ugur civelek

Böyle gelmiş olsa da aynı şekilde devam edilemez!

Finansal piyasaların, hafta başında ekonomi gündemine düşen bir haberle kısmen de olsa rahatlamaya çalıştığına tanık olduk.

AB liderlerinin uzun süren zirvesinde, Yunanistan konusunda bir anlaşmaya varılmış!

Bu durum, kesinlikle çözümsüzlüğün aşıldığı anlamına gelmiyor; tarafların ve bu konudan dolaylı olarak etkilenenlerin sadece günü kurtarmaya çalıştığı dikkat çekiyor! Söz konusu ülke şimdilik Avro Bölgesi içinde kalacak, fakat sorunlar muhtemelen ağırlaşmaya devam edecek!

KIRILGANLIK ARTIYOR...

Gelişmeler görece güçlü olanların daha haklı çıktığını, böyle devam ettiği sürece sorun ve dengesizliklerin büyüdüğünü düşündürüyor. Finansal akımları yönlendirenlerin ekonomik gerçeklerden çok siyasi çıkar hesaplarına yoğunlaşmaktan vazgeçemiyor olması istikrarsızlık endişelerini güçlendiriyor. Kısa vadeli ihtiyaçlar, görece güçlü olanların haksız taleplerine boyun eğilmesini dayatıyor.

Bu durumun farkında olanlar, finansal akımları yönlendirenlerin kendi gelecekleri üzerindeki belirleyiciliğini azaltmak üzere çözüm peşinde koşuyor; benzer sıkıntıyı yaşayanlar arasındaki işbirliğini geliştirmeye çalışıyor; ortaya çıkan kutuplaşmalar kırılganlık artışını ivmelendiriyor. Gelişen ekonomilerin tümü bu sıkıntıyı giderek yoğunlaşan bir şekilde yaşıyor: Ölümü görünce sıtmaya razı olmanın çözüm olmadığını hesaba katmak durumunda kalmaya başlıyorlar!

DÜZENİ KORUYANLAR!

Hemen yukarıda özetlemeye çalıştığımız genel çerçeve, zaman içinde güç dengelerinin seri bir şekilde değişmesine sebep olabilecek en önemli eğilimlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Gerek küresel ve gerekse bölgesel ve ulusal düzeyde yaşanan kutuplaşmalar ile jeopolitik olumsuzlukların, bu anormallikten bağımsız olduğunu varsaymak pek gerçekçi olamıyor!

Bu açmaz ülkemizdeki ekonomik, sosyal ve siyasi dengelerde de belirleyici oluyor. Belli kesimler finansal akımları yönlendiren kesimlere kayıtsız şartsız biat edilmesi gereğinin yanında yer alıyor, aksi takdirde gelişmelerin kontrolden çıkacağını ve yıkıcı krizler yaşanacağını iddia ediyor; diğerlerinin bilinçlenmesini engelleyerek ve bölünüp parçalanmasını sağlayarak gücünü korumaya çalışıyor!

Ekonomik, sosyal ve siyasi dengelerin çatırdamasının konuşulup tartışılması istenmiyor; içine düşülen kısa vadecilik tuzağından kurtulmak mümkün olmuyor ve kırılganlık artıyor. Düzeni korumaya yönelik söylemler, kof bir görüntüye dönüşüyor ve içi boşalıyor; yozlaşma ve yıpranmanın hızlanması önlenemiyor.

Son 20 yıla baktığımızda eğilimlerin sürdürülebilir olmaktan çıktığını, sorunların hızlanan bir şekilde ağırlaştığını ve mevcut dengesizlikleri korumanın olanaksızlaştığını görüyoruz.

Böyle gelmiş olsa da böyle devam edemeyecek. Küresel ekonomi durgunlaştıkça gelişenler kademeli olarak krizle tanışacak, finansal akımları yönlendirenler eski yaklaşımlarını sürdüremeyecek ve etki alanı büyük bir hızla daralacak! Haksızlığa uğradığı fikrinde olanların işbirliği ön plana çıkacak ve güç dengeleri değişecek; küreselleşme denilen kuralsızlık, yaşanacak büyük sıkıntıların sebebi olarak anılacak ve bundan nemalanarak güçlenenler kaçacak delik arayacak!

Başta gelişenler olmak üzere küresel ekonominin durgunlaşması, sistemik kırılganlığın çok tehlikeli seviyelere tırmandığı anlamındadır. Bu aşamadan sonra sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtarmak için gerekli ve yeterli kaynağı gelişen ekonomilere yönlendirebilmek hem olası değildir, hem de ortaya çıkacak yan tesirlerin yıkıcı olma olasılığı çok yüksektir.

YUNANİSTAN KONUSU!

Ne kadar gizlemeye çalışsalar da, finansal akımları yönlendirenlerin de ciddi boyutta güç kaybına uğraması ve belirleyiciliğinin azalması kaçınılmazdır.

Bu açıdan bakıldığında Yunanistan konusunda varılan anlaşmanın kısa vadeden öteye bir değeri yoktur; en önemli amacı gerçeklerin açığa çıkmasını bir süre daha engellemek ve güç kaybını geciktirmeye çalışmaktır.

Olumsuzlaşan küresel koşullar, krize giren gelişenlerin normalleşmesini engelleyen ve sorunlarını daha da ağırlaştıran en önemli faktördür.

RİSKLERİ AZALTMAK...

Bu sebeple herkes kendi başının çaresine bakmak üzere fırsat buldukça risklerini azaltmaya odaklanmış durumdadır. Güvensizlik ve istikrarsızlık artışına ilişkin beklentiler orta vade açısından belirleyici konumdadır. Sürdürülebilir olmayan eğilimleri fırsata çevirmek üzere kısa vadeye odaklanma ve gerçeklerden uzaklaşmanın bedeli, krizden krize yuvarlanmaktır. Hesapsızca borçlananlar ve geri dönmeyecek kredileri verenlerin yanı sıra, her türlü yanlıştan uzak duranlar da ciddi ve uzun süreli sıkıntılar yaşamak zorunda kalabilir! Sorun üreten ve haksızlığın etki alanını genişleten düzenlerin varlığını koruyabilmesi mümkün değildir. Olumsuzlukları henüz küçük iken çözmek yerine besleyip büyütmek kaos yaratmaktır ve sonuçları yıkıcıdır, kesinlikle kontrol edilebilir değildir!

Uğur CİVELEK - 14 Temmuz 2015 - Aydınlık

Son Yazılar