turgutozakman3ATATÜRK Düşmanları Hiç Boş Durmuyor

Ünlü yazar Turgut Özakman, son dönemde yaşanan rejim tartışmalarının ekseninde Cumhuriyet’e saldırıları tarihsel örneklerle çürüttü. Son dönemde yapılan siyasi tartışmalar hatırlatıldığında Özakman, “Devlet, yani saltanat bir ailenindi, o bütün bir millet oldu. Vatan bir ailenin mülküydü, padişahın mülkü diye geçerdi, milletin oldu” diyerek, Cumhuriyet’in zeminini de ortaya koymuş oldu. Özakman, sorularımıza şu cevapları verdi:


Çocuklarımıza doğruyu anlatalım

- Dersimiz Atatürk isimli bir filmin senaryosunu yazdınız ve çekildi. Filmle ilgili okuyucularımıza bilgi verir misiniz?
Atatürk hakkında yanlış söylentiler var, yanlış kitaplar yazılıyor hatta Atatürk hakkında yanlış bir film de yapıldı. Şimdi bütün bunlara karşı çocuklarımıza doğruyu anlatmak gerek. Yani biz Atatürk’ü ve Cumhuriyet’in devraldığı mirası çocuklarımıza çok dürüstçe anlatmak zorundayız. Devrimler yaptıksa bunun gerekçelerini de doğru anlatmak zorundayız. Yani devlet olarak da, aile olarak da, medya olarak da biz, gençlerimize özellikle yalan söylemek hakkına sahip değiliz, doğruyu söylemek bizim namusumuzun gereği. Bu film Atatürk’ün hayatını özet olarak anlatıyor, ne yaptığını anlatmaya çalışıyor. Yani Atatürk’ün insan tarafı deniyor ya Atatürk’ün insan tarafı işte bu. Cumhuriyet’in ilanı Atatürk’ün asıl büyük insan tarafı değil mi? Sigarası mı, rakısı mı insan tarafıdır? Biz IV.Murat mıyız ki bunlarla uğraşacağız. 21. yüzyılda bunları konuşmak çok ayıp olmuyor mu zaten? Hayatında hiç içki içmemiş, içki sofrasında bulunmamış birinin Atatürk hakkında, Atatürk’ün içkisi hakkında, anlamadığı şey hakkında konuşması çok komik geliyor. İşte bu yüzden temiz bir film yapalım istedik. Hakikati seven herkesin de beğeneceğini umduğumuz bir film yaptık. Kaba montajı yapılmış olarak seyrettim. 18 Mart akşamı Çanakkale’de galası yapılacak. 19 Mart’ta da tüm Türkiye’deki sinemalarda vizyona girecek.

Müspet bilimleri attık

- Yoktan var olan bir milletiz biz. Tarihe sığmayan hikayelerimiz, destanlarımız var. Dünden bugüne kurtuluş ve çağdaşlaşma sürecinde neler değişti?
Biz Osmanlıdan manevi büyük bir miras devraldık. Maddi olarak borca batık bir miras. Öyle bir dönem ki halkın sadece yüzde 7’si okur-yazar. Okur-yazar derken, okur olabilir de yazar olmak biraz güç o eski yazıyla. Kadınlarda okur-yazar sayısı binde 4, yani sıfıra yakın. Türkiye’nin yeraltı da yerüstü de bizim değil.
4 bin kilometre demiryolu var, 1 metresi bile bize ait değil. Bu arada teknoloji de yok. 17. yüzyıl, bilimin zafer yılıdır. Onlar kendi medreselerini üniversiteye çevirip fenni, insanı, doğayı araştırırken biz medreselerimizden müspet bilimleri attık ve ondan sonra da geri kalmaya başladık.

Manevi bir miras devraldık
Öyle bir hızlı gidiş vardı ki dünyamızda durmak bile batmak demek anlamına geliyordu, nitekim battık. Yani Cumhuriyet, maddi çok zor bir miras devraldı. Borç devraldı, yoksulluk devraldı, gerilik ve ilkellik devraldı, Ortaçağ devraldı. İstanbul’un fethiyle Yeniçağ’ın başladığı söylenir teorik olarak kitaplarda. Batı bile Yeniçağ’a birkaç yüzyıl içinde girebildi ancak. Bizde İstanbul ile İzmir’in bir iki semtinden başka hiçbir yer Yeniçağ’a girmedi. 42 bin köyümüz vardı, bunların birinde bile Yeniçağ’ın adı geçmiyordu. Taşra şehirlerimiz de Yeniçağ’a girmiş değildi, Ortaçağ yaşıyordu. Devraldığımız mirasın genel adını ortaçağ diye düşünebiliriz. Hemen hemen pek çok öğeleriyle. Şimdi bir vatanı kurtarmak var, bir de sonra milleti kurtarmak var. İşte Atatürk ve arkadaşlarının yaptığı önce vatanı kurtarmak oldu. Bu hemen hemen imkansıza yakın bir olaydı ama bunu başardılar. Bunu milletin desteği ile Allah’ın da yardımıyla başardılar. Ama milleti kurtarmak yani Ortaçağ’dan Yeniçağ’a geçirmek, aydınlanma dönemine getirmek halkı okur-yazar yapmak, yani padişahın kulunu yurttaş yapmak bu çok büyük bir olay. Devlet yani saltanat bir ailenindi, o bütün bir milletin oldu. Vatan bir ailenin mülküydü, padişahın mülkü diye geçerdi, milletin oldu. Bu Cumhuriyet kendi içinde kaç devrim taşıyor. Ama herkesi yurttaş yapmak kolay iş mi? Bu bir nesilde iki nesilde üç nesilde yapılacak iş değildi.

