kuvayi milliye geliyor225

Zafer yolunda adım adım...

Kocatepe’de en önde…

Sabah 05.00’te tanzim atışı başladı, 05.30’da tahrip atışına geçildi. Sarp, kayalık arazide, sıcak havada, düşman ateşi altında ilerlemenin bütün zorlukları yaşandı.. Hesaplı bir risk alınmıştı ve ancak bu risk sayesinde kesin sonuç sağlayan üstünlük elde edilebilmişti.

Büyük Taarruz’a giden yolda emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz ile ilk durağımız olan Afyon Kocatepe’deyiz.

Bugün Anadolu’nun kaderi çiziliyor... Şu anda bulunduğumuz yer neresi?

Afyon’un güneyinde, 1. Ordu taarruz bölgesinde ve Başkomutan’ın, Genelkurmay Başkanı’nın, Batı Cephesi Komutanı’nın ve 1. Ordu Komutanı’nın muharebeyi yönettiği komuta yeri olan Kocatepe’deyiz. İsterseniz dünkü sorunuza cevabı genişleterek başlayalım. İki tarafın güç mukayesesini daha sayısal bir düzleme taşıyalım.

Buyurun...

Yunan ordusu asker sayısında 1’e 1.08 üstündü. Türk ordusu tüfekte 1’e 1.1; hafif makineli tüfekte Yunan ordusu 1’e 1.5; ağır makineli tüfekte Yunan ordusu 1’e 1.45; topta Yunan ordusu 1’e 1.3; kılıçta Türk ordusu 1’e 4.1; uçakta Yunan ordusu 1’e 5 üstündü. Süvari kuvveti olarak ise Türk ordusu 1’e 5 üstündü. Yunan ordusu tahkimli mevzilerde uzun süredir bulunmanın avantajına sahipti. Mevzilerinin önünde dikenli tel engeli vardı. Buna karşılık moral üstünlüğü de Türk tarafındaydı. İşgalciye karşı taarruz etmenin ve düşmanı yurttan atmanın azim ve coşkusu hâkimdi. 

Beklenen gün gelmişti. Öte yandan bugün sabah Türk Başkomutanı Kocatepe’de, Türk taarruz mevzilerine birkaç km. mesafedeyken Yunan Başkomutanı Yunan savunma mevzilerine 500 km. uzaklıktaydı. En büyük fark bu noktadaydı. Zaman-mekân kavramlarının yerine oturması açısından 1. Kolordu Komutanı olan General İzzettin Çalışlar’ın anılarında yer alan bir hususa değinmekte fayda var. Düşman uçaklarının keşif maksatlı uçuşlarını sabah 06.00-09.00 arasında yapmaktaydı.  

SICAK HAVA KOŞULLARI...

Gerekçesi neydi? 

Pilotlar muhtemelen görev dönüşü rapor yazmakta, bu raporun ilgili komuta yerine ulaşması zaman almaktaydı. Belki komutana çıkarıldığında akşama doğru bir zaman dilimini bulmaktaydı. Sıcak hava koşulları da etki eden bir faktör olabilir. Bunu ifade etmek gereğini duydum, çünkü o günün zaman-mekân kavramlarıyla düşünmek yanlış sonuçlar çıkarmaya yol açabilir. Zira günümüzde çok farklı teknolojiler ve buna bağlı karar süreçleri yaşanmaktadır. Anlık veri akışının anlık kararlar doğurduğunu bilmek gerekir.

İki ordunun mukayeseli durumunu araziye yayınca karşımıza çıkan tabloyu tarif eder misiniz? 

Genel olarak denk kuvvetlerin muharebesi olarak görülse de özel olarak bakıldığında bir yerlerde kuvvet üstünlüğü sağlayabilmek için bir yerlerde zayıf kuvvetlerle bulunmak mecburiyeti vardı. Yunan ordusu Konya istikametinde taarruza geçse elverişli bir durumla karşı karşıya kalabilirdi. Bu riski almak gerekiyordu. Aksi türlü başarı elde edilemezdi. O risk alındı. Şimdi o riskin arazideki yansımasına bakalım: 1. Ordu taarruz bölgesi Akarçay-Çiğiltepe arası 40 km. idi. Bu bölgede Yunan ordusunun 2 tümeni ve 3 alay kadar kuvveti bulunmaktaydı. Yaklaşık 35 bin askeri vardı. 

Bu kuvvete karşı Türk ordusu 11 piyade, 3 süvari tümeniyle taarruz etti. Yaklaşık 120 bin asker. Bu bölgede düşmana karşı 1’e 3.5 üstünlük sağlandı. Yarma bölgesi ise 13 km. genişliğindeydi: Kalecik sivrisi-Tınaztepe arasındaki bölge. Bu bölgede Yunan ordusunun 1 tümen ve 1 alayı mevcuttu. Yaklaşık 15 bin asker vardı. Karşısına denk gelen Türk kuvveti yedeklerle birlikte 7 tümendi. Yaklaşık 90 bin askerdi. Türk kuvvetlerinin Yunan kuvvetlerine karşı üstünlüğü 1’e 6 ulaştırılmış oldu. Cephedeki bütün ağır topçunun dört grup halinde asıl taarruz bölgesinde toplandığı dikkate alındığında ateş gücü üstünlüğü 1’e 6’nın da üstüne çıkmaktaydı. 2. Ordu cephe genişliği esas alındığında (Eskişehir kuzeyi-Akarçay arasındaki 150 km. genişliğindeki tali taarruz bölgesi) bu oran 1’e 2 Yunan ordusunun lehineydi. Bütün cephe (Kocaeli-Menderes grupları dahil 450 km.) esas alındığında, bu oran 1’e 3 Yunan ordusuna avantaj sağlamaktaydı.

HESAPLI BİR RİSK ALINMIŞTI...

Eğer gelişmeleri doğru okuyabilselerdi, bunu fırsata çevirebilirler miydi?

Biraz zor görünüyor. Bunun iki sebebi var: Birincisi, o günün koşullarında yaya birliklerle Afyon-Konya istikametinde bir taarruzu başlatabilmeleri en az iki günlük yeniden tertiplenmeyi zorunlu kılardı. Bir tümenin günlük taktik intikal mesafesi en fazla 30 km. olabilirdi. Yol durumu elverişli değildi. Topçular çekiliydi. Döğer’deki 2. Kolordu’nun taarruz hazırlığı ancak iki gün sonrası için mümkün olurdu. Üstelik savunma düzeni bozulmuş olacaktı. İkincisi, Yunan komutanları Türk ordusunun yığınağından ancak taarruzdan birkaç gün önce tam olarak haberdar olabilmişti. Yine de Konya istikameti tedbirsiz bırakılmadı. 

24 Ağustos günü Meclis Muhafız Taburu, 4. Kolordu emrine verildi ve Çobanlar istasyonuna gönderildi. Esasen Yunan komuta heyetinin içinde bulunduğu ruh hali, Türk ordusuna karşı bir taarruza girişmeye elverişli değildi. Bu da değerlendirilmiş olabilir. Sonuç olarak hesaplı bir risk alınmıştı. Ancak bu risk sayesinde kesin sonuç yerinde sonuç alınmasını sağlayan üstünlük sağlanabilmişti. Baskın etkisi elde edilmişti. Komutanlık sanatı da tam olarak buydu...

Ve Büyük Taarruz... ilk atışın saati kaçtı?

Sabah 05.00’te tanzim atışı başladı. 05.30’da tahrip atışına geçildi. Daha ilk saatlerde planda tadilat yapılmak durumunda kalındı. Zira sis görüşü düşürmüştü. Topçu atışları yarım saat kaydırıldı. 06.00’da piyadenin taarruzu başladı. 

