ugur civelek

Hesapsızlıkların faturası kapıyı çalıyor!

Küresel koşullar gelişen ekonomiler açısından olumsuzlaşmaya devam ediyor.

Fakat ülkemizdeki ekonomi gündemi üzerinde belirleyici olanlar, bu önemli konuya gereken önemi vermeyerek büyük hata yapıyor. Karar alma sorumluluğu taşıyanlar, umudu yanlış yerlerde aramak zorunda bırakılıyor. İnsanlarımız, yabancı sermayenin onaylayabileceği bir koalisyon hükümeti kurulur ve erken seçim söz konusu olmaz ise durumun normalleşeceği varsayımına göre yönlendiriliyor!

Mevcut yapısı nedeniyle Türkiye ekonomisi, küresel eğilimlerin yönüne göre dalgalanmak, hatta krizler yaşamak durumundadır. Risk alma isteğinin yüksek olduğu dönemlerde olduğundan çok daha iyi görünebilir; ancak tam aksi söz konusu olduğunda hızla kırılganlaşır ve gerçekler açığa çıkmaya başlar. Hangisinin yaşandığına bağlı olarak siyasi irade-iş dünyası ve toplumun hareket yeteneği genişler veya hızla daralmaya başlar. Bu durumdan kurtulamadığımız sürece, kendi geleceğimiz üzerinde belirleyici olabilmemiz olası değildir. Genel seçim sonuçlarına göre Meclis’te yer alacak ve koalisyon hükümetini oluşturmak adına görüşmeler yapacak siyasi partiler, bu sistemik olumsuzluğu giderme yanlısı değildir.

Küresel koşulların geride bıraktığımız hafta genelinde olduğu gibi olumsuzlaşmaya devam etmesi durumunda, Türk Lirası’nın dalgalı bir şekilde olsa da değer kaybetmeye devam etmesi kaçınılmazdır. Bu açıdan seçim sonuçları, koalisyon hükümetinin oluşması veya erken seçime gidilmesi ikincil önemdedir; finansal piyasalardaki eğilimlerin şiddetini ve fiyat oynaklığını etkileyebilir, fakat yönünü değiştiremez. Dış koşullara rağmen, beklentilerin kalıcı olacak şekilde düzelmesi söz konusu olamaz.

Geride bıraktığımız hafta genelinde, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gerçeğin tam aksi yönünde bir algı yaratılmaya çalışıldı. Finansal piyasalar ve medya, günü kurtarmak adına etkileme şansları bulunmayan küresel koşulları ikincil ve yönlendirme olanağı olduğunu varsaydıkları siyasi gelişmeleri birincil belirleyici imiş gibi göstermeye çalıştı. Seçim sonuçları koalisyonu zorunlu kılınca önce paniklediler, daha sonra algıları biraz olsun düzeltmek adına yapay yönlendirmelerle durumu toparlamaya çalıştılar. Bir anlamda tehlikeyi yeni bir fırsatmış gibi göstermeye ve pazarlamaya odaklanmak zorunda kaldılar.

Daha açık bir şekilde ifade etmeye çalışalım! Eğer küresel koşullar 2004 veya 2005 yıllarındaki gibi olsa idi, iş dünyası sandıktan koalisyon zorunluluğu veya erken seçim olasılığının çıkmasına sevinebilirdi; zira söz konusu dönemde risk alma isteği çok yüksekti ve Türk Lirası’ndaki değerlenmenin yarattığı olumsuzlukların bu belirsizlik sayesinde azalabileceği düşünülebilirdi. Fakat riskten kaçınma eğiliminin güçlendiği ve döviz kurlarının tehlikeli olabilecek şekilde yükselerek kırılganlığı artırdığı bir dönemde sandıktan çıkan benzer sonuç bardağı taşıran son damla olabilir! Birincil ve ikincil olumsuzlukların toplamından olumlu bir sonuç çıkamaz; kısa vadeden öteye güvensizliğin büyümesi ve yıkıcı olmaya başlaması engellenemez.

Haziran ayı içinde ABD’den gelen veriler, sonbaharda faizlerin yükseltilmeye başlaması olasılığını güçlendiriyor. AB ise Yunanistan sorununu nasıl çözeceğini bilemiyor. Tahvil piyasaları satış baskısı altında bunalıyor ve gelişen ekonomilerin risk primleri yükseliyor. Bu gelişmeler riskten kaçınma eğilimini tetikliyor; Türkiye benzeri kırılgan yapıdaki ekonomilerin dış finansman ihtiyacını karşılayabilmesi zora giriyor. Küresel düzen de bu süreçte daha kırılgan hale geliyor ve gerçekler global büyüme tahminlerini aşağı çekerek tescil ediliyor.

Hemen yukarıda ifade etmeye çalıştığımız dış koşullar ekonomimizi daralmaya, enflasyon ve işsizlik oranlarımızı artışa zorluyor. Genel seçim sandıklarından çıkan sonucu ikincil olmaya zorluyor, tek parti hükümeti ile erken seçim arasındaki fark azalıyor ve önemsizleşiyor. Bu durumun farkında olanlar, olamayanları avlayarak kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor! Koalisyon konusu abartılı bir biçimde gündemde tutularak kafalar karıştırılıyor!

Kazanmak adına risk almanın değil, kaybetmemek veya daha az kayıpla kurtulmak için riskleri azaltmanın önemli olduğu bir döneme girdik. Bu ve benzeri koşullarda gerçekler ile yüzleşmek zorunlu hale gelir ve tek başına iyi niyet kesinlikle yeterli olamaz. Kurulacak olası koalisyon hükümeti, ağzı ile kuş tutsa bile olumsuz küresel eğilimlerin belirleyici olmasını önleyemez; başarılı görünmek adına gerçeklerden kaçtıkça ve bu sebeple seçmenlerini aldatmak zorunda kaldıkça yıpranmaktan kurtulamaz!

Uğur CİVELEK - 16 Haziran 2015 - Aydınlık

Son Yazılar