Hangi Küreselleşme?

O hayali kurmaktan hem utanır, hem de kendimizi alamazdık: 1949 Paris, Fahri'nin ( Petek ) kaldığı, Porte d'Orleans'daki İdeal Oteli ! Sanki o dakika, Fransız Ekvator Afrikası'ndayız: eğri büğrü bir çadır, vantilatörler; ormandan, maymun çığlıkları, vahşi kuşlar ötüşüyor; arada bir böğürtü, arslan olabilir mi? Dışarda, hurçları başlarında, zenci hamallar, emrimize hazır, az sonra, kan ter içinde kalkılıp yola düşülecek; birileri, - Masailer mi, Zulular mı, Pigmeler mi, Boşimanlar mı- isyan etmiş, 'beyaz efendiler' üstlerine gidiyor.

Kurtuluş Savaşı'nın çocukları, üstelik kafaları 'toplumcu' nasıl böyle bir hayale kapılabiliyorlar? Sonraları bunu düşünmüşümdür: Ben de Fahri de, Karşıyaka'da (İzmir) büyüdük; bol bol sinemaya giderdik, tek eğlencemiz filmler:'Tüccar Horn','Hind Rüyası','Macao','Şanghay Ekspresi'; ve adını asla unutamadığımız,'Güneş Asla Batmaz'. Hepsi,'Beyaz, Hıristiyan ve Batı'lı'ların, sömürge serüvenlerini anlatır, en çok da İngilizlerin! Neden? O yıllarda coğrafya atlaslarında, Afrika'daki Asya'daki toprakların hepsi, sömürge diye gösterilirdi; bu gerçeğin, edebiyat, tiyatro ve sinema olarak, bir estetiği olmuş; dünyaya yayılan bu eserler, bir exotisme doğurmuştu; Fahri (Petek) ve ben, bunun etkisi altındaydık: kolonilerde yaşadığımızı kurmak hoşumuza gidiyor.

Yıllar sonra, bunun bir 'Küreselleşme' olduğunu düşünmüşümdür. Majesteleri'nin hükümeti, yeryüzünü küreselleştirmiş, bir güzel sömürüyordu, 'işbirlikçi' ye öyle avantajlı bir hayat sunuyordu ki, esir ülkelerin halkları, onun bir kulu olabilmek için çırpınıyorlardı.

Yerinde yeller eser o saltanatın...

XX. yy , iki karşıt 'Küreselleşme' yaşadı da, yoksa farkında bile olmadı mı? Aslına bakılırsa,'Mihver'in II. Dünya Savaşı öncesinde yeryüzü halklarına sunduğu 'Yeni Nizam'da, kendine göre bir 'Küreselleşme' sayılabilir; bunun karşıtı olarak oluşan ve gelişen,'III Enternasyonal'da, adı üzerinde 'uluslarası' bir örgütlenme önerisidir: bunların ilki, 'totaliter' bir 'büyük sermaye diktatörlüğü' hayal etmişti; ikincisi, daha çok üretim gücüne, yâni 'emek' e dayalı, bir 'proletarya diktötürlüğü' tasarlıyordu.

Niye saklamalı, her ikisinin de, -aynen Colonialisme (sömürgecilik) gibi-hem yaygın bir estetik etkileşimi, hem de, bu etkileşimden ileri gelen, yoğun bir exotisme'i oldu: xx. yy'ın ortalarında, bütün dünya, ya Marika Roek'ün, Kristina Soderbaum'un, Henrich George'un arz-ı endam ettiği, Nazi filmlerini seyrediyordu; ya da, SSCB'den yayılan, 'Sosyalist Gerçekçi' Sovyet filmlerini, ki Eisenstein ve Pudovkin'in öncülük ettiği bu akım, savaş ertesinde ortalığı allak bullak eden, 'İtalyan Gerçekçiliği' nin de anası olmuştur. Ebebiyat'ta böyle olmadı mı? Müzikte, -hatta halkın sevdiği şarkılar da bile,­durum buydu:

'40 Karanlığı'nın ortasından sonlarına doğru, dünyanın bütün radyo vericileri, hep aynı şarkıyı çalıyorlardı:'Lili Marlene'.

'Yeni Nizam', başlangıçtaki baş döndürücü başarılarına rağmen, neticede, 'Alman ırkı' nın -tabii bu arada, asıl, Alman Büyük Sermayesi'nin- yeryüzü egemenliğini öngörmüştü; sırrını çok uzun süre saklayamadı; girdiği her yerde direniş başladı, savaş bittiği zaman, ne o 'Nizam' dan eser kalmıştı, ne de o 'nizamı' hayal eden III. Reich'tan! III.Enternasyonal'in akıbeti,farklımıdır?Savaş sonrasındaki 'Küreselleşme' safhasını, çok kısa sürede -belki Soğuk Savaş'ın da etkisiyle- ciddi bir 'duraklama' devresi izledi; sonunda bu,değil yalnız 'Küreselleşme'nin,(III. Enternasyonal'in)SSCB'nin de dağılmasına neden oldu.

'o saltanatlar'ın,'yeller esiyor, şimdi yerinde!'

Sermaye'nin küreselleşmesi

Son küreselleşme, ABD'den geliyor, kelime diğer iki yandaşıyla sunuldu: Özelleştirme ve Post/Modernizm!...

İlki, kamu işletmelerinin sermayeye yani çokuluslu şirketlere devrini öngörüyor; ikincisi ise, böyle bir küresel yönetime, halk yığınlarının siyasal düzeyde karşı çıkmasını önlemek amacıyla, onları modernist dünya idrakinden mahrum kılıyor: Artık partiler ve sendikalar, hak arama vasıtası olmayacak; onların yerine, sivil toplum kuruluşları, ve öyle sayılan dinsel mezhep ve tarikatlar geçecek! Kısacası kalabalığın dikkati, toplumsal diyalektikten -yani sınıflar çatışmasından,-doğasal diyalektiğe çekiliyor; ya da uhrevi düşüncelerle, öbür dünya bu dünyanın yerine konuluyor.

Bu tavır o kadar net ki, ABD'de 'Din ve Demokrasi Enstitüsü' nün Başkanı Diane İ. Knippers , durumu şöyle özetlemiş:''Aslolan ticarettir, o da, namuslu adamlarla olur, bunu da din yapar, bu bakımdan laikliğe de karşıyız, onun da Komünizmden farkı yoktur.''Böylece niçin modernizm'e düşman oldukları anlaşılıyor, zira laiklik Fransız İhtilali'nin eseridir. Zaten, Başkan Bush 'Jr'ın güvenlik danışmanı, ne demişti unuttuk mu,''Ne idüğü belirsiz uluslararası toplum kavramının çıkarları yerine, Amerika'nın çıkarlarını gündeme aldık''; bu da 'Küreselleşme'nin, laftan ibaret olduğunu göstermiyor mu?

Sizce bu 'Küreselleşme'nin akıbeti öbürlerinden farklı mı olacak?

Hiç sanmıyorum.

Attila İLHAN -19 Kasım 2003 - Cumhuriyet