siyasetle ilgilenmeyen aydinlar3

Amirallerin bildirisi ve siyasetteki yansımaları…

Türkiye üç gündür, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin laik yapısına ilişkin bir bildiriyi imzalayan 104 emekli amirali ve sonrasında yaşananları konuşuyor. İktidar bloku; bildirinin üslubu, içeriği, zamanlaması, kamuoyuna aktarılış biçimi üzerinden bildiriyi darbe girişimi, darbe çağrısı, vesayet arayışı olarak yorumluyor. Muhalefet ise böyle düşünmüyor. Ana muhalefet partisi CHP; iktidarın yine ve yeni bir mağduriyet edebiyatı yaptığını, asıl gündemin üstünü örtmeye çalıştığını vurguladı. Son haftalarda yükselişte olduğu yönünde yaygın bir kanaat oluşan İYİ Parti lideri Meral Akşener ise yanlış hamle yaptı, bildiri için “zevzeklik” dedi. Bu kaba, çirkin ifadeyle de yetinmedi. Bir yanlış daha yaptı; siyaseti siyasetçilerin yapması gerektiğini söyledi. Tepki çekti. Meseleyi tartışmakta yarar var.  

Birincisi, yurttaşların, emekli büyükelçiler ve emekli amiraller dahil, sadece uzmanlık alanlarında, eğitimini aldıkları konularda değil, herhangi bir konuda da görüşlerini tek tek veya toplu halde açıklamaları suç değildir. Anayasanın güvencesi altında olan düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır.  

İkincisi, emekli askerlerin darbe yapması olanaksızdır. Darbeyi, elinde silah olanlar yapar.  

Üçüncüsü, emekli amirallerin çok iyi bildikleri Montrö, çok hassas oldukları Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik konularında görüş bildirmesi, siyaset yapmak değildir. Kaldı ki siyasi konularda açıklama yapmak için siyasetçi olmaya gerek de yoktur. Siyaset; sadece siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemli olduğu gibi, çok da geniş bir alanı kapsar. Ülkenin ve dünyanın gidişatı hakkında konuşmak, siyasettir. Seçimlerde oy kullanmak, siyasettir. 1 Mayıs’ta emekçilerin birlik, dayanışma, mücadele bayramına katılmak, siyasettir. Anayasamızda yazan sosyal devleti savunmak, siyasettir. Eğitimin ve sağlığın piyasaya, özel sektöre bırakılmasına karşı çıkıp, kamucu, halkçı, toplumcu, devletçi politikaları savunmak, siyasettir. Hayat pahalılığını ve işsizliği eleştirmek, siyasettir. Bu bağlamda, siyasetle ilgilenmeyen kimse yoktur. Siyasetle ilgilenmediğini söyleyen, doğruyu söylememektedir.  

DARBELER VE ABD 

Dördüncüsü, ülkemizde darbelerin, darbe girişimlerinin arkasında hep ABD olmuştur. Bunun en son, en somut örneği, emperyalizm destekli terör, ihanet, casusluk örgütü FETÖ’nün, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimidir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesini, hiç olmazsa delinmesini, esnetilmesini isteyen de ABD’dir.  

Beşincisi, bildiriyi imzalayanlar arasında, tertip, kumpas davalarında Silivri’de yatanlar vardır. 15 Temmuz gecesi FETÖ’cülere karşı fiilen mücadele edenler vardır. Açıklamaları, yazıları, kitaplarıyla FETÖ’yle mücadelesini sürdüren, Türkiye’nin ulusal güvenliği, dış politikası üzerine ufuk açan fikirler üretenler vardır. Fakat bu amirallerin tamamı, Montrö ve laiklik konusunda hemfikir olsalar bile, aralarında özellikle ABD ve NATO konusunda, görüşleri birbirine zıt olanlar vardır.  

Altıncısı, Türkiye’de bugün bir darbe dinamiği yoktur. Darbeye karşı Türk milleti, Türkiye’nin anayasal kurumları, güvenlik güçleri tetiktedir. Türkiye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliğini; milli iradeyi, hukuk devletini ve demokrasiyi savunmak ise 81 ilimizde, 84 milyon yurttaşın görevidir.  

En önemlisi şudur: Sürekli gündemi değiştirerek, sürekli vesayetten yakınarak, sürekli mağduriyet söylemi üreterek, bir partinin iktidarda kalması mümkün değildir. İktidarda kalmanın yolu halkın sorunlarını çözmekten geçer. Öte yandan, “el âlem ne der”, “aman bize darbeci demesinler”, “muhafazakârlardan oy alamıyoruz”, “ABD ve Avrupa’yı ürkütmeyelim”, “büyük sermayeyi küstürmeyelim” endişesiyle de siyaset yapılmaz. Atatürk’ü, bağımsızlığı, Cumhuriyet devrimini, laikliği, ulusal egemenliği, emeği savunmak, emperyalizme kafa tutmak için, siyasetçi olmaya da gerek yoktur. Kararlı, tutarlı, yürekli yurttaş olmak yeterlidir.

Barış DOSTER - 07 Nisan 2021