zorbalar kalmaz gider3 1

Çete

“Nitelikli zimmet, devlet alım ve satımlarında çıkar sağlamak, rüşvet almak, görevde yetkiyi kötüye kullanmak,

artırma ve eksiltmeye hile karıştırmak, cürüm işlemek için teşekkül meydana getirmek ve bu teşekkülü yönetmek….”

“Siyasi hedefleri için “ÇETE” oluşturduğu; haksız ihalelerle elde edilen paralarla “geleceğin başbakanı” olmayı planladığı….”

Bu suçlamalar Yargıtay Başsavcısı Sabih KANADOĞLU tarafından Tayyip Erdoğan’ın İstanbul belediye başkanlığı dönemiyle ilgili açtığı yolsuzluk davalarındaki iddialardı.

Tayyip Erdoğan İstanbul belediye başkanıyken yapılan yolsuzluklar araştırılmış ve sonunda birkaç davaya konu olmuştu. Akbil davası bunlardan biriydi.

Mahkeme Başkanı İsmail Rüştü Cirit Erdoğan’ı akladı. Savcı karara itiraz etmedi. Böylece Erdoğan ceza almaktan kurtuldu. Siyasi yaşamına başbakan olarak devam etti. (Cirit, Erdoğan’ın okuduğu şiir davasından, adli sicilinin silinmesine de karar veren yargıçtır.)

Davanın yargıcı Cirit, ertesi yıl (2004) Yargıtay’a seçildi. 2020 yılında Yargıtay başkanlığından emekli oldu.

İlginç olan şu ki; Erdoğan yargı maceralarında- yukarıdaki örneğe benzer şekilde-sürekli korundu.

O dönemde cemaat yapılanmasının bu işlerde ne kadar becerikli olduğu biliniyor.

Fetullah’a “hocaefendi” demeyen kişilerin neredeyse yargılanarak cezalandırılmaya çalışıldığı bir dönemdi.

Akbil davasında, 17-25 Aralık yolsuzluklarıyla ilgili davalarda ve diğerlerinde Erdoğan’a yardım edenlerin tümü de belki de bir minnet borcu olarak hızla görev basamaklarında yükseltildiler. Sihirli eller devreye girdi. Liyakat ve hakkaniyet ortadan kalktı.

Bugüne kadar değişmeyen tek şey bu “al gülüm ver gülüm”  mekanizmasıdır.

+++

Konuyu baştan alalım.

Tayyip Erdoğan’ın siyasi yaşamı 1970’lerde MSP’de başladı. 1980’lerde önce Refah Partisi Beyoğlu ilçe başkanlığı sonra il başkanlığı ve milletvekili adaylığı olarak devam etti.

28 Şubat sürecinde Refah partisi kapatılınca, yerine kurulan Fazilet Partisi’ne katılmayan ve “yenilikçiler” olarak adlandırılan grubun başına geçti.

2001 yılı Ağustos ayında AKP kuruldu.

Tayyip Erdoğan’ın hükümlü olduğu için seçimlere katılması yasaktı. YSK, parti başkanı olarak propoganda yapmasına, oy pusulalarına adının yazılmasına engel olmadı. 2002 genel seçimlerinde resmen AK Partinin başkanı olarak tanımış oldu.

Kuruluşunda ve seçilmesinde BATI’nın, özellikle ABD’nin büyük desteği vardır.

Hiçbir resmi ünvanı yokken Beyaz Saray’da devlet başkanı gibi ağırlanması bu desteğin büyüklüğünü gösterir. (ABD’nin Erdoğan ve Gül’ü Türkiye’nin başına geçirmek istediği daha 1996 yılında medyada haber olmuştu.)

CHP başkanı BAYKAL da Erdoğan’a destek oldu. Anayasa değişikliği yapılarak Erdoğan’ın seçimlere katılması sağlandı. Siirt seçimlerinin sırf Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesi için, YSK tarafından iptal edilmesi ise bir kara mizah örneğidir.

Günümüze değin Tayyip Erdoğan’ın önündeki tüm engellerin birer birer kaldırıldığına tanık olduk. Anayasanın dikkate alınmaması, halk oylamasında yasa gereği ancak mühürlü oyların geçerli olacağı kuralının tam da seçim günü YSK tarafından kaldırılması ve her ters giden davada, o mahkemenin yargıç ya da savcılarının, gerektiğinde HSK’nın bile değiştirilerek istenilen kararların çıkarılması, iktidarın bu işlerde ne kadar ileri gidebileceği konusunda fikir verecek niteliktedir.