Türk ordusunun ana hedefi neydi? 

Batı Cephesi’nin asli taarruz kuvveti 1. Ordusu 4., 1. Kolordular ile 5’inci Süvari Kolordusu taarruz kademesinde, 2. Kolordu ihtiyattaydı. Yunan cephesini yarmakla görevli bu ordu, bulunduğumuz Kocatepe’den kuzeye doğru taarruza başladı. 2. Ordu ise kuvvet olarak zayıftı. Cephesindeki Yunan kuvvetlerini yerinde tutacak şekilde doğu-batı istikametinde taarruz etmekteydi.

Harekât başarıyla ilerliyor muydu?

Hem evet hem de hayır. Evet, çünkü bir kısım birlikler öngördükleri taarruz hedeflerine ulaştılar. En başarılı birlik Süvari Kolordusuydu. Sincanlı (Sinanpaşa) Ovası’na indi. Telgraf hatlarını kesti. Demiryolu ulaşımını engellemek için tahripler yaptı. Kalecik sivrisi, Belen Tepe ve Erkmen tepenin bir kısmı bugün ele geçirildi.

BÜYÜK BASKINA UĞRATILDILAR...

Beklenmedik aksilikler çıkıyor muydu, nasıl aşılıyordu?

Sarp, kayalık arazide, sıcak havada, düşman ateşi altında ilerlemenin bütün zorlukları yaşandı. Dikenli tel engellerinin aşılmasında zorlanınca yığılmalara ve zayiata yol açtı. Mesela 38. Alay Komutanı Yarbay İlyas Bey yaralandı. Birliklerin birbirine karıştığı durumlar yaşandı, ancak bunlar muharebenin doğasında olan şeylerdi. Taarruz ruhu fazlasıyla canlıydı. Başlangıçtan itibaren muhabere zorlukları yaşandı. Bugünden sonra bu zorluk harekâtın sevk ve idaresini oldukça olumsuz etkiledi. Bu, iki taraf için de geçerliydi. 

Nerede sürtünme varsa o bölge takviye ediliyordu. İhtiyat kolordusundan birlikler cepheyi takviye etti. Ateş desteği için topçu desteği düzenleniyordu. Ayrıca cephede geç kalan ya da yanlış yaptığı tespit edilen durumlarda gerekiyorsa müdahil olunuyordu. Bir yandan da Yunan ordusunun hareketleri izlendi. Küçük çaplı da olsa karşı taarruzlar zayiata yol açtı. Arazi kurumuş otlarla kaplıydı. Topçu atışı sonucunda bir kısmı yandı. Bu yangının içinde kalan askerlerimiz oldu. Ateş ve duman topçu atışının sevk ve idaresini zorlaştırdı. Her şeye rağmen Yunan ordusu büyük bir baskına uğratılmış oldu ama yine de iyi direndiğini belirtmeliyiz.

KIRIP DÖKMEKTEN ÇEKİNMEZDİ, ÇÜNKÜ...

Ne olmuştu da Başkomutan Mustafa Kemal, Tümen Komutanı Yarbay Ömer Halis Bey’i ağır bir şekilde azarlamış, ertesi gün de ödüllendirmişti? 

Çünkü 23. Tümen Komutanı geçmişte yaşadığı bir muharebe tecrübesine dayanarak yanındaki birlikle aynı hizada taarruz etmeyi tercih etmişti. Bu tercih, birliğinin taarruza iştirakini geciktirdi. Bunu gören Başkomutan müdahil oldu. Daha batıdaki 1’inci Kolordu’nun 23. tümeni Belen tepeye taarruz etmekte geç kaldı. Bu konuda Başkomutan Halis Bey’i (Korgeneral Bıyıktay) ağır bir şekilde azarladı. Ancak ertesi gün ödüllendirmeyi ihmal etmedi. İkisinde de haklıydı, çünkü Tümen Komutanı’nın aşırı tedbirli bir tutumla taarruzu yavaşlatması kabul edilemezdi, Başkomutan da kabul etmedi. Ancak Ömer Halis Bey’in ertesi günkü başarısını da kızgınlığının etkisinde kalıp görmemezlikten gelmedi, aksine bir hediye göndererek ödüllendirdi.

VAZİFEYE ODAKLANMA...

Halis Paşa olayı bize Atatürk ile ilgili ne söylüyor?

Önce burada öne çıkan iki hususu analiz edelim, belki asker, sivil bütün komutan ve lider adaylarına katkı sağlamış oluruz: Birincisi vazifeye odaklanmak her şeyin üstündedir. Başkomutan’ın gözü vazifenin başarılmasından başka hiçbir şey görmüyordu. Kırıp dökmekten de çekinmiyordu, çünkü vazifenin başarılması milletin varlığı için hayatiydi. İkincisi, eğer ilgilisinin niyetinde kötülük tespit etmediyse ona kucak açmaktan çekinmiyordu. İşin harareti ortadan kalktıktan sonra da gereğini yapıyordu. Hiçbir yapmacıklık yoktu. Cezalandırılan kişinin kendisi değil, davranışıydı. Modern sevk ve idarenin ya da sivil tabirle yönetimin temel ilkelerine uygun bir yaklaşımdı. İşin merkezinde maksada uygun olarak vazifenin yapılması vardı. Çağın lider ve lider adaylarına ders... Hiçbir kırgınlığa, gücenmeye kapılmadan yönetmek. Masaya işi koymak, kişilikleri değil. Bu, ilk olarak yönetenin işinin ehli olması ve güven duyulmasıyla mümkündür. İkinci olarak doğru iletişim kurulmasıyla başarılabilecek bir husustur. İşin sanat kısmına ilişkindir. Belki üçüncü bir boyutu da ilave etmek gerekir: Kişileri yakından tanımak, niyetini anlayarak karar vermek... Mustafa Kemal Paşa hata olmadıkça kimsenin işine karışmıyordu, ama hata olduğunda izlemek yerine müdahil olmayı tercih ediyordu.

İKİ BAŞLI SEVK...

General Hacı Anesti ile General Trikupis arasında ciddi sorun yaşandığı anlatılıyor. Bu, savaşın kaderini etkiledi mi? 

Afyon bölgesini savunan 1. Kolordu Komutanı Trikupis, ihtiyat 2. Kolordu’nun bölgesini takviye etmesini istedi, 2. Kolordu Komutanı da bu isteği karşıladı. 9. Tümen’in bir alayını sevk etti. Ancak Hacı Anesti savunmayı takviye etmek ve kuvvetlendirmek yerine ihtiyat 2. Kolordu’yu General Trikupis’in emrine verdi ve Alanyurt-Çay istikametinde 28 Ağustos günü karşı taarruz yapmasını emretti. Emri öğle saatlerinde vermiş, fakat ilgili komutanların eline akşamüzeri geçmişti. Arada geçen zaman diliminde değişiklikler olmuştu. Trikupis bu emre karşı çıktı. 2. Kolordu Komutanı taarruzu ancak 29 Ağustos’ta uygulayabileceğini bildirdi. Bu müdahale karışıklığa yol açtı. İki başlı bir sevk ve idare hatası oluştu. Yarın işler daha zor olacaktı.

BAŞKOMUTAN’IN GÖZÜ ZAFERDEN BAŞKA ŞEY GÖRMÜYORDU...

1874 metre rakımlı Kocatepe’deyiz. Burası Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün at sırtında çıkıp Büyük Taarruz harekâtını sevk ve idare ettiği yer… 

Arkamızda gördüğünüz Atatürk anıtını sanatçı Tankut Öktem, 1992’de yaptı. Bronzdan yapılan 3 ton ağırlığındaki anıt, 2.4 metre yükseklikte. 

