ataturk1919 225

Atatürk’ün gösterdiği yoldan çıkmanın bedelinin farkında mıyız?

“ İstemezüüük!..”

Osmanlı dönemindeki İstanbul isyanlarını yeniçeriler veya mollalar çıkarırdı.

Halk da onların peşine düşer ve İstanbul meydanlarında “istemezüük! ” diye bağırırdı.

Yeniçerilerin peşine takılanlar neyi istemediklerini pek bilmezdi.

Ama çoğunlukla elde edilecek sonuçtan küçük yararları olacağını da bilirlerdi.

Örneğin padişah devrilirse, yeni padişahın cülusunda para dağıtılır, asker maaşları artar, esnaf da bu işten kârlı çıkardı.

İstanbul isyanlarında defterdarların, vezirlerin ve bazı padişahların kellesi gitse de Osmanlının durumunda pek değişiklik olmaz, bir süre sonra aynı kısır döngü devam ederdi.

Temeli fetih ve cihada dayanan ekonomi çökmüştü. Ülkenin dört tarafından toplanan gelirler İstanbul’u doyuramaz olmuştu. Anadolu zaten yokluk içindeydi. Sıkça salınan vergiler, ağır baskılar, haksızlıklar ve artan eşkıyalık halk ayaklanmalarına yol açıyordu.

Devlet içten içe çürümüştü.

Tarih; yerel isyanların ve halk ayaklanmalarının çok azının yeni bir düzenin kapılarını aralayabildiğini öğretmektedir.

*** *** ***

Emperyalizm paylaşmak amacıyla saldırmasaydı Osmanlı da, köhne, yoksul ve aralarında birleştirici bir bağ olmayan uyumsuz topluluklar olarak yaşamaya devam edecekti.

Yaşamak derken, elbette saray ve çevresinin İstanbul’daki yaşamından söz ediyorum.

Çünkü Osmanlı Devleti demek, Osman Bey soyundan gelen birinin sarayda padişah adıyla, bir kukla gibi oturabilmesi demekti.

Padişah varsa, devlet de vardı. Halk ona biat eden bir sürüden ibaretti.

Nitekim bu anlayışı 16 Mart 1920 günü İstanbul’un resmen işgali üzerine kendisini ziyaret eden Rauf Bey başkanlığındaki kurula açıkça söylemiştir.

“ bir millet var, koyun sürüsü… Buna bir çoban lazım… O da benim…’’

*** *** ***

Ortadoğu’da görülen halk hareketlerini değerlendirmeye çalışırken tarihten aldığımız dersleri göz ardı edersek çok yanılırız.

Üzülerek belirtelim. Türkiye medyası olayları enine boyuna değerlendirmek yerine, yangına körükle gitmeyi her zaman geçerli akçe görme kolaycılığını seçer.

BOP denilen bu projeye 1990’lardan beri yatırım yapıldığını, bu bağlamda Türkiye’nin de “ılımlı İslâm” modeli olarak şekillendirilmek istendiğini bilmeyen yoktur.

Medya, demokrasi diye diye Türkiye’de demokrasinin tepelendiğini görmeyecek kadar ebleh de değildir.

Gerçekler ortada dururken, iktidar ve egemen medya “bu olaylarda Batı’nın parmağı yoktur” diye tutturdu.

Öte yandan da kendileri -neredeyse her gün 24 saat canlı yayın yaparak- “Batı” adına olaylara zevkle parmak soktular. Abartma haberlerle Türk kanallarının çok izlendiği ülkelerin halklarını kışkırttılar.

Öte yandan, “Olayların BOP’la ilgisi yoktur. O proje ölmüştür” diye propaganda yapmaya da devam ettiler.

*** *** ***

BOP ülke yönetimlerini devirmeden gerçekleşemezdi.

Diktatörlerin BOP projesine gönüllü olmayacakları, sınırların değişmesine, yetkilerinin alınmasına razı olmayacakları belliydi. Önce, saltanatlarının yıkılabileceğini düşünemediler.

Öğrendikleri zaman ise geç kalmışlardı. Üstelik küresel iletişim çağında başvurabilecekleri yollar çok sınırlıydı.

Ortadoğu diktatörleri 1970’lerde petrol bunalımlarında olduğu gibi, emperyalizmin amaçlarına karşı birleşik bir mücadele vermekten çok uzaktılar.

Halklarını yanlarına alacak bir gerekçeleri yoktu. Bu yüzden hepsi kendi derdine düştü. Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, yönetimleri birer birer düştü. Aradan çok zaman geçmedi.

“Demokrasi ve özgürlük” sloganlarıyla aldatılan kitleler, gerçekleri öğrenmeye başladılar.

Olan biten her şey en baştan beri bir oyundu.