Ne olur, biraz insaflı olun
Atatürk ve arkadaşlarının nesli bir nesle düşen bütün görevleri fazlasıyla yaptılar 1938 yılına kadar. Şimdi ben Cumhuriyet’in ikinci cildini yazıyorum. Yazarken; sahiden gözlerim heyecandan da, gururdan da, şaşkınlıktan da, hayranlıktan da doluyor. Bu 15 yıla bakınız. Cumhuriyet’in birinci bütçesi 118 milyon lira. Bakınız; Atatürk Eskişehir’de Eskişehirlilerle dertleşirken diyor ki; “Bütçesi bir Amerikan ailesinin 1 yıllık bütçesi kadar olan bir devletin hükümetini eleştirirken ne olur biraz insaflı olunuz.” Şimdi bugünün tarihçilerine de söylüyorum; ne olur biraz insaflı olunuz, doğruyu yakalamaya çalışınız. O günkü şartlara bir bakınız. Bugünün anlayışı, bugünün ölçüsü, bugünün bilgisiyle değerlendirmek olur mu? Olmaz. O tarihçilik olmuyor, maksatlı bir anlatım oluyor. Biz çocuklarımıza doğruyu anlatmamış oluyoruz. Ben çocuklarımıza okutulan tarih kitaplarına da bakıyorum, doğrusu yakın tarihimizi doğru anlattığımızı söyleyemeyeceğim.

Zaferde Türk kadınının payı
- Yani bir anlamda kuru bir anlatım.

Aynen, hiç heyecan vermeyen kupkuru bir anlatım. Yardımcı ders kitabı olarak çok uyduruk şeyleri tavsiye ediyorlar. Bir ikisi hariç onlara haksızlık etmeyeyim. Türk kadınının yaptığını biz daha çocuklarımıza tam olarak anlatabilmiş bile değiliz. 100 bin kişilik bir ordunun da arkasında 100 bin kişilik bir ikmal ordusu lazım ki, savaşı kazansın. Bizim ikmal ordumuzun yarısı kadınlardan oluşuyordu. Zaferde Türk kadınının çok büyük bir payı vardır. Kadınlara seçme seçilme hakkını biz geç kalarak verdik, çoktan hak etmişlerdi bunu. Ama Ortaçağ o tarihte meclise hakimdi. Kadınlar, biliyorsunuz Osmanlı döneminde nüfus sayımında sayılmıyordu. Bu dönemden milletvekili olması dönemine geçiş 50 yılda yapıldı, dünyada bunun eşi benzeri yok. Onun için ne yapıldıysa bununla övünmeyi bilmeliyiz, bu çok zor yapılmış bir şeydir.

Tarihsiz bir gençlik yetişiyor
Aşağı yukarı 30-40 yıldır tarihsiz bir gençlik yetiştirmeye çalışıyoruz. Benim kitaplarımın o kadar okunuyor olmasının sebebi, o boşluğu doldurduğu için. Bence öğretmenlerin, o öğretmenleri yöneten yönetimin de bu olgu üzerinde ciddi olarak düşünmesi lazım. Tarihi olmayan bir millet olur mu. Bugünü hiç ilgilendirmeyen, bugüne hiç bir katkısı bulunmayan ayrıntılarla tarihi doldurup, hayata dönük bilgileri vermeyen bir tarih anlayışı olmaz. Bunun sorumlusu tarih öğretmenleri değil, bunun sorumlusu bizim eğitim sistemimiz, tarih müfredat programı ve bu konudaki yöntemi.