(Söyleşi : İpek ÖZBEY) Emekli Tümgeneral Ahmet YAVUZ - 26 Ağustos 2020

Zafer yolunda adım adım (3)

Üsteğmen Agâh, ilk hücum esnasında ağır yaralanmıştı, ancak yılmadı. O haliyle elinde bombayla Yunan mevzilerine saldırdı. Kurtkaya’nın zirvesine ulaştığında alnından vurularak şehit oldu. Dünden beri kurtarılması için kan dökülen bu Kurtkaya, Agâh ve silah arkadaşlarını bağrında barındıracak, taşıyla toprağıyla ağlasa da rüzgârıyla nice Agâhlar’ı bizlere taşıyacaktı..

- Taarruzun ikinci günündeyiz. Şiddetli muharebe sabah erken saatlerde başladı. Taraflar nasıl bir taktik güdüyordu?

Yoğun topçu atışından sonra Türk birlikleri süratle taarruza girişti. Bugün 4. Kolordu cephesinde Erkmen Tepeleri ve 1. Kolordu cephesinde Tınaztepe en şiddetli muharebelerin yaşandığı yerler oldu. İki kolordu komutanı da çok yakından muharebeyi sevk ve idare ettiler.

- Nereler ele geçirildi?

Bugün cephe yarıldı. Erkmen Tepeleri, Tınaztepe, Kurtkaya ele geçirildi. İki kolordunun birlikleri Sinanpaşa Ovası’na indi. En geç ele geçirilen Çiğiltepe oldu. En önemlisi Afyon’un kurtarılmasıydı. Yunan 1. ve 7. tümenleri geri çekildi.

İKİ BİNE KARŞI ÜÇ BİN...

- Çok can kaybı var mıydı?

Evet, iki taraf da ağır zayiat verdi. Daha çok da Yunan ordusu. Bu bölgede 2 bine karşı 3 bin sayısı telaffuz edilebilir.

- Burada 36. Alay’ın 6. Bölük Komutanı şehit Üsteğmen Agâh’ı anmamız gerekiyor, değil mi?

Bütün şehitlerimizi anmamız gerekiyor. Başta Üsteğmen Agâh’ı... 36. Alay’ın 6. Bölük Komutanı Üsteğmen Agâh, ilk hücum esnasında ağır yaralanmıştı, ancak yılmadı ve yaralı olarak taarruza devam etti. El bombası kullanarak düşman siperlerine girdi. Ardından Kurtkaya’nın zirvesine ulaştığında alnından vurularak şehit oldu. Kurtkaya canlar pahasına alınmıştı. Ancak artık Kurtkaya, Üsteğmen Agâh ve silah arkadaşlarını bağrında barındıracaktı. Taşıyla toprağıyla ağlasa da rüzgârıyla nice Agâhlar’ı bizlere taşıyacaktı.

FEDAKÂR İKİ TEĞMEN...

- Bugün başka şehitlerimiz de oldu değil mi?

Evet. Bu şehitler, kahraman süvarilerimizin genç subaylarıydı. Bir gün önce Sinanpaşa Ovası’na inen 5. Süvari Kolordusu Birlikleri, Kırka bölgesindelerdi. Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa’dan günün ilk saatlerinde, Kırka karşısında bağlanmayıp düşman ihtiyatlarının cepheye müdahalesini geciktirme ve Dumlupınar bölgesindeki birliklerin keşfedilmesi emrini aldı. Fahrettin (Altay) Paşa, İlbulak Dağı’na doğru geniş bir kuşatma harekâtına girişti. 2. Süvari Tümeni, Düzağaç üzerinden Akçaşar’a vararak Küçükköy’e kadar olan bölgede düşmanın demiryolu muhafız birlikleriyle çatışmaya girdi. İstasyonu ele geçirdi. Süvari muharebelerinin en şiddetlisi bu bölgede cereyan etti. 14. Süvari Tümeni karşısında ilerlemek isteyen bir düşman piyade kolunu durdurdu. Kolordu karargâhı Kumarlı-Akçaşar arasında intikal ederken muhafız bölüğü düşmanın bir demiryolu muhafız birliğiyle çatıştı. Bu çatışmadan Teğmen Lütfü Osman şehit oldu. Teğmen Süreyya ağır yaralandı. Bu iki teğmen Kuleli Askeri Lisesi’nden kaçarak Ankara’ya gelenlerdendi. Ankara’da aldıkları kısa eğitimle subay nasıp edilen fedakârlardandı.

- Teğmen Yıldırım Kemal de taarruz haberini alır almaz Konya Hastanesi’nden çıkmış...

Tabii, hastaneden çıkmış, trene atlamış ve Kolordu Komutanı’nın karşısına dikilmişti: “Emrinizdeyim.” İzmir’e ilk girenlerden olmak istiyordu. 2. Tümen’in 2. Alay’ında görevlendirildi. İki saat sonra şehit olmuştu. Günümüzdeki Yıldırım Kemal İstasyonu aynı adı taşımaktadır. Yıllardır o istasyondan geçen yolculardan kaçı bu ismin nereden geldiğini bilmektedir? Günümüzün en acı sorusu budur. Sonucu daha da acıdır: Hangi geçmişten geldiğinin bilincinde olmamak... Yüzbaşı Raif Ali, Teğmen Selahattin ve Asteğmen Mehmet Azmi de o günlerin şehitleri olarak aziz kanlarıyla o toprakları sulayanlar arasına şerefli isimlerini yazdırdılar. Ulu Tanrı’dan rahmet dileklerimizle.

KOLAY UNUTUYORUZ!

- Bugün için de soruyorum: Şehitlerimizin salt birer sayı olmadığının ne kadar farkındayız?

Şehitler muharebeleri öğrenirken kısaca üstünden geçilen sayılardan ibaret değildir. Maalesef şehitlerimizi kolay unutuyoruz. Onların şehitliği sayesinde yaşadığımız, var olduğumuz gerçeğini atlıyoruz. Toplum vefa duygusunu kaybederse zor ayakta kalır. Bugün için bu durum dünden daha çok geçerlidir.

- Askeri açıdan konuşursak, mesela 1. Kolordu bölgesindeki gelişmeleri nasıl anlatırız, çünkü yoğun bir düşman ateşi var... Nasıl bir yol izlendi? Bu stratejinin başarıdaki payı neydi?

1.Kolordu çok başarılı bir taarruz icra etti. Dün Başkomutan tarafından geciktiği için sertçe uyarılan 23. Tümen’in harekâtı oldukça çetin muharebelerden sonra hızlı gelişti. 69. Alay 2. Tabur Komutanı Yüzbaşı Bahri Bey taburu süngü hücumuna kaldırdı. En öndeydi. Kayalıtepe ele geçirildi. Yunan birlikleri ağır zayiat verdi ve Göktepe’ye çekildi. Saat 14.00’te bu tepe de ele geçirildi. Yunan askerleri düzensiz bir şekilde ovaya döküldü. Tümen Komutanı saat 14.00’te Sinirköy’de olduğunu, perişan halde Sincanlı Ovası’nı dolduran Yunan askerlerinin kaçışını izlediğini rapor etti. Kolordu Komutanı geceyi Tınaztepe’de geçirmişti. İhtiyat, 2. Kolordu’dan 3. Kafkas Tümeni emrine verilmişti. Sabah erken saatlerde taarruza başlayan 15. Tümen, Akpınar ve Beyoluğu bölgesindeki mevzileri zorlu muharebelerden sonra ele geçirdi. Gelişmeleri yakından takip eden Kolordu Komutanı saat 09.00’da 3. Kafkas Tümeni’ni de bu bölgeden muharebeye soktu. Tümen, öğle sularında Sinanpaşa Ovası’na hâkim olan tepeler hattını ele geçirdi. 14. Tümen, sabah saatlerinde Kırcaarslan bölgesini ele geçirdi. Taarruzlarını Kızkulesi’ne yönlendirdi. Kolordu Komutanı, tümene Çiğiltepe’yi kuşatarak 57. Tümen’e yardım etmesini emretti, çünkü 57. Tümen henüz hedefi olan Çiğiltepe’yi ele geçirememişti. Hem sarp bir arazide ilerlemek durumunda hem de yeterli topçu desteğinden yoksundu. Eldeki kuvvetler ile hedef arasındaki ilişki elde edilebilirlik açısından uyumlu değildi. Bu geçici başarısızlık, Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’i büyük bir üzüntüye ve bunalıma sürükledi. Yanında bulunan Tümen Kurmay Başkanı’nın telefonla konuşmak için ayrıldığı sırada tabancasıyla intihar etti. Kurtarılamadı. Reşat Bey’in bıraktığı bir notta “Muvaffakiyetsizlik beni hayatımdan bizar etti” yazılıydı. Zaferi görmeden hayatını kaybetti. Bir süre sonra da tümeni, hedefini ele geçirdi.

