nazım Hikmet, Namık Kemal, Abdülmecit… Ya da renkli simalarıyla ‘Çılgın ve Özgür’ Neyzen Tevfik, ‘Paris’te Bir Türk Ressam’  Fikret Mualla… Kadınları da yazdınız. ‘Kadın’ toplumumuzda yeterince ön plana çıkarılmıyor mu? Yoksa ‘bu işin fıtratında’ mı var?

Hıfzı TOPUZ >>> Kadın konulu tarihi kitaplarım. ‘Gazi ve Fikriye’. Bir şarkı sözünden esinlendiğim ‘Çamlıcanın Üç Gülü’. Milli mücadelenin gizli direniş örgütleri saflarında  genç kızlar. Bir kurgu romanın kahramanları oluyorlar. ‘Hatice Sultan’ı Paris sokak kitapçıları, sahafları olan ‘bukinist’lerden buldum. Saray ressamı Mielling ile Hatice Sultan’nın 1800’lerdeki mektuplaşmaları… Mielling saraya geliyor. Bir ressamla Hatice Sultanın aşk öyküsü. Latin alfabesi ile Türkçe yazışıyorlar. Hanedandan birinin sıradan bir ressamla ilişkisi. Osmanlı Sarayında tesettür yok. Batılı bir anlayış var. Sonra prenses Feyziye Sultan. Hayri Osmanoğlu Hanım ile 20 yıl UNESCO’da çalıştık. Avupalı kimlikler. Sabiha Sultan, Vahdettin’in kızı. Son halife Mecid Efendini oğlu ile evli. O da öyle. ‘Meyyale’ Büyükannemin annesi. Bu nedenle yazdım. Cumhuriyete bakışları çok olumluydu. Eskinin özlemi içinde değillerdi. Bugünkü yobazlık yoktu bu insanlarda.

Köy Enstitülerini ‘Tavcan: Savaş Yıllarında Kültür Devrimi’ romanı ile anlattım. Kitaplarımın büyük çoğunluğu kadın okurlardır. Öğretmenler, üniversite öğrencileri ile de iyi bir iletişimim var. Roman benim için okurla bir iletişim, mesaj sorunudur.

Gürler AKDORA >>> Nasıl yazmaya başladınız. Yakın tarihimize hangi gözle bakıyorsunuz?

Hıfzı TOPUZ >>> Çocukluğumda dinlediklerimi, sonra kitaplarda araştırdım. Büyükbabamın babası Şerif Paşa, Abdülmecit ‘İmparatorluk Çökerken Sarayda 22 Yıl’ kitabımın kaynağı oldu. Yakın tarih üzerine zengin kaynaklara ulaştım. O dönemin Osmanlısına eleştirel baktım. Derslerle dolu bir yakın tarihimiz var.         

Eskiden kitaplar tek yönlü yazılırdı. Şimdi yazılan kitapların tepki ve geriye dönüş boyutu var.      

Okuyucu ile yapılan söyleşi toplantıları yeni mesajlar vermem gerektiğini düşündürüyor. Tepki devrimci bir tepki olunca. Bende geçmişe hayranlık yok, eleştiri var! Ders çıkarmak var geçmişten…

Gürler AKDORA >>> ‘Paris’te Son Osmanlılar’la 1871 Paris Komünü’nden; ‘Paris-68: Bir Devrim Denemesi’ne geliyorsunuz. Paris-İstanbul iki merkezli bir elips çizip dünyayı dolaşıyorsunuz. Hindistan, Küba, Kara Afrika… ‘Kara Çığlık’ Lumumba’nın bir siyah devrimcinin romanı. Ama bir Türk gazetecisinin de… Kahramanlarınızın seçilme özelliği nedir?          

Hıfzı TOPUZ >>> Bugün ders alınacak isimler, inanç ve davalarından ödün vermeyen insanlar olan devrimci kahramanlar. Nazım Hikmet ‘ Hava Kurşun Gibi Ağır ‘, Sabahattin Ali ‘Başın Öne Eğilmesin’, Mithat Paşa ‘Taif’te Ölüm’ ile kitaplaştı.          

