krizin esigindeyiz 

Adı konmamış krizler bizi bekliyor!

Gerçekleri görmezden gelmenin pek bir işe yaramayacağı orta vadeli bir süreç bizi bekliyor.

Küreselleşme denilen kuralsızlıktan nemalanarak güçlenenler ile yoksulluk sınırının altına yuvarlanarak iyice bunalan geniş kesimler arasındaki çıkar çatışması, ciddi istikrarsızlıkların sebebi olacak gibi görünüyor. Bir taraf önemli bir sıkıntı olmadığı ve krizden bahsetmenin anlamsız olduğu söylemi ile çoğunluğu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışacak; diğerleri ise sıkıntı arttıkça tepki verecek ve gelişmeler kontrolden çıkmaya başlayacak. Ekonomik dengelerin ardından sosyal ve siyasi olanlar da altüst olma eğilimine girecek.

YOKSULLUK ÜRETEN SİSTEM!

Mevcut küresel düzen gelir ve servet dağılımındaki bozulmanın güçlenmesini, yine buna paralel olarak rekabet koşullarının olumsuzlaşmasını önleyemiyor. Durum böyle olunca etkinlik kayboluyor; sistem refah yerine yoksulluk ve çözümsüz sorunlar üreten, adaletsizliği besleyerek istikrarsızlığı güçlendiren hastalıklı bir yapı haline dönüşüyor. Düzenin efendileri kontrolü kaybetmemek üzere demagoji yaparak günü kurtarmaya çalışıyor. Bu saydıklarımız 1995 sonrasındaki küresel eğilimlerin temel özellikleri idi. Fakat aynı şekilde devam edilebilmesi pek olası görünmüyor.

Faaliyet gelirlerinin istikrarlı bir şekilde artması, serbest piyasa anlayışı açısından hayati önem taşır. Bu kalıcı olarak mümkün olamadığında yozlaşma süreci devreye girer: Sorunlar oluşmaya ve dengesizlikler büyümeye başlar, etkinlik uzunca bir süre geri dönmemek üzere kaybolur. Etkili ve yetkili kesimler istatistiklerle oynayıp kısa vadeli beklentiler yolu ile geniş kitleleri yönlendirmeye çalışarak, hem günü kurtarmaya hem de kendi çıkarlarına uygun yeni bir düzenin nasıl tesis edileceğine kafa yormaya başlar. Büyüyen çıkar çatışmaları ve adaletsizlikler konularındaki farkındalığın oluşmasını engellemek adına ilkesizce her yolu deneyebilirler. Başarılı olunamaması durumunda gerçeklerin açığa çıkması ve yıkıcı bir istikrarsızlığın yaşanması önlenemez.

1995 yılı sonrasında serbest piyasa anlayışı etkinliğini kaybetmeye başladı ve eğilimler sürdürülebilir olmaktan çıktı. Faaliyet gelirlerinin hızla erimeye başlaması ve rekabet koşullarının olumsuzlaşması, takip eden yedi yıllık dönemde yaşanan tüm krizlerin sebebi oldu. Zaman kazanmak ve çöküşü geciktirmek adına faaliyet dışı gelir yaratma peşinde koşuldu; hesapsızca risk almayı teşvik etmek adına para politikaları bir daha sıkılaştırılmamak üzere gevşetilmeye başladı. Faaliyet dışı gelirlerin kaynağı, küresel düzeyde menkul ve gayrı menkul şeklindeki varlıkların değer artışı oldu. Oluşturulan bu saadet zinciri 2006-2011 arasında üç önemli krize sebep oldu ve kullanım süresi doldu.

HAVADA KRİZ KOKUSU VAR!

Artık gerekli miktarda faaliyet dışı gelir yaratılamıyor, aşırı gevşek para politikası uygulamalarına rağmen riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi ve belirleyici olması önlenemiyor. Bu durumun farkında olanlar uygun söylemler ile diğerlerini oyalayıp aldatarak başının çaresine bakmaya çalışıyor. Türkiye gibi, devrini doldurmuş eğilimlere aşırı bağımlı hale gelen ekonomiler ise ne yapacağını bilemiyor ve çok kırılgan olarak anılmaktan kurtulamıyor; çözümleri, gerçekleri inkarda arama gafletine düşüyor!

Özetle söylemek gerekir ise faaliyet gelirler eriyor ve faaliyet dışı gelir üretmek üzere alınmış pozisyonlar zarar üretiyor. Çaresizlik bataklığına saplananlar aklın yolunu bulmayı beceremiyor.

Herkes kendi konumunu korumak ve günü kurtarmak üzere, diğerlerini oyalayarak aldatmaya odaklanıyor. Anormal olanı normalmiş gibi pazarlamak konusunda yarışılıyor. Her türlü haksızlığa eyvallah demek zorunda kalanlar, gelecek adına neler kaybetmekte olduğunu kavrayamıyor!

Bunları ifade etmeye çalışmamızın bir amacı var. Hafta sonunda Genel Seçimler yapılacak ve seçmenlerin büyük çoğunluğu içinde bulunduğumuz koşulların farkında değil! Meclis’te temsil edilen siyasi partilerin seçim beyannameleri, küresel koşulları hiç dikkate almadan oy avcılığını hedefliyor; gerçeklerin farkında olamayan seçmenler bilerek ve isteyerek aldatılıyor. Açığa çıkmaya başlayan gerçekler, şimdilik onları ayıltamamış gibi görünüyor. Kriz kokusu yoğun bir şekilde algılanıyor, fakat hayal dünyasının yarattığı derinlik sarhoşluğundan kurtulmak mümkün olamıyor.

1995 sonrası sonbahar mevsiminin özelliklerini sergiliyordu, hiçbir şey göründüğü veya gösterildiği gibi değildi. Kula kulluk edilip, yanlışlara ve haksızlıklara sessiz kalındı. Artık kış kapıyı çalmaya başladı: herkesin ihtiyacını karşılamak üzere ava çıkacağı ve çoğunluğun av olmaktan kurtulamayacağı bir dönem bizi bekliyor. Yozlaşmış düzen çökecek, düşmanı dost sanıp kula kulluğu alışkanlık haline getirenlerin herhangi bir geleceği olmayacak! Daha önce yapılmış hesapların hiçbiri tutmayacak!

Uğur CİVELEK - 02 Haziran 2015 - Aydınlık

Son Yazılar