100’ÜN ÜZERİNDE ŞEHİT MEZARI ORTAYA ÇIKARDIK...

Türkiye Emekli Subaylar Derneği’ne üye 20 bisikletçi Anıtkabir’de dalgalanan bayrağı törenle teslim aldı. Sakarya savaş alanlarını gezdiler. Dün Kocatepe’de, bugün Zafertepe’delerdi. 9 Eylül’e kadar pedal çevirecek olan bisikletçiler bu turu 8 yıldır yapıyor. Turun organizatörü Osman Kutlu, “Bisiklet bahane, amacımız Büyük Taarruz’u adım adım anlatmak. Bu yolda ilerlerken şehitlerimizin tam şehit oldukları saatte orada oluyor, mezarlarını ziyaret ediyoruz. Etrafını temizliyoruz. 100‘ün üzerinde yeni mezarı ortaya çıkardık.

27agustos1922 durumu

ADANMIŞLIKLA GÖREV YAPMAK...

26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruzda Çiğiltepe’nin önemi büyük. Çünkü düşman bu tepeye, tahkimatlar yapmış, cephanelikler kurmuş büyük kuvvetlerini buraya yığmıştır. 27 Ağustos sabahı 57. Alay bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30’da Mustafa Kemal telefonla komutana, “Reşat Bey bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız” diye sormuştur. Cevap, “Komutanım yarım saat sonra tepeyi alacağız…” Fakat Reşat bey, Mustafa Kemal’e bir mektup bırakarak intihar etmiştir. “Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım…”

- Bir asker olarak Çiğiltepe taarruzunu değerlendirir misiniz?

Bugünden baktığımda şunu söyleyebilirim: Esasında Kolordu cephesi doğuda yarılmıştı. 57. Tümen bölgesinde taarruzda ısrar etmek gereksizdi. Kuvvetler taarruzun aktığı yerde daha çok kullanılmaydı. Muharebede ve günlük yaşamda enerji büyüdüğü yerde sarf edilmelidir. Benim için Çiğiltepe taarruzunun dersi budur. Tabii, başarısızlığı hazmedememek her onurlu subay için kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Ancak savaşta intihar, sadece ve sadece düşman eline geçme tehlikesi karşısında meşrudur. Bazen başarısızlık bizi aşan nedenlere dayalı bir sonuçtur. Esas olan; iyi niyetle, vazifeye büyük bağlılıkla, adanmışlıkla görev yapma hevesi ve arzusunu duyarak iş yapmaktır.

- Subayları bu denli inançlı bir ordu karşısında Yunan cephesi ne kadar direnebildi?

Direnemedi, direnemezdi de... Yunan kuvvetleri bugün Afyon’un kuzeyine çekilmek durumunda kaldı. 1. Kolordu Komutanı Trikupis, saat 11.00’de Afyon’u boşaltma emri verdi. Kendisi de 13.00’te Afyon’dan ayrıldı. 4. Tümen ve 1. Tümen’e Köprülü-Balmahmut-Ayvalı hattına; 12. Tümen’e 4. Tümen’in kuzeyine Egret (Anıtkaya) güneybatı sırtlarına çekilmesini emretti. Aslında 1. Tümen Komutanı emir almadan birliklerine çekilme emri vermişti. Emrindeki 7. Tümen de çekilirken 1. Süvari Tümenimizin tacizine maruz kaldı. Arzu edilen mevzileri tutamadı. Kuzeyde 5. Tümen gece çekilmeye başladı. Uşak’ta bulunan 2. Tümen’in iki alayı Bağımsız 6. Tümen karşısında savunma yapmaktaydı.

Bir alayı Uşak’tan Banaz’a geldi. Günün sonunda Afyon güneyindeki tepeleri Yunan ordusuna dar eden Mehmetçik, Afyon Ovası’na aktı. Günün bir özetini yapmak gerekirse... İkinci ordu, cephesindeki düşmanı tespit etti. Birinci ordu cepheyi yardı. Dönemin Cephe Komutanlığı Kurmay Başkanı Albay Asım (Orgeneral Gündüz), anılarında, Yunan cephesinde incelemelerde bulunan bir İngiliz generalin, “Cepheyi bir baştan bir başa çevirmiş Yunan istihkâmlarının, cihanın kahredici tahrip kudretine sahip ordusuna bile, en aşağı altı ay dayanacağını, bu zaman içinde de taarruz eden kuvvetlerin eriyeceğini” ilan ettiğine yer vermişti. İşte o cephe, iki gün içinde yarılmıştı. İyi bir öngörü diyelim!

(Söyleşi : İpek ÖZBEY) Emekli Tümgeneral Ahmet YAVUZ - 27 Ağustos 2020

Zafer yolunda adım adım (4)

Gazeteci, Hacıanestis’e “Cepheyi gezdiniz, Mustafa Kemal’i gördünüz mü” diye sormuştu. O da şımarık bir şekilde, bir soruyla karşılık vermişti: “Ne? Mustafa Kemal mi? Ben öyle bir komutan tanımıyorum.” Bu cevap bir yere kaydedilmişti. Tümen subay ve erleri kahramanlık abidesi gibiydi. Yaralı asker ancak arkadaşından ayrı kalınca üzülüyordu. Mehmetçiğin sıkıntısı, kaçan Yunan askerlerini kovalamaktan çok, çarıksız kalmaktı. O asil askerlerle övünmeliyiz. İnanılmaz bir ruh hali egemendi. Komutanlar hep ön saflardaydı. Ayrıca Yunan askerlerinin köyleri yakıp yıkması, köylülere eziyet etmesi, kadınların ırzına geçmesi askeri inanılmaz ölçüde vazifesine yöneltiyordu.

- Türk ordusu zafere ne kadar yakın artık? Bugünün gündemi ne? Biz şu anda neredeyiz?

