yusuf yavuz

Türkiye’nin dağlarını kesip sattığı Çinliler bakın ne yapıyor !

Türkiye dağlarını peynir kalıbı gibi kesip tonu 150 Dolardan Çin’e satarken, dünyanın en büyük coğrafyasına sahip ülkesi olan Çin kendi kayalıklarını milli park olarak koruyor.

Çin genelinde 200 civarında milli park bulunurken bunların bir kısmını ise jeopark niteliğindeki kayalıklar oluşturuyor. Çin’in güneybatısında bulunan ve “taş ormanı” olarak da anılan Shilin