Nazım, Küba Devrimi izlenimlerini ‘Havana Röportajı’yla dizelere dökmüştü. Gelip gidişlerinde Paris’te görüştük. Ben üç yıl kadar önce Küba’ya davet edildim. Konferansımda Havana Büyükelçisi dayanamayıp salonu terk etti…          

Sabahattin Ali işkence ile öldürüldü. Hunharca katledildi süsü verildi.. Rasih Nuri İleri bunu ölmeden açıkladı geçtiğimiz günlerde…          

Kara Afrika üzerine kaleme aldıklarımı, belgesel yazılar olarak Abdi İpekçi, Milliyet’te yayınladı.

Gürler AKDORA >>> 30 Cilt yayınlanan, Atatürk’ün Bütün Eserlerine özel bir önem verdiğinizi belirtiyorsunuz. Adı ‘Ak’ kendi ‘Kara’ bir karşı devrim döneminden geçiyor Türkiye. Bir de cemaat soruşturmaları var. Şimdilik alfabenin ‘F’ harfindeyiz! Türkiye’yi karanlıklardan aydınlıklara çıkaracak ortak payda gene Atatürk mü olacak?         

Hıfzı TOPUZ >>> Atatürk’ün 30 cilt tutan kitapları, bütün eserleri olma özelliği yanı sıra, önemli ölçüde belge ve arşiv değerinde. Halk için birinci elden bir başvuru kaynağı. Benim için sık sık başvurduğum başucu kitaplarım oldular.

Gürler AKDORA >>> Çocukluğunuzun Atatürk’ünü nasıl anımsıyorsunuz?        

Hıfzı TOPUZ >>> Atatürk’ü sokaklarda görürdük. Halkın içindeydi. Bir de dönemin devlet adamları geldiğinde görürdük. İran Şahı Rıza Pehlevi gelmişti. 5 gün için geldiği Türkiye’de 1 ay kalıyor. Gece trenle yolculuk ettikleri bir gecenin sabahında tren bir garda duruyor. Atatürk uyumaktadır. Dışarıda çocuklar sabah gazetelerini satıyor, bağırarak. Şah pencereden seslenir, ‘Çocuklar susun Atatürk uyuyor’ diye.  İngiliz kralı Edward ziyaretine geldiğinde Haydarpaşa'da gördük. Cumhuriyet’in 10. yılı törenlerinde Ankara’dayız. Ben 10 yaşlarındayım. Ağabeyim iki yaş büyük. Gidip kendisini görüyoruz, Meclis önünde. Yazları İstanbul Kartal’da olurduk. Atatürk’ün treni Pendik’te dururdu, görmeye giderdik. Bir keresinde trenden inip biz çocukların elini sıkmıştı.

Gürler AKDORA >>> Araştırmacılar ve tarihçiler için yararı olan, ama bir ölü dil olan Osmanlıca liselerde ‘zorla herkese öğretilecek’ deniyor. Osmanlıca adı altında bir gizli Osmanlıcılıktır tutturmuş, gidiyorlar.

Türk Devrimi ile dilimiz halkın Türkçe köklerine döndü. Harf devrimi yapıldı, arı dil ve Öztürkçe süreci başarıyla sonuçlandı. Dilimiz gelişmeye devam ediyor. Yapılan bu ucuz polemiklere ne dersiniz?          

Hıfzı TOPUZ >>> Dil olarak Osmanlıca; Arapça (%50), Farsça (%30) ve Türkçe (%20)  karışımıdır. Osmanlıca harfleri Arap harfleridir. Serveti Fünun’cularda bile Osmanlıca ağırlıkta idi. Osmanlıca, Osmanlı aydınlarının ve sarayın diliydi, halka inmiyordu. Dil devrimiyle yazdığımız Türkçe’nin yüzde doksanı Türkçe, yüzde onu Arapça-Farsça oldu. 1934 Dil devrimi ve soyadı kanunundan sonra Arapça, Farsça yazmamaya Öztürkçeye, Türkçeciliğe yöneldik.        

Biz dil devrimi ile yetiştik. Benim lise öğretmenlerim Esat Mahmut Karakurt, Halit Fahri Ozansoy ve İsmail Habip Sevük oldular.        