Hedefe doğru gidiyoruz ama daha çok mesafe kat etmek gerekiyor. Bugünün gündemi Yunan ordusunun ne yöne çekileceği idi. Afyon bölgesinde cephesi yarılan ve geri çekilmeye başlayan Yunan kuvvetleri hangi genel istikamette çekilecekti? İzmir istikametinde mi, Eskişehir doğrultusunda mı? Batı Cephesi Komutanı’nın beklentisi, Eskişehir istikametinde bir çekilmeydi. Anılarında İsmet Paşa o günkü durumu böyle anlatır. Gerçekten makul olan da bu hareket tarzının tercih edilmesiydi. Çünkü böyle bir çekilme Yunan 2. Kolordusu tarafından himaye edilebilirdi. İkinci meşguliyet konusu, Yunan ordusunun genel ihtiyatı olan 2. Kolordu’nun nasıl kullanılacağına ilişkin husustu. Bu kolordunun Afyon istikametinde kullanılması, Batı Cephesi’nin harekâtının gelişmesini etkileyebilirdi. Bu iki konuyla bağlantılı üçüncü husus: Zayıf kuvvetlerle tespit taarruzu yapan 2. Ordu’ya karşı Yunan 2. Kolordusu taarruz ederse hesaplar karışabilirdi. Biz Başkomutanı takip ettiğimiz için bugün Afyonkarahisar’dayız. Bir yandan muharebe sahasında kritik yerleri göreceğiz, bir yandan şehri gezeceğiz. Tabii atalarımızın altında araba yoktu. Hatta askerlerimizin ayaklarındaki çarıklar da delinmişti. Bundan sonra Mehmetçiğin sıkıntısı, kaçan Yunan askerlerini kovalamaktan çok, çarıksız kalmaktı. Bazı anıları okuduğumuzda özellikle ilerleyen günlerde bunun nasıl büyük bir sorun olduğunu anlıyoruz. Tabii ayakkabı beğendiremediğimiz çocuklarımız da bu gerçeği anlasalar iyi olacak. Çünkü tarih bilincinin yerleşmesine her geçen gün daha çok gereksinim halindeyiz.

EMRİ UYGUN BULDU...

- Türk komuta heyetinin farklı değerlendirmeleri oldu mu, yoksa herkes hemfikir miydi?

Bugün Türk komuta heyetinin farklı değerlendirmeleri oldu. Bu da bazı karışıklıklar doğurdu. 1. Ordu Komutanı kuzeye doğru bir takip için emir vermişti. 2. Ordu Komutanı kendi gücünün sınırlarını bildiğinden ihtiyatlı davranıyordu. Batı Cephesi Komutanı da Yunan kuvvetlerinin kuzeye çekileceğini ummaktaydı. Ancak çekilmenin kuzeybatıya doğru olduğu saptanınca 1. Ordu’nun Dumlupınar, 2. Ordu’nun Kütahya istikametinde ilerlemesini emretti. Başkomutan da bu emri uygun buldu.

- Başkomutan, Batı Cephesi Komutanlığı’nın emrini uygun buluyor. O emirde ne deniyor?

Özetle şunları diyor:

Düşmanın üç tümenden fazla olan kuvveti Afyon güneyinden kuzeye atılmıştır. Takip edilmektedir. İzmir yolu kesilmiştir. Hangi hatta muharebeyi kabul edeceği belli değildir.

Düşman aralıksız takip edilerek muharebeye mecbur edilecektir.

Düşmanın Çatalçeşme-ResulbabaÇalışlar-Dumlupınar-Toklusivrisi hattını savunması beklenir. Ordular bu hatta doğru ilerleyecektir.

2. Ordu: Düşmanın Eskişehir ve Kütahya doğrultusunda çekilmesini önleyecektir. İhtiyat 1. Tümen geceden yürütülecektir. Mürettep Süvari Tümeni, Süvari Kolordusu ile birleşecektir.

3. Ordu: Düşmanın İzmir doğrultusunda çekilmesini önleyecektir. 4. Kolordu Ayvalı-Akçaşar bölgesinde toplanarak Oğlanmezarı-Başkimse hattına karşı, 1. Kolordu Düzağaç-Tazılar bölgesinde toplanarak kuzeye ve batıya yönelecektir. 5. Süvari Kolordusu düşmanın çekilme yollarını kesecek, yakın muharebeye girecek ve Altıntaş istikametinde Mürettep Süvari Tümeni ile birleşecektir.

4.Tümen ordu ihtiyatıdır. l Afyon-Altıntaş yolu 1. Ordu bölgesinde kalmak üzere ara hattıdır.

- Bu emrin amacı neydi?

Maksat, düşmanın çekilmeden imhasını sağlamaktı. Kuşatmanın koşulları hazırlanıyordu.

DANIŞIKLI DÖVÜŞ!

- Başkomutan’ın Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Georgios Hatzianestis (Hacıanestis) ile ilgili bir sözü var, burada hatırlatmak iyi olur. Bu, aynı zamanda psikolojik harekâtın bir parçası mıydı?

Yunan komutan 1922 ilkbaharında cepheyi gezmişti. İzmir’e dönüşünde kendisine gösterişli bir tören düzenlendi. Tören sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı. Sorulardan biri önceden hazırlanmıştı. Danışıklı dövüş diyelim. Gazeteci, Hacıanestis’e “Cepheyi gezdiniz, Mustafa Kemal’i gördünüz mü” diye sordu. O da çok şımarık bir şekilde, bir soruyla karşılık verdi: “Ne? Mustafa Kemal mi? Ben öyle bir komutan tanımıyorum.” Mustafa Kemal Paşa, bu olayı bir kenara not ettiği için cevap zamanının geldiğini düşünmüş olmalıydı. Bu maksatla Afyon’a inmeden özel kalem müdürü Hayati Bey’e çektiği telgrafta, “Hacıanestis’i hiçbir yerde göremedik. Gazetelerde onun evvelki sözlerine karşılık olmak üzere alaylı bir şey yazmamız münasip olur” diyerek psikolojik harekâtı yürütmeyi de ihmal etmemişti. Atalarımız, “Büyük lokma yut, büyük laf etme” diye boşuna dememişler. Ya da “Son gülen iyi güler...” Belki bu dersten de öte, Atatürk bu saatte artık Yunan ordusunun toparlanamayacağını ve mağlup edilmekten kurtulamayacağını öngörmüş olmalıydı. Yoksa bu saatte bu konuyu gündeme getirmezdi. Belki de Hacıanestis’i psikolojik olarak bir yıkıma sürüklemek istemekteydi. Atatürk’ün İzmir’de aynı muhabire, “İki haftadır cephedeyim. Her tarafta Hacıanestis’i arıyorum, gördünüz mü” diye sorduğu bazı anılarda aktarılır.

TESADÜF MUHAREBESİ...

- 23. Tümen, bu sabah bir tesadüf muharebesi yaşıyor. Öncelikle tesadüf muharebesi nedir?

Tesadüf muharebesi bir birliğin beklemediği yer ve zamanda düşman birliğiyle karşılaşması ve muharebeye tutuşmasıdır. Hatırlarsanız dünkü muharebelerde Yunan cephesini ilk yaran birlik 23. Tümen olmuştu. Afyon Ovası’na inmişti. Ordu komutanının ilk verdiği emre göre 1. Kolordu’nun bir parçası olarak kuzeye doğru ilerlemekteydi. Tümen, geceyi Akviran bölgesinde istirahat ederek geçirmişti. İlerisine çıkardığı emniyet kuvveti kuzeydoğuya karşı tertiplenmişti. Öncünün sabaha kadar yaptığı keşfe göre tümenin cephesinde düşman olmadığı sonucuna varılmıştı. Sabah saatlerinde tümen komutanı karargâhı ile birlikte kuzeydeki en yüksek tepeye çıktı. Maksadı durumu görerek birliklerine emir vermekti. Ancak henüz tepedeyken düşman ateşine maruz kaldılar. Tümen komutanı yerinde bekledi ve kurmay başkanı Yüzbaşı Mehmet Fahri’yi (Belen) tümen birliklerini ileri yanaştırmak üzere geriye yolladı. Bu esnada 31. Alay açılmış vaziyette ilerlemekte olduğundan Fahri Belen, Yarbay Tevfik Bey komutasındaki 68. ve 69. alayları ileri yanaştırmak yerine doğrudan Köprülü doğrultusunda hücuma kaldırdı. Düşman ağır zayiat vererek bir saat sonra Resul Baba Dağı’na doğru çekildi. Tümen, 4. Kolordu’nun yürüyüş istikametinin batıya doğru olacak şekilde değiştiğini de saat 09.00 sularında kolordu emrinden öğrendi. 2. Ordu cephesindeki düşmanın Resul Baba Dağı’na doğru çekildiğini keşfeden 23. Tümen Karargâhı durumu Yakup Şevki Paşa’ya bildirdi. Tümen, kuzeye doğru çekilen düşmanı takip etmek yerine 25 km. batıya yöneldi ve Düzağaç bölgesine yürüdü. Ancak Balmahmut’taki depolardan yeterince konserve almaktan da geri durmadı. Alınan sadece konserve de değildi. Daha ilk günden itibaren öldürülen Yunan askerlerinin bot ve elbiseleri de oldukça cazipti, çünkü çarıksız taarruz etmek durumunda olan bile vardı. 23. Tümen subay ve erleri kahramanlık abidesi gibiydi. Yaralananlar ancak arkadaşlarından ayrı düştükleri için üzülüyorlardı.