Yunan’ın yıktığı camileri Cumhuriyet yaptı

Atatürk’ün din ve dindarla bir sorunu yoktu. Dinsiz hiç değildi. Ama bugün talihsiz ve yanlış birtakım ithamlarla suçlanıyor. Bu konudaki bilgilerinizi okuyucumuzla paylaşır mısınız?
Atatürk’ün de, Cumhuriyet yönetiminin de din ve dindarlarla sorunu yoktu. Onların problemi din aktörleriyle, din tüccarlarıyla idi. 1920 yılında Ankara’da TBMM açıldığı zaman İstanbul’da da karşı devrim kuruldu. Ne yapılacak o zaman. İstemediğiniz bir yola gidiliyor. O insanlar için bir şey uydurmaya başlarsınız, o rejim için bir şeyler uydurmaya başlarsınız, yalnız uydurmakla kalmaz, birtakım kuvvetleri organize eder, salarsınız bunun üstüne, fetva çıkartır milleti kurtarmak için çalışanların öldürülmesinin bir çeşit sevap olduğu hakkında bir fetva ile bunu İngiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya attırırsınız, halkı yurdunu kurtarmak için çırpınan orduya karşı kullanırsınız. İşte karşı devrim bu. Atatürk için de çok şeyler uyduruldu. Bir ara toprak altına girdi, orda biraz daha gelişti, yeniden çıktı toprak üstüne yeniden uydurdu, uydurduklarını yeniden yaydı.

Sahte tarihler yazıldı
1946’dan beri de sahte tarihler yayınlanmaya başlandı. Bu sahte tarihleri kendileri okurken herhalde utanıyorlardır ya da nasıl yazıyorlar onu bilemiyorum. Bazıları var ki, içinde yazanın adı ve soyadından başka hiçbir doğru yok. Bunlar çocuklarımızın önüne konuyor. Laikliği siz dinsizlik diye alıp halka öyle anlatırsanız, demek ki siz hiç bir şey bilmiyorsunuz, iyi niyetli değilsiniz. Hem demokrasiyi isteyip, hem demokrasi türküleri söyleyip hem laikliğin karşısında yer almak olmaz.

Geçmişi doğru öğrenmek gerek
Özakman, “Sizin tarih bilginiz yoksa dünü iyi bilmediğiniz için bugünü iyi değerlendiremez, yarını hiç kestiremezsiniz, günü birlik yaşarsınız bir millet olmaktan çıkarsınız” dedi.

- Bugün bir Atatürk’ümüz yok ama onun bize bıraktığı çok büyük bir miras var. Türk gençliğine neler tavsiye edersiniz?
Okul iyi tarih öğretmiyor diye tarihten soğumamalarını tavsiye ederim, tarihlerini öğrensinler. Bizim zengin bir tarihimiz var, tümü de araştırılmış değil ne yazık ki. Atatürk’ten sonra Türk tarihi üzerindeki araştırma heyecanı durdurulmuştur. Şimdi yabancıların yaptığı araştırmalara dayanmak zorundayız ne yazık ki. Osmanlı tarihini bize Hammer öğretti. Tarih diye bir şey yok ki padişah, ailesi ve onların savaşları. Lale Devri’nin çok mutlu bir dönem olduğu anlatılır. 2 bin kişi için geçerlidir, geri kalanı bir faciadır. Osmanlı parasının değerinin en düşük olduğu en talihsiz dönemdir. Geçmişi doğru öğrenen bugünü iyi değerlendirir, yarını iyi kestirir. Sizin tarih bilginiz yoksa dünü iyi bilmediğiniz için bugünü iyi değerlendiremez, yarını hiç kestiremezsiniz, günü birlik yaşarsınız bir millet olmaktan çıkarsınız. En büyük tehlikedir bu.

Katliamcıya ödül verildi
- Son dönemde verilen Nobel ödüllerinin siyasi bir nitelik kazandığı yorumları fazlaca yapılmakta. Nobel gibi özellikle edebiyat ve sanat açısından ciddi olan bir nişanın siyasi kriterlere ya da söylemlere göre verilmesini uygun buluyor musunuz?

Bence Nobel ödüllerinin değeri hakkındaki kriter bu yılkı Barış ödülünün Obama’ya verilmesidir. Irak’ta yüz binlerce insan öldü. Demokrasi getirmek adına geldiler. Ne demokrasi kaldı, ne millet. Paramparça ettiler. Afganistan gözümüzün önünde. Bu politikayı daha zarif, daha yaldızlı, daha fiyakalı, daha güzel kostümlü yürüten birine Nobel barış ödülü verildi. Sanıyorum bu alanda Nobel ödülü verilen ama almayan birçok dik duruşlu insanlar var. O ödülü reddedenler alanlardan daha mühim.

Röportaj: Serap Besimoğlu / Yeniçağ

Toplumsal Haber - 05 Ocak 2010
http://www.toplumsalhaber.com/

Son Yazılar