Nazım ve Abidin ile kuzey Paris’te St Denis’de bir toplantıya gidiyoruz. Aramızda Osmanlıca bir sözcük geçti. Hemen Türkçe karşılığını arıyoruz. Gazeteciliğimde de Türkçeyi,  Öztürkçe  ağırlıkla yazdım. Akşam’ın Genel Yayın Yönetmeniyim, 1953'te kadroya Melih Cevdet Anday’ı da aldık. Türkçede, Öztürkçe  kullanmak için kılı kırk yarardık.        

Bugün de Türkçemize titiz davranmak, dilimizden Farsça ve Arapça yabancı  sözcükleri ayıklamak gerekiyor.

Gürler AKDORA >>> Biraz da Fransa’dan söz edelim. Paris’e gelip gidiyorsunuz. Altmış yıl önce geldiğiniz Fransa ile bugünkü Fransa arasında neler değişti? ‘Ardında Yıllar Geçti’ söyleşi kitabınız da var…        

Hıfzı TOPUZ >>> 1952’de Fransa’ya müthiş bir heyecanla geldim. İkinci Dünya Savaşı sonrası gerçek sol hükümetler iktidarda oldu. Yüzde elli oy alan bir güçleri vardı. Devrimciler, ilericiler ya mücadele için yürüyüş geçiyor, ya da bisiklet stadyumu ‘Vel d’hiv’ (Velodrom d’hiver) toplanıyordu. Bu eylemler bize büyük umutlar veriyordu. ‘Devrim Yarın’ diye bakıyordu kitleler. Victor Hugo’nun ‘Mutlu Yarınlar’ (Les lendemain qui chante) sözü devrimcilerin sloganı olmuştu. Savaş sonrasının atmosferi buydu.        

Sonra Vietnam savaşına karşı çıkışlar geldi. Bir asker Henri Martin,  ‘Vietnam’da çarpışmayı reddediyorum’ dedi, tutuklandı. Duclos, FKP/Fransız Komünist Partisi Genel Sekreteri de sudan bahanelerle tutuklandı. Büyük tepkiler oldu. CGT işçi sendikalarını eritmek istediler, Alain Le Leap tutukladılar. ‘Le leap’e Özgürlük’ eylemleri yapıldı. Mutualite toplantı salonunda kitlesel toplantılar düzenlendi…

Gürler AKDORA >>> 1960’lara… 68’e gelince…       

Hıfzı TOPUZ >>> 1960’da  Paris’e gelen Nazım Hikmet,  Bastil yürüyüşüne katılıyor. Nazım çok heyecanlı ve kalbi var.  Abidin zor tutuyor.  Nazım’ın gözü CGT’yi FKP’yi arıyor… Eyleme katılmak için...   1968 olayları sırasında UNESCO’da çalışıyorum, orada ‘yetmiş iki’ millet  var. Bizi birleştiren bir umut, ilericilik, devrimcilik havası vardı. Paris’te barikatlar kuruldu. Gençlik ve üniversite öğrencileri ayaklandı. Sorbonne toplantıları büyük heyecan yarattı.

Abidin 68’i çiziyordu, elinde resim defteri, eylemcilerin arasında.

Gürler AKDORA >>> 1789 burjuva devrimi, 1848 devrimi ve 1871 Paris Komünü’nün devrimler ülkesi Fransa 1968’de bir kez daha alt üst oluyor. Kırmızı bayraklarla yeniden ‘Kiraz Zamanı’nı yaşıyor Paris… ‘Bir Devrim Denemesi’ni!      

Hıfzı TOPUZ >>> Mao ve Çin Kültür Devriminin rüzgârı esti. Her yerde Mao posterleri, gençliğin elinde. Sovyetçiler, hatta anarşist ve Troçkistler bile katılıyor eylemlere. Bu kuşağın öncüleri, gençlik liderleri sonra dönek oldular. 68 Protesto eylemleri, örgütsüzlük ve partisiz devrimcilik nedeniyle devrime yol açmadı. Bizdeki Taksim olaylarına benzetiyorum.

Gürler AKDORA >>> Bugünlere gelirsek, gözlemleriniz…

Hıfzı TOPUZ >>> Gelecek için hiç karamsar değilim. Teknolojide büyük gelişmeler oldu, tıpta ve yaşantıda da. Toplumlar daha rahat yaşıyor. Fakat batı toplumlarında bir karamsarlık var. Fransa’ya göre Afganistan’da, Irak ve Pakistan’da halk daha iyimser. Tıptaki gelişmeler beni 90’lı yaşlara getirdi. Eskiden ortalama insan yaşamı 50’lerdeydi. Bugün toplum düzeninde adil gelir dağılımı yok. Emekçi halka gene gelirden pay verilmiyor.