- Biyografinizde gördüm, siz de 23. Tümen’i komuta etmişsiniz.

Evet, geçmişte iki yıl süreyle bu tümene komuta etmekten onur duydum. Görevim süresince tek amacım bu asil insanlara layık olmaktı. Ruhları şad olsun.

SANİYELER İÇİNDE...

- Böyle durumlar asker açısından zor anlar mıdır?

Evet, zor anlardır. Ama askerlik mesleğinin doruk noktası bu anlarda yaşanır. Size kimse vazife vermez. Önceden verilmiş vazifenin ışığında bir karar verir ve uygularsınız. Bütün bunlar saniyeler içinde gerçekleşir. Subaylarda aranan en önemli özellik, durumu süratle kavraması, kısa sürede doğru bir karara ulaşması ve verdiği kararı şedit şekilde uygulatmasıdır. Askerlerin en zayıf yanı provasını yapmadıkları konularda bocalamalarıdır. Mesela kumpas davaları sürecinde ilk defa karşılaştığımız bir durum olduğu için bocaladık. En çok bocalayanlar ise eğer operasyonun bir parçası değilse, en tepelere ulaşanlar oldu. O yüzden bir asker 360 derece eğitim almalı, farkındalığı yüksek olmalı ve her fırsatta inisiyatif kullanmanın yollarını bulmalıdır. Tüm bunlar sadece mesleki donanımla sağlanamaz. Atatürk, bir askerin sadece savaşmayı bilmesini yeterli görmez. Ne için savaştığını bilmesini de ister.

- Günün sonunda harekât maksadına ulaştı mı?

Harekâtın maksadı, cepheyi yardıktan sonra başarıdan faydalanma harekâtı gerçekleştirmekti. Bu başlatılmış oldu. Düşmanın gerisinin kesilmesiyle başarıya ulaşılacaktır.

AÇ VE SUSUZ KALDILAR...

- Bugün Yunanın ağır kayıp verdiği gün müydü?

Hayır. Bugün genelde tesadüf muharebesi şeklinde geçtiği için tarafların büyük zayiatı olmamıştır. Ancak bazı zorluklar yüzünden bazı fırsatlar kaçırılmıştır. Bir kamyon konvoyuna yapılan baskın sonucu ele geçirilen esir bir kızın korunması Süvari Kolordu Komutanı’nı meşgul etmiştir. Kız, geceyi sorunsuz geçirsin diye evinde misafir etmek üzere Altıntaş Camisi’nin imamına emanet edilmiş, ertesi gün de bölgeye gelen Fevzi Paşa’ya teslim edilmiştir. Muhtemel Trikupis’in Afyon’da 25/26 Ağustos akşamı verdiği balo için bulunmaktaydı. Konvoyla geriye gönderilenler arasında olmalı.

- Süvari Kolordusu’nu öteki ordulardan ayıran ne?

Süvari Kolordusu atlı birliklerden oluşmaktaydı. Günümüz zırhlı birliklerinin öncülleridir. Yaya birliklere göre çok hızlı yer değiştirdiği için özellikle geri çekilen düşman kuvvetlerinin arkasının kesilmesinde esas unsurdur. Ulaşım ve haberleşme hatlarını keser. Komuta yerlerine, ikmal üslerine, lojistik tesislere hücum eder. Muharebenin seyri üzerinde asli rolü olmuştur.

- Ordunun yiyecek-içecek lojistiği...

Çok iyi durumda değildi, fakat taarruz öncesinde asker fena beslenmiyordu. Ancak taarruz esnasında aç kalan, susuz kalan birlikler olmuştu. Bazı birliklerin gün boyu yemek yemediği olmuştur.

- Peki, morali ve motivasyonu?

Çok yüksekti. İnanılmaz bir ruh hali egemendi. Komutanları hep ön saflardaydı. Karşılıklı güven söz konusuydu. Ayrıca Yunan askerinin köyleri yakıp yıkması, köylülere eziyet etmesi, kadınların ırzına geçmesi askeri inanılmaz ölçüde vazifesine yöneltiyordu. Bir tümen komutanı tümen fırını için asker ayırmak istediğinde dirençle karşılaştıklarını, fırına seçilenlerin gitmek istemediklerini ve savaşmak istediklerini aktarmaktadır.

- Bu akşam Başkomutan, Genelkurmay Başkanı, Batı Cephesi Komutanı ve 1. Ordu Komutanı’yla Afyon’da eski belediye binasında bir toplantı yapıyor ve emir veriyor. Nedir bu emir?

Başkomutan’ın verdiği emre göre, “1. Ordu Dumlupınar mevziini düşmandan önce tutarak batıya çekilecek, Yunan kuvvetlerinin Hamurköy’e ve Arpagediği’ne doğru ilerleyişini önlerken 5. Süvari Kolordusu Murat Dağı ile Kütahya-Gediz yolu arasını tutarak batı ve kuzeybatıya uzanan yollardan düşman çekilmesine engel olacaktı. 2. Ordu, taarruzunu İlbulak Dağı kuzeyinden sürdürecek ve Meclis Muhafız Taburu ile güçlendirilmiş Mürettep Süvari Tümeni, Eskişehir’deki Yunan Kolordusu’nun geri çekilme hattı üzerine sürecekti.” Yunan kuvvetleri Dumlupınar bölgesinde kuşatılmak ve imha muharebesine zorlanmak isteniyordu. Emrin esası budur. Günümüz konseptlerine uygundur.

(Söyleşi : İpek ÖZBEY) Emekli Tümgeneral Ahmet YAVUZ  - 28 Ağustos 2020

Zafer yolunda adım adım (5)

14. Süvari Tümeni’nin harekâtı esnasında düşmanın 1000 kişilik bir kolu teslim işareti verdi, ama onları teslim alacak olan Yüzbaşı Şekip Bey şehit olunca durum değişti. Bugün ilk kez Trikupis’e astları teslim olmayı önerdi, ancak o kabul etmedi.

- Başkomutan Afyon’da kimlerle birlikteydi?

Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yapmaktaydı. Sabahki hava keşif sonuçlarını ve birliklerden gelen raporları incelediler. Hava keşfine göre Seyitgazi’den Eskişehir’e doğru yoğun bir nakliyat vardı. Seyitgazi’nin doğusunda iki alay kadar kuvvetin ordugâhta olduğu tespit edildi. Seyitgazi-Döğer yolunda faaliyet saptanmadı. Dumlupınar istikametinde çekilen Yunan tümenlerinin hareket saatleri hem geçti hem de o geç saatlere bile uymayanlar oldu. Üstelik yürüyüş güzergâhları batıya olması gerekirken güneybatıya yönelikti. Bu duruma göre Dumlupınar bölgesine giden ve o bölgede bulunan kuvvetleriyle birleşmek isteyen Yunan kuvvetlerinin önleri kesilmeliydi. Zaten maksat, bir kuşatma manevrası yaparak düşmanı çember içine almak ve imha muharebesi yapmaktı. Buna uygun bir direktif verdi.