Ne ki artık bir çare kalmamıştı.

Demokrasi yerine İslâm faşizmi kurulmuştu.

Feodalite yıkılmadan, halklar aydınlanmadan, ekonomi güçlenmeden, laik bir devlet düzeni sağlanmadan demokrasinin kurulamayacağı küçücük, ama çok pahalı bir bilgidir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Şimdi de kurulan istikrarsız yeni rejimlerden kurtulmak için uğraşılıyor.

Kim bilir daha kaç on yıl sürecek?

*** *** ***

Ayaklanmalarda wikileaks belgeleri dahil olmak üzere, facebook ve twitter gibi internet olanaklarıyla “Batı” tv kanallarının, Batı’ya göbeğinden bağlı haber ajanslarının rolünün büyüklüğü ortadayken “Batı parmağı yoktur” diye propaganda yapan egemen medya yalan söylemişti.

Yıllardır halkı kandırıp politikaya şekil verdiğini sanmanın verdiği şımarıklık ve cesaretle…

Bugün de aynı tavrını sürdürüyor.

İşte bu yüzden iktidar medya organlarının % 95’ini kontrol ederken, geride kalanları da yok etmek için elinden geleni yapıyor.

Önümüzdeki genel seçimler, egemen medyanın iktidarları belirleyen bir güç olup olmadığı konusuna önemli bir katkı sunacaktır.

Umalım ki; burnu büyümüş medya dersini alır.

El Cezire televizyonu gerçekte kimindir acaba? Kâğıt üstündeki isimler gerçek midir? Ortadoğu ve islâm dünyasının içine bir Truva atı gibi giren bu kanalın amacı “özgür medya” ya örnek olabilir mi?

Bahreyn’deki düzene neden karşı çıkamaz?

Fetullah Gülen’den El Cezire’ye kadar Truva atlarının ve Ortadoğu’da adım adım gerçekleşen olayların ortak bir projenin parçaları olduğunu görmek, neden bu kadar zor?

Ayaklanmalar sonrasında yönetimlerin askerlerin eline geçmesi, zaten diktatörlüklerin pekişeceğine işaret sayılmaz mıdır?

*** *** ***

Ortadoğu halklarının sokaklara dökülüp kentleri işgal etmeleri, İstanbul isyanlarında isyancıların peşine takılan halkın “kelle isterük.! “ diye bağırmalarını anımsatıyor.

İdeolojisiz, örgütsüz, plansız, programsız ve bilgisiz…

“İstemezük ” dediler. Kelle istediler.

Bunları bağırırken ülkelerini çok daha büyük kargaşalara gömecekleri hiç akıllarına geldi mi, derseniz?

Durum ortada…

Milyonlarca insan ölmeye devam ediyor.

Kan ve vahşet, yakılmış, yıkılmış ülkeler; giderek dünyada dram haline gelen sığınmacılar; açlık, yokluk, perişanlık, harcanan trilyonlarca dolar servetin heba edilmesi, daha ilkel ve daha kanlı yönetimler, artan baskı, şiddet ve zulüm...

Demokrasi adına, özgürlük ve demokrasinin canına okunması…

*** *** ***

Ne yazık ki, Türkiye’deki yönetim de o ülkeleri içten karıştırıyor. Üstelik onlara özenmeye çalışıyor!

Bu yüzden, Türkiye Cumhuriyeti bir-iki yıl içinde çok önemli gelişmeler yaşayacaktır.

Atatürk’ün gösterdiği yoldan çıkmanın bedelini oldukça pahalı ödediğimizin, farkına varmış gibiyiz.

Ancak, kısa bir süre için, içinde bulunduğumuz tehlikelerden kurtulsak bile, siyasal ortam Atatürk yoluna döneceğimiz konusunda güven vermiyor.

Atatürk’ün adı var. Fikir olarak yaşatılmıyor.

Dahası “çağımıza hitap etmiyor” diye uyduruk gerekçeler üretiliyor.

A.Taner Kışlalı’nın “KEMALİZM GELECEĞİN GÜVENCESİDİR” diyerek karşıtlara meydan okuduğunu ve meydana kimsenin çıkamadığını henüz unutmadık.

*** *** ***

Biz, 150 yıl öncesine kadar “istemezük” diyorduk.

100 yıldır daha bilinçli, bilimli ve kararlı mücadele ettiğimizi söylesek de, tehlike kapıya vurmaya devam ediyor.

Ortadoğu halkları ise -şimdilik sadece “istemezük” demesini öğrendiler.

Onların bizim düzeyimize ulaşmaları için bile, çok uzun bir süre gerekecektir.

Tarih okumasını bilenlere çok şey öğretir…

Altan ARISOY - 01 Ekim 2021

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Son Yazılar