Gürler AKDORA >>> Nasıl bir gelecek bekliyor batıyı?  Ve bizim geleceğimiz...!       

Hıfzı TOPUZ >>> Boris Cyrulnik adlı bir psikiyatr-psikanalist var. ‘Batı toplumları bir felakete gidiyor. Batı yıkılacak ancak ondan sonra devrimlerle, yeni bir çağ gelecek’ diyor.       

Türkiye’nin kötü gidişatı ise, bizi aydınlık günlere yaklaştırıyor. Atatürk devrimlerinin üzerine ne kadar giderlerse gitsinler, halk Atatürk’e daha çok sahip çıkıyor. Taksim halk hareketi sonrası Türkiye’de yeni bir heyecan dalgası başladı. Toplum giderek iktidara hayır diyecek.

Karşı devrim yaşıyoruz. Ama karşı devrimi, hep devrimler temizlemiştir!

Gürler AKDORA >>> Şimdi hangi konular üzerine çalışıyorsunuz. Yeni kitap projeniz var mı?

Sabahattin Eyüboğlu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu üzerine çalışıyorum. Anılarla  biyografik bir roman. Eyüboğlu kardeşler Dijon’da Lyon’da Paris’de okudular. Paris’te misafirim olurlardı, gelince. Bedri en yakın arkadaşımdı. Aramızda ‘Açık kalp ameliyatı’ diye bir gizli söz vardı. Yani açık sözlü olup konuşmak her şeyi… Onlar cumhuriyet döneminin iki aydın çınarıydılar. İkisi de Atatürkçü, ikisi de devrimci. Sabahattin hakkında çok az belge var. Paris’te yazmaya başladım. İstanbul’da devam edeceğim.

Gürler AKDORA >>> Hıfzı Topuz ‘Türk Basın tarihini’ yazdı. ‘Başlangıçtan Bugüne  Dünyada Karikatür’ üzerine kitap yayınladı. Bir de sizin Kara Afrika üzerine bir koleksiyonunuz var… Mask’lar!  Afrika ‘maskeleri’ 2015’te  gün yüzüne çıkıyorlar mı?        

Hıfzı TOPUZ >>> Evet Fransızca konuşan ülkelerden, Dakar, Bamako, Burkina ve bir yıl kaldığım Kongo’dan 400 kadar mask ve heykel topladım. 2015’te Türkiye’de sergilenecekler. Sonra albüm-kitabı çıkacak, fotoğraflı örneklerle. Animizm ve heykel sanatının kökü nedir? Bunu araştırdım. 1900’lerden sonra Picasso kuşağı, Afrika Sanatını keşfe yönelmişti… Türkiye’de bu alanda pek yayın yok.

Gürler AKDORA >>> 2014’ün kısa bir bilançosu yapsanız desem… Neler söylersiniz?

Hıfzı TOPUZ >>> 2014 de 42 söyleşi yaptım. Genel bilanço olumlu. Bu tür toplantılar bana da ‘motivasyon’ ve heyecan veriyor. Kitaplarım yanı sıra, Atatürk ve Cumhuriyet konuları ağırlıklı çağrıldım söyleşi ve konferanslara … Ama AKP cephesi elbette davet etmiyor, etmez!

Gürler AKDORA - Bilim ve Ütopya – Mart 2015- Sayı : 249                                            

NOT. Hıfzı Topuz’la söyleşimizden iki gün sonra yedi ocakta Paris’te karikatür ve mizah dergisi Charlie Hebdo ile bir yahudi kaşer market silahlı saldırıya uğradı. On yedi ölümle sonuçlanan terör saldırılarını kitleler protesto etti. Basın özgürlüğü ve laiklik için 4 milyon kişi ayağa kalktı. Fransa tarihi günler yaşadı. Olaylar, neden ve sonuçlarıyla dünya çapında yankılandı. Kimi ‘liderler’ timsah gözyaşları döktü. ‘Provakatif çizgiler’ eleştirisiyle yapılan tepkiler,  tartışılıyor. G. A.