Her biri bir iktidar değişimine yol açacak skandallar, sıradan ve rutin uygulamalar haline geldi.

+++

Son on yıldan beri Tayyip Erdoğan’ı eleştirmek de “hakaret” sayılmaktadır. Bu konuda da, yüz binkadar soruşturma ve 65 bin kadar dava açılabilmiştir. Cumhurbaşkanlığı avukatları her gün dava açılacak eleştiri bulmak için harıl harıl çalışmaktadırlar. En azından emir altındaki yargıçların verecekleri para cezalarından epeyce gelir elde edeceklerini biliyorlar. İlgili mahkemeler de, bu davalarda “manevi tazminat zenginlik kazandıracak kadar yüksek olamaz” yasa kuralını dikkate almaya gerek görmeden, her karara imza atıyorlar. Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere eleştiri yapanları milyonluk tazminatlara mahkûm edilebiliyorlar!

Tüm bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal ve yasal kuralları ihlal edilerek yapılıyor. Ve sistemli bir şekilde artarak sürdürülüyor.

Sonuç olarak, Sabih Kanadoğlu’nun açtığı davadaki iddialar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti aşama aşama değiştirilip dönüştürülmüştür. Sözde İslamcı ve totaliter bir tek adam düzeni kurulmuştur.

Müslümanlıklarıyla övünerek iktidara gelen ve her fırsatta din sömürüsü yapan AKP, aslında en büyük zararı saf ve temiz İslâm anlayışına vermiştir.

İktidara gelirken kaldıracaklarını söyledikleri “3 Y” (yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) kurdukları düzenin temel özelliği olmuştur!

+++

Konuya Yargıtay başsavcılığının açtığı davayı anımsatarak girmiştik.

O dönemde AKP ile mücadele eden ve bu konuda 3 kitap yazan bir insan vardı:

1990-2000 yılları arasında CHP İstanbul İl Başkanı olan Mehmet BÖLÜK.

Mehmet Bölük bir mimardı. Elbette Türkiye’de bir daha iş alamadı. Ukrayna’da bir iş almıştı.  Ukrayna’da olduğu bir sırada, kuşkulu bir trafik kazasına kurban gitti. (2007)

Onun için, onurlu, kararlı, mücadeleci ve çok iyi insandı, denildi.

Mehmet Bölük’ün ölümü çoğu kişinin aklına, acaba yolsuzluklarla mücadelesi yüzünden mi öldürüldü sorusunu getirdi.

Türkiye’nin yakın tarihi faili bilinmeyen cinayetlerle doluydu.

Türkiye’nin övünülmesi gereken laik, demokrat aydınları birer birer suikasta uğramış ve gerçek katiller bulunamamıştı.

Çete cinayetleri henüz belleklerden silinmedi.

Bir de Burak Erdoğan şarkıcı Sevim Tanürek’in ölümüne sebep olmuş, ancak deliller anında ortadan kaldırılmıştı. Sahte doktor raporları, sahte diplomalar, seçim hileleri, Suriye ile savaştaki, PKK ile bozuşmadaki gerçek dışı haberler kaygılanmaya haklılık kazandırıyor.

Yurdum insanı artık her olayın altında başka şeyler arıyor.

(bknz; bu yazının altındaki bağlantılar...)

+++

Öyle görünüyor ki AKP iktidara geldiğinden beri bir organizasyon içinde belli hedefe ulaşmak için yürüyor.

Büyük amaç için kaynak hazırlıyor.

Öyle olmasa, 196 kez (ortalama her ayda bir defa) ihale yasasını değiştirme gereği duyar mıydı?

İhaleleri beşli çete denilen şirketlere vermekte bu kadar ısrarlı olur muydu?

Yapılan hizmetlerin ve yatırımların, millete gerçek değerinin çok üstünde mal olması halk düşmanlığıdır. Bir iktidar bu düşmanlığı ancak kendince daha büyük bir amaç için yapar.

Bir iktidar kara para aklamak için neden 6 kez varlık barışı ilan etsin? Dünyada güvenilmez bir devlet olmayı göze alsın?

İktidara gelir gelmez “Nerden Buldun” diye bilinen, şeffaflığı zorunlu hale getiren yasayı neden ortadan kaldırsın?

Vergi cenneti denilen yerlerde of-shore hesabı açıp kazançlarını vergilendirmekten kaçınanları neden korusun?

İktidarın tepesine yakın kişilerin ÇETE’lerle ne işi olur?

Onların, bu ilişkileri REİS’ten izinsiz kuramayacakları açık değil midir?

