G-20 Zirvesi'ne hazırlık çalışmaları sırasında ön plana çıkan ABD ve AB yetkilileri arasındaki görüş ayrılıkları piyasa beklentilerini etkileyecek ve orta vadeli eğilimlerde belirleyici olacak gibi görünüyor.

Sonuç deklarasyonunda, yuvarlak söylemler ile önemsiz gösterilmeye çalışılsa da sonuç değişmeyecek; farklı pozisyonlar nedeniyle her birinin doğrusu ayrışacak. ABD Hazine Sekreteri önde gelen AB üyelerini uyarıyor; açıkları boşver, iç talebe odaklan; Yunanistan ve Portekiz gibi ekonomiler açıklara odaklanabilir ama siz yapmayın! ABD Başkanı ise büyüme vurgusu ile benzer bir yönlendirmeyi amaçlıyor. Finansal piyasalar ise sorunlu AB ekonomilerin tahvillerine yönelik olumsuz tavırları ile sopa göstererek AB yetkililerini ikna çabasına katılıyor. Fakat sonuç değişmiyor, her iki tarafın da kendi açılarından haklı olması ve uzlaşıyı engelliyor, belirsizlik ve kırılganlık azalmıyor.

ABD ekonomisindeki kurtarma ve canlandırma çabaları finansal piyasalar üzerinde etkili olsa bile benzer bir sonuç ekonomi cephesinde ortaya çıkmadı. Özel sektör istihdam yaratamıyor ve destekler çekilince iç talep zayıflıyor ve hem ekonomi, hem de finansal piyasalar kendi ayakları üzerinde duramıyor. Güven bunalımının geri dönmesi, menkul ve gayrimenkul değerlerinin yeniden gerilemesi ve bilançoların yıpranması ihtimali artıyor. Ayrıca, ABD'ye güvenen veya buna uygun davranmak zorunda kalanların da tercihlerini farklılaştırması olasılığı güçleniyor. Bu koşullarda küresel düzeydeki en önemli pazarlardan biri olan AB'nin önemi ve siyaseten pazarlık gücü artıyor. Eğer iç talep artışına odaklanılır ve açıklar ile borç yükü ihmal edilir ise yaşanacak sarsıntı daha sınırlı olabilecek; aksi takdirde olumsuz gelişmeleri kontrol etmek pek mümkün olamayacak, finansal piyasalar ve küresel sermayeyi yönlendirenler büyük güç kaybına uğrayacak... Düşenin dostu olmayacak!

AB yetkilileri de durumu anlıyor, fakat ABD'lilerin tavsiye ettiği şekilde kısa vadeli bir bakış açısının orta vadede yaratacağı sorunları da görüyor; olumsuz seçenekler arasında orta vadede görece daha düşük maliyetli olanını tercih etmek zorunda olduklarını görüyor, küresel dengelerden çok kendi çıkarlarına odaklanma zorunluluğunu hissediyor.

Eğer iç talep daralmasın diye para, kredi ve maliye politikaları gevşek tutulur, büyümeye odaklanılır ise kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olmanın imkânsızlaşacağını görüyorlar.

Güçlü ekonomilerde de borç yükü ve kamu açıkları artacak, mali sektörün aktif kalitesi iyice bozulacak ve sorunlu krediler anormal boyutlara ulaşacak, Euro bugünküne oranla çok ciddi değer kayıpları yaşayacak ve AB Merkez Bankası'nın itibarı sıfırlanacak.

İç talep ve büyüme derken orta vadede hem enflasyon, hem de güçlü bir ekonomik daralmanın yaratacağı sıkıntıları aşmak pek mümkün olamayacak.

Zira bu koşullarda özel sektör havlu atmış olacağı için borç yükünü hafifletip açıkları düşürmeye çalışmak iyice anlamsız hale gelecek. ABD'nin sahip olduğu gibi askeri bir gücü ve buna bağlı bir yaptırım kapasitesi bulunmadığı için adeta intihara giden bir yolu seçmiş, başkaları için kendilerini feda etmiş olacaklar...

Bunu gördükleri için ABD'nin veya finansal piyasaların baskısı onları pek etkilemiyor olabilir...

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız açmazdan uzak durmaya çalışmanın yolu ise bütçe açıklarını azaltmaya ve borç yükünü kontrol altında tutmayı hedeflelyen mali disiplinden geçiyor.

Bu tercih para politikası gevşek tutulsa bile mali sektörün kredi politikasını da aynı yönde etkileyecek ve AB ekonomisi daralacak, kendi iradesi ile büyümekten vazgeçecek; günü kurtarıp geleceği tüketmektense peşin bir bedel ödeyip sorunların daha da ağırlaşmasını önlemeyi öncelikli hedef haline getirecek gibi görünüyor. Bu sayede Euro ve AB Merkez Bankası'ndaki yıpranma görece sınırlı kalacak, diğer seçeneğe göre enflasyon tehlikesi azalacak ve kurumsal yapıdaki yıpranma daha küçük olacak son on yıldaki hataların aynen devam etmesine izin verilmeyecek...

Düşenin dostunun olmadığı hiç akıldan çıkarılmayacak!

Anglo-sakson ekolünden İngiltere bile açıkları kapatmak ve sorunları daha fazla ağırlaşmamanın büyümeyi ikinci plana itmenin olumsuzlar arasında daha az olumsuz olanı olduğunu düşünüp, tercihini bu yönde kullanıyor ise muhafazakâr AB'lileri tersinin doğru olduğuna ikna etmek pek olası değil.

Küresel talep yeni bir daralma dalgası yayacak, bu olmayacakmış gibi fazla havalanan finansal piyasalar mevcut seviyelerini koruyamayacak, tasarruf açığını büyüterek günü kurtaran Türkiye gibi ekonomiler ise en fazla zorlananlar arasında olacak gibi görünüyor.

Bu süreçte sermaye hareketlerinin daralması, borç-alacak zincirinin paranın devir hızındaki daralmaya bağlı olarak kırılması, fiyat oynaklığının artması, riskten kaçınma tercihinin ön plana çıkması gibi eğilimler belirleyici olacak.

Devreye girecek olası kurtarma paketlerinin etkisi ise çok daha az olacak.

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı ve olamayacağı daha iyi anlaşıldıkça, tercihler kısa vadede günü kurtarmak yerine yeni bir düzen ihtiyacına odaklanacak; gerçekler su yüzüne çıkacak...

Mehmet Uğur CİVELEK -  29 Haziran 2010 - Ulusal Kanal
http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar