amerikan yuzyilinin cokusu

Joe Biden, ‘derin devlet’ ve Türkiye!

Joe Biden, başkanlık koltuğuna oturduktan sonra,

hem ABD’nin izleyeceği siyaset hem de ABD’de devlet aygıtının, müesses nizamın önceki başkan Donald Trump’a karşı neler yapabileceği konuşuluyor. Biden başkan seçildiği için dünyaya huzur ve barış geleceğine inananlar; ABD’den demokrasi, özgürlük, insan hakları, hukuk devleti bekleyenler çok seviniyorlar. Dahası, liberal ve liberal sol (ne demekse o) çevreler, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in aile köklerine (annesi Hindistan, babası Jamaika kökenli) atfen, ABD’nin başına esmer tenli bir kadının geçeceği günün hesabını yapıyorlar. Peki, mesele bu kadar basit mi? Hiç de değil.  

Çünkü nüfusu 331 milyon, işsiz sayısı 50 milyon, ekonomik büyüklüğü 21.5 trilyon dolar, federal borcu 27.8 trilyon dolar olan ABD’nin emperyalist karakterini görmezden gelerek, sınıf siyaseti yerine kimlik siyasetini koyarak yorum yapılmaz. Tespitte, teşhiste, tahlilde ve tahminde yüksek isabet için siyasi tahlil, iktisadi tahlil, sınıfsal tahlil ve kuvvet tahlili yapmak gerekir. ABD’de devlet aygıtının gücünü, ABD emperyalizminin sadece kendi ülkesinde değil, Türkiye dahil yüzlerce ülkede siyaset, sivil - asker bürokrasi, iş dünyası, akademi, düşünce kuruluşları, meslek örgütleri, sendikalar üzerindeki nüfuzunu hesaba katmak zorunludur. İster müesses nizam deyin, ister derin devlet olarak tanımlayın, ABD’de devletin çelik çekirdeğini anlamak için askeri - endüstriyel yapıyı, özel sektörü, iş dünyasını, istihbarat örgütlerini, bürokrasiyi, silahlı kuvvetleri, Hazine, Dışişleri, Savunma bakanlıklarını, Kongre ve Beyaz Saray’ı, akademiyi, düşünce kuruluşlarını, lobileri iyi tanımak şarttır. Tüm bunların yanında, ABD’nin gerileyen hegemonyası da dikkate alınmalıdır.  

Fukuyama anladı, bizdeki liberaller anlamadı!  

Tarihin Sonu ve Son İnsan” adlı eseriyle ülkemizde de ses getiren ABD’li ünlü siyaset bilimci Francis Fukuyama, liberalizmin mutlak galibiyetini ve hâkimiyetini öne sürdüğü bu kitabının ardından, “Devlet İnşası” adlı eserinde, bazı konularda yanıldığını belirtmişti. Özeleştiri yapmıştı. Durum buyken, sırf başkanlığa Demokrat Partili bir siyasetçi seçildi diye, ABD’nin Ortadoğu ve Türkiye siyasetinin değişeceğini beklemek, emperyalizmi bilmemektir.  

Fukuyama, ABD’nin etkili gazetelerinden The Wall Street Journal için kaleme aldığı “American Democracy Depends on the Deep State” (20 Aralık 2019) başlıklı makalede, Amerikan demokrasisinin “derin devlete” dayandığını; ABD’nin anayasal, kurumsal iktidarının profesyonel, uzman, partisiz devlet memurlarının varlığına güvendiğini belirtmiştir. Bürokratların, siyasi bir patrona değil, kamu yararına adanmış kişiler olduklarını, yolsuzlukla mücadeleyi, hukukun üstünlüğünü esas aldıklarını vurgulamıştır. Bürokratların politikacılara değil, anayasaya ve kamusal çıkara sadakatinin altını çizmiştir. Kısacası ABD’deki, güçlü ve kurumsal bürokrasiyi, “derin devlet” olarak nitelemiştir.   

ABD’deki bu kurumsal yapının gücü, her alanda belirgindir, belirleyicidir. Bu gerçeği atlayarak, ABD’nin dış politikasında değişim beklemek yanlıştır. O nedenle Türkiye - ABD ilişkilerinde, Biden döneminde yeni bir sayfa açılması söz konusu değildir. İki ülke ilişkilerinde sorunlar yapısaldır. Joe Biden da ABD müesses nizamından, “derin devletinden” bağımsız değil, tersine onun rahle-i tedrisinden geçmiş, ona sadakatini kanıtlamış, onun onayıyla koltuğa oturmuş 50 yıllık bir politikacıdır.  

Barış DOSTER - 23 Ocak 2021