- Anlaşılıyor ki Başkomutan, General Trikupis ile Dumlupınar’daki General Frangos’un kuvvetlerinin birleşmesini engellemek amacındaydı.

İşin esası, 1. Ordu ile güneyden, 2. Ordu ve Süvari Kolordusu ile kuzeyden hızla ilerleyerek Yunan kuvvetlerinden önce Dumlupınar bölgesine el atmak ve arada kalan Yunan kuvvetlerini daha sonra yapılacak meydan muharebesiyle imha etmekti. Ancak ilk günden itibaren yaşanan muhabere sorunları bugün de harekâtın sevk ve idaresini olumsuz etkiledi. Telsiz irtibatı kaybedilmişti. Bunun üzerine bir otomobille 2. Ordu’ya bir subay gönderildi. Bu subayın taşıdığı mesaj şuydu: “1. Ordu Dumlupınar’a taarruz etmektedir. 6. Kol-ordu Çalköy istikametinde yürüyüştedir. 61. Tümen Altıntaş-İşören doğrultusunda ilerleyecektir. Mürettep Süvari Tümeni Kütahya’yı işgal edecek, sonra düşmanın Eskişehir’den çekilme yolunu kesmek üzere İnönü doğrultusunda ilerleyecektir.” Bugün 2. Ordu birlikleri 30 km. kadar yürüdü. Ancak Yunan kuvvetleriyle temas yaşamadılar.

29agustos1922 durumu

BAŞARIDAN FAYDALANMA...

- Nasıl bir harekât yürütülüyordu, sahada neler yaşanıyordu?

Bu harekât, askeri literatürde “başarıdan faydalanma” olarak nitelenir. Esas maksat çekilen düşman kuvvetlerinin çekilme yollarının kesilmesi ve onları istemedikleri koşullarda muharebe etmeye zorlamaktır. Bu kavrama uygun olarak, kuzeyde bir an evvel Kütahya ve İnönü bölgesine, güneyde ise Dumlupınar’a el atılmak isteniyordu. Aslında yürütülmesi gereken harekât, büyük bir süratle Kütahya ve ağırlıklı olarak Dumlupınar’a ulaşmak ve Yunan kuvvetlerinin önünü keserek imha edilmelerini sağlayacak çatışmaya sürüklemekti. Yapılmak istenen buydu. 2. Ordu’nun Mürettep Süvari Tümeni, emrine Meclis Muhafız Taburu da verilerek Kütahya’ya yollandı. Diğer birlikleri batıya doğru yürütüldü. Yukarıda belirttiğimiz gibi 1. Ordu birlikleri de Dumlupınar istikametine sevk edildi. Ama harekâtın maksadına uygun seyri için en önemli üç birlik vardı. Bunlardan biri olan, kuzeyde bulunan Süvari Kolordusu aşırı yorgunluk içindeydi. Ancak bir tümeni düşmanla temas halindeydi. Batıya doğru hızla gitmesi gereken 4. Kolordu da oyalandı. Bu nedenle Süvari Kolordusu ve 4. Kolordu arzu edilen düzeyde bekleneni yerine getiremedi. Harekât istendiği düzeyde yürütülemedi. Muharebede genel olarak planlanan uygulanamaz. Mutlaka çeldiriciler planın değişmesine yol açar. Bugün de böyle olmuştu. Esas başarı kriteri, günün sonunda beklentinin karşılanmasıydı. Bu sağlandı. En güneyde 1. Kolordu, Dumlupınar bölgesinin güneyine zamanında el atabildi.

- Bu arada 1. Kolordu cephesinde iki önemli gelişme vardı..

Birincisi, Kolordu Komutanı Dumlupınar mevzilerine taarruz etmesi gereken 57. Tümen’ini 26 Ağustos’tan beri Toklusivrisi’ni ele geçirmek için taarruz eden 6. Tümen’e yardım etmesi için görevlendirdi. Bu tepe ele geçirildi. Harekâtın geleceği açısından önemliydi. Ancak kolordunun harekâtı ister istemez yavaşladı. İkincisi, 1. Kolordu’nun 23. Tümen’i sabahın erken saatlerinde geceyi geçirdiği Düzağaç mevkiinde hava saldırısına uğradı. Bu yüzden planlanandan daha erken olacak şekilde hedefine yöneldi. Tümenin erken hareketi Batı Cephesi’nin harekâtı açısından çok belirleyici bir rol oynadı. İsterseniz buna daha geniş değiniriz.

GECE YÜRÜTMEDİ...

- Peki, ona daha sonra dönelim, çünkü önce benim iki sorum olacak: Bu arada Yunan ordusu ne yapmaktaydı? 4. Kolordu neden yavaş hareket etmek durumunda kaldı?

Bu iki soru birbiriyle bağlantılı olduğu için birlikte cevaplandırmak uygun olur. Hatta 23. Tümen ile de bağlantılı olduğu için hepsini birlikte cevaplandıralım. Dün akşama dönelim. Birliklerinin Türk ordusu tarafından kuşatıldığını hisseden Trikupis, 28 Ağustos akşamı, 29 Ağustos günü için birliklerine yürüyüş hedefi olarak Küçük Aslıhanlar-Büyük Aslıhanlar bölgesini verdiği halde, 29 Ağustos sabah saatlerinde gelen uçak keşif raporu kararını değiştirmesine yol açtı. Rapora göre Altıntaş istikametinde bir Türk tümeninin (61. Tümen) batıya doğru yürüdüğünü öğrendi. Bunun üzerine çekilme istikametini Dumlupınar olarak değiştirdi. İmha olmamanın yolunu, daha evvel Dumlupınar mevzilerine çekilmeyi başaran General Frangos grubuyla birleşmek olarak belirledi. Oysa birliklerini Murat Dağı’nın kuzeyinden doğrudan Gediz istikametinde yürütmesi gerekirdi. Çok hızlı hareket etmesi gerekirken de birliklerini gece yürütmedi. Yelgediği’nden geçen birliklerin bir kısmı 4. Kolordu’nun 5. Kafkas Tümeni tarafından tespit edildi. Bu birlikler muharebeye tutuştu. Dolayısıyla Trikupis kuvvetlerinin çekilmesi gecikmiş oldu. Tümen komutanının abartılı raporunun bir sonucu olarak 4. Kolordu’nun bütün tümenleri batıya doğru gitmeleri gerekirken kuzeye doğru döndüler ve çatışmaya girdiler. Yunan kuvvetleri yavaşlatılmış oldu ama Dumlupınar’a da zamanında gidilemedi. Kolordu’nun en batısında bulunan 3. Kafkas Tümeni, saat 09.50’de Selkisaray’da çekilen 4. ve 9. Tümen birliklerine taarruz etti. Bölgedeki Yunan kuvvetlerinin tamamı 4. Kolordu ile çatışma durumuna girdi. Birliklerin bir kısmı batıya çekilmeye başladı. Bunun üzerine Trikupis, gece karanlık basar basmaz birliklerinin bir kısmına Dumlupınar, bir kısmına Küçük Aslıhanlar bölgesine çekilmesini emretti. Çal istikametine yönelen birlikler kuzeyde bulunan 14. Süvari Tümeni’nin ateşine maruz kaldılar. Süvari tümeni ayrıca 12. Yunan Tümeni’ne gece 22.00 sularında taarruz etti. Bu birlikler dağıldı. Bir kısmı Çal köyü istikametinde çekildi. Dumlupınar istikametine yönelen birliklerin önünü de 23. Tümen kesti. Esasında 23. Tümen, 1. Kolordu’nun birliğiydi ve Arpa gediği bölgesine taarruz etmekle yükümlüydü. Ancak gelişen durum üzerine öğleden sonra tümen, taarruz istikametini kuzeye çevirmek durumunda kaldı. Haliyle 1. Kolordu Komutanı Kurmay Başkanı olan binbaşıyı tümen bölgesine gönderdi. Gece olduğunda Yunan birlikleri büyük bir kargaşa yaşadı. Batı tarafı hariç çevreleri kapatılmıştı.

