tehlikenin farkindamisiniz

Katil belli, refleks belli, sonuç belli!

En kısa yol, en iyi bildikleri yol. Aynı yoldan gidiyorlar yine. En sert virajdan sağa kıvrılıyorlar ve siyasi cinayetlere sapıyorlar.

Bu senaryoyu defalarca görmüş olmamız gerçeği değiştirmiyor. Biz, bu senaryoyu defalarca görüyoruz ve her defasında bize verilen rolü uslu uslu üstleniyoruz. 

Sokaklara çıkıyoruz. “Katil devlet” diye avaz avaz bağırıyoruz. “Provokasyona gelmeyelim” diye birbirimizi uyara uyara kahroluyoruz.

Ama zincir hiç kopmuyor.

Bu ülkenin ilk siyasi cinayetiyle son siyasi cinayeti arasındaki bağ her dönem daha da kalınlaşarak güçleniyor.

O yüzden bundan 73 yıl önce Sabahattin Ali’yi öldüren katilin verdiği ilk ifade ile dün, HDP İzmir il Başkanlığı’nı basıp genç bir kadını katleden katilin ifadesi bire bir birbirine benziyor.

Sabahattin Ali’nin katili Ali Ertekin yakalandığında şöyle demişti:

“Sabahattin Ali’nin Türklükle alakası olmayan ve Türk milletine fenalık için harice kaçmak isteyen bir canavar olduğunu anladım. (...) Her geçen saniye asabımı bir kat daha sarsıyordu. Gözlerim kararır gibi oldu. İşte bu milli düşünce ile birdenbire irademi kaybederek elimdeki sopa ile kitap okumakta iken kafasının sol tarafından yüzüne şiddetle vurdum. (...) Ölmüştü.”

Aşağıdakilerse dün işlenen son siyasi cinayetin yakalanan katil zanlısının ifadesi.

“Kimse ile bir bağlantım yok. PKK’den nefret ettiğim için binaya girdim, rastgele ateş ettim”.

FAİLİ BELLİ CİNAYETLER…

Hepimiz biliyoruz; katil yine yalan söylüyor.

Bu ülke, şahsi öfkeleri yüzünden vatana düşman belledikleri insanları öldüren ya da kurumları basıp yakan, yıkan ve kendisini faşist değil de vatansever olarak tanımlayan karanlık zihinli ve şiddete yatkın insanların bireysel güdüleriyle işledikleri sivil cinayetlerin yönlendirdiği, rastgele ortaya çıkan düşmanlıklarla boğuşmuyor;

Bu ülke, iktidarların bu insanları kullanarak taammüden yarattığı siyasi kaoslarla yönetiliyor.

Ve katil yakalansa da cinayet ülke tarihine her seferinde faili meçhul olarak kazınıyor.

Aslında hiçbir şey meçhul falan değil.

Neyin nasıl işlediğini yani senaryoyu herkes ezbere biliyor. Yine de gerçeğin adı asla resmen koyulmuyor. 

“Katil devlet” diye meydanlarda bağıra bağıra ve şiddete şiddetle cevap vere vere de bir adım bile yol alınmıyor. Aksine devamlı yoldan çıkılıyor. Her yoldan çıkış da bu korkunç senaryonun hiç aksamadan tıkır tıkır işlemesini sağlıyor.

Bizim bu senaryoyu daha önce defalarca görmüş olmamız, senaryoya uygun davrandığımız sürece, o senaryoyu yazanların işine yarıyor.

Ülkenin aydınlık insanlarını hedefe koyan ve onların katledilmeleri sonrası yaşanacaklardan medet umanların iktidardan hiç düşmediği bir ülkede yaşıyoruz.

O yüzden her seferinde “yeniden düğmeye basıldı” diyoruz.

O yüzden provokasyon nedir her seferinde biliyoruz.

O yüzden başımız “Katil” devlet diye bir kavramla dertte.

Ve o yüzden bu ülkeye barış ve huzur bir türlü gelmemekte.

BİR ŞEY YAPMAK LAZIM!

Böyle kötü kokan küflü ve göz gözü görmeyen sisli iklimlerde, iktidarlar kendi güçlerinden çok, halkların gafletine ve güçsüzlüğüne güvenirler.

Gafletlerini yenemeyen ve kendi güçlerinden şüpheye düşen halklar da asla gerçekten kardeş olamaz, o iktidarların karşısına hep beraber ve dimdik çıkamazlar. 

Bir an önce;

“Kürt ve Türk kardeştir” cümlesinin içini boşaltan ne varsa, hiçbirine acımadan hepsini külliyen ve hızla siyasetlerden çıkarıp atmak için yeni bir dilin peşine düşmezsek...

O kardeşlik vurgusunu her şeye rağmen karşılıklı ve eşit ölçüde gerçek hayata geçirip net bir şekilde somutlaştırmak için yeni refleksler geliştirmezsek...

İktidarların karşısında dimdik ve hep beraber dikilmezsek...

Kürt’ü de Türkü de kardeş katili yapan aklın yolunu açmaya ve doğurduğumuz bebeklerden birbirinin aynısı katiller yaratmaya devam edeceğiz. 

Ve Türküyle, Kürt’üyle aynı cehennemin ateşinde kadere boyun eğip, birbirimizi tükete tükete eriyip biteceğiz.

Mine SÖĞÜT - 18 Haziran 2021

Son Yazılar