Cumhurbaşkanına korsanların, çetelerin başıymış gibi REİS denmesi ne anlama geliyor?

Bu hitap neden engellenmiyor?

+++

Türkiye’de ‘Tek Adam’ rejimi meclise, yargıya, orduya, emniyete, üniversitelere, mülkiyeye, sivil toplum kuruluşlarına hükmetmektedir.

Sendikalar, dernekler, barolar, odalar, kooperatifler, konfederasyonlar baskı altında ve işlevsizdirler.

Olaylara objektif bakmaya çalışanlar, her işin, her olayın, her kararın bir kişiye bağlı olduğunu iyi bildikleri halde iktidar medyasını ve yandan gazetecileri eleştiriyorlar. Gerçekleri konuşmadıklarından yakınıyorlar!

Yargıçların ve savcıların harekete geçmemesini kınıyorlar.

Güvenlik güçlerinin yasasız emirleri yerine getirmemesini istiyorlar.

Yargıtay’dan, Danıştay’dan, Anayasa Mahkemesi’nden söz ediyorlar.

Üniversitelerin, baroların, demokratik kitle örgütlerinin işlevlerini yerine getirmesini bekliyorlar.

Oysa, sebep bellidir.

Türkiye’deki tüm kurum ve kuruluşların başında tek egemen vardır.

Onun istemediği hiçbir iş yapılamaz.

Herkes ondan korkmaktadır.

Öyle ya, bir işaretle, dahası işaret bile almadan başlarına her şeyin gelebileceğini iyi biliyorlar.

Koşulsuz itaat edersen rahata ve bolluğa ulaşırsın. Sayısı 11’e kadar çıkarılan maaşlarla “sus payı” da alırsın. Liyakatli değil, işini doğru yapan değil, işin ehli değil, kullanışlı eleman gerekli ve değerlidir(!)

Ne kadar kullanışlıysan o kadar maaş…

+++

Son olarak herkesin bildiği ama kimsenin adını söyleyemediği kişiden söz edelim:

Ortalıkta “özgür ve yansız gazeteciler” olarak dolaşanlar, devletin en yüce makamına kadar uzanan büyük çetenin başını biliyorlar. Ama ad veremiyorlar(!)

Çünkü korkuyorlar.

Görev bekledikleri kurum, kuruluş ve kişiler de korkuyor ve susuyor…

Kendi yapamadığımızı başkalarından beklemeye hakkımız var mıdır?

Düşünün, her yolsuzluk olayı bakanlara, cumhurbaşkanının yakınlarına kadar uzanıyor. Ama orada bağlantı kopuyor.

Cumhurbaşkanının bunlardan haberdar olmaması düşünülebilir mi?

Biliyorsa neden müdahale etmiyor?

Herkesin bildiği ama dilini yuttuğu bu ortamda muhalefet liderleri bu gizemli(!) ismi hep birden kamuoyuna açıklamak ve iktidar mücadelesini yükseltmek zorundadırlar.

“Armut piş ağzıma düş” anlayışıyla iktidar mücadelesi yapılmaz.

Bekleyip görelim anlayışı iktidar getirmez.

Doğru, açık, mert, sert ve kararlı bir mücadele şarttır.

İktidar olunca yapılacak işler çok önceden ivedilik sırasına göre planlanmalıdır. Yoksa, o günlerin telaşı ve hengamesi içinde başarılı işleri gerçekleştirmek hayal olabilir.

+++

Öyle bir iktidar tarafından yönetiliyoruz ki, neredeyse iktidara geldiğinden beri yaptığı tüm işlerde anayasaya, yasalara, tüzüklere, yönetmeliklere aykırılıklar var.

Çağdaşlığı yakalayıp öne geçmek amacıyla Laik, demokratik, ulusal bir hukuk devleti olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti hurafelere tutsak olmuş, ilkel bir diktatörlük değildir.

Doğrunun yerine yanlışın- sahtekarlığın, gerçeğin yerine yalanın, iyinin yerine kötünün, güzelin yerine çirkinin egemenliği asla düşünülemez.

Bir çete başının ağzına bakıp duruyoruz. Nerdeyse kahraman ilan edeceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti için çetelerin teslim alıp at oynattığı bir ülke olmak kadar vahim, acı ve utandırıcı bir durum olamaz.

Altan ARISOY – 03 Temmuz 2021

https://www.hurriyet.com.tr/mehmet-boluk-u-tanir-misiniz-6713364

https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/erdoganin-yargiyla-imtihani-1261880/

Son Yazılar