DEDELERİNDEN DİNLEDİLER...

Ayvalı’nın batısında geceyi geçiren 4. Kolordu birlikleri, 29 Ağustos sabahı 5. Kafkas Tümen Komutanı’nın kuzeyde gördüğü birliklerin sayısına ilişkin abartılı bir rapor vermesi sonucu, Dumlupınar istikametinde batıya doğru giderken bu birliklerin imhasına yöneldi. Bu tercih, 4. Kolordu’yu Dumlupınar’daki görevi için geciktirdi. Aynı zamanda çekilmekte olan Yunan birliklerini de kısmen engellemiş oldu. Fotoğraftaki emekli Astsubay Mehmet Zeki Obuz (solda) ve Ahmet Ay’ın (sağda) dedeleri de burada şehit olmuştu. Bölgedeki köylerin tamamının, çekilen Yunan birliklerince yakıldığını dedelerinden dinlediğini aktardılar.

gazi agaclar

SADECE ASKERLER DEĞİLDİ...

Selkisaray’da yöre halkının “Gazi Ağaçlar” olarak tanımladığı karakavakları görüyorsunuz. 3. Kafkas Tümeni’yle 4. Yunan Tümeni’nin kalıntıları arasında ve 9. Yunan Tümeni arasında şiddetli çarpışmalar yaşandı. Karşılıklı atışlardan etkilenenler sadece askerler değil, gövdelerine yüzlerce mermi ve şarapnel parçası saplanan Selkisaray’ın karakavak ağaçlarıydı.

EN İYİ ANLATAN ANIT...

Arkamızda gördüğünüz Büyük Utku Anıtı, Afyonkarahisar’da kentin Yunan işgalinden kurtarılışı ve Büyük Taarruz anısına dikilen bir zafer anıtı. Heykeltıraş Heinrich Krippel tarafından 1934-1936 yılları arasında yapılmış ve 24 Mart 1936’da İsmet İnönü tarafından açılmış. 6 Kasım 1937’deyse Afyonkarahisar ziyareti sırasında anıtı inceleyen Atatürk, “Büyük utkuyu en iyi anlatan anıt” demiş. Büyük Utku Anıtı, önden bakıldığında arkasında görünen Afyonkarahisar Kalesi’yle birlikte kentin simgelerinden biri.

DÜŞMAN CEPHESİ İKİ GÜNDE YARILDI...

- Yunan tümenlerinde telsiz var, bizde ne telsiz var ne telgraf sistemi. Mücadele olumsuz etkilenmiyor muydu?

Çok olumsuz hem de, çünkü muhaberesiz muharebe olmaz. Gerçi Yunan birlikleri de yoğun irtibat sorunu yaşadı. Telsizleri her zaman çalışmadı.

- Düşman teslim işareti veriyordu, sonra...

14. Süvari Tümeni’nin harekâtı esnasında düşmanın 1000 kişilik bir kolu teslim işareti verdi, ama onları teslim alacak olan Yüzbaşı Şekip Bey şehit olunca durum değişti. Bugün Trikupis’e de astları teslim olmayı önerdi, ancak o kabul etmedi.

TUTUNAMADILAR...

- Yarın büyük gün... Şu ana kadar izlenen stratejiyi değerlendirir misiniz?

Şu ana kadar uygulanan strateji çok başarılıydı. Genel olarak irtibat sorunları, özel olarak kimi yorgunluklar bazı fırsatların kaçırılmasına yol açsa da düşman cephesi iki günde yarıldı. İki gündür devam eden başarıdan faydalanma harekâtının da sonuna gelinmiş oldu. Bugünün verili değerleriyle eleştirilecek birçok şey bulmak mümkün. Ama gerçekçi değerlendirme, ancak o günün koşulları içinde yapılabilir. Görece zayıf bir ordunun zaferinden bahsediyoruz... Sonuç olarak General Frangos grubu Dumlupınar’da tutunamadı. Küçük bir birlik bırakarak Uşak istikametinde Kaplangı mevzilerine çekildi. Trikupis’in emrindeki kuvvetler ise Adatepe bölgesinde toplandı. Bu kuvvetlerin kuzeyinde 2. Ordu, kuzeybatısında süvari kolordusu, güneybatısı ve güneyinde 1. Ordu birlikleri tarafından kuşatılmış durumdaydı. Batısında Kızıltaş Deresi tek açık kapıydı. Ama tam bir kuşatma için hem birliklerin batıya doğru 20 km. kadar yürütülmesi hem de Kızıltaş Deresi’nin kapatılması gerekecekti.

KUZEY KAÇINILMAZDI...

- 23. Tümen cephesi de çok hareketliydi... 1. Kolordu Komutanı Kurmay Başkanı, binbaşıyı 23. Tümen bölgesine gönderdi. Kimdi bu kurmay binbaşı?

1.Kolordu Komutanı’nın dikkati 23. Tümen bölgesine yoğunlaştı. Kaygısı, tümenin bir an önce Arpagediği’ne hâkim olmasıydı. Tümen bölgesinde bir olağandışılık sezdi. Bu maksatla kurmay başkanı, Binbaşı Muharrem Mazlum Bey’i 23. Tümen bölgesine gönderdi. Bunun sebebi, 23. Tümen’in taarruz cephesini batıdan kuzeye çevirmiş olmasıydı.

- Bu arada Yunan ordusu güneye doğru ilerlemeye başlamıştı...

Tümenin kurmay başkanı Yüzbaşı Fahri Belen’den öğrendiğimize göre, tümenin 68. Alay’ı Arpagediği’ne taarruz ederken kuzeyden iki düşman kolunun Çalköy ve Hamurköy üzerinden güneye doğru ilerlediği haberi alındı. Durumu araştırmak üzere ileri yanaştı. Aslıhanlar’ın doğusundaki tepelerin düşman tarafından tutulduğunu fark etti. Yakındaki 69. Alay’ı derhal taarruza geçirdi. Tümen komutanı Halis Bey at sırtındaydı. Hemen geldi. Durumu gördü. Yapılanı uygun buldu. Bunun üzerine tümen hücum taburu ve süvari bölüğü de Büyük Aslıhanlar’a sevk edildi. 69. Alay da 31. Alay’ın bir taburuyla takviye edildi. Kolordu kurmay başkanı da durumu yakından görünce müdahale etmedi. Tümen için taarruz cephesinin batı yerine kuzeye dönmesi bir zorunluluk ve gereklilikti. Kaçınılmazdı. 23. Tümen saat 16.30’da düşmanın Dumlupınar yönünde geri çekilme hattının kesildiğini rapor etti. Tutunduğu mevzilerden atılır atılmaz Arpagediği’ne doğru taarruz edeceğini de bildirdi.

(Söyleşi : İpek ÖZBEY) Emekli Tümgeneral Ahmet YAVUZ - 29 Ağustos 2020

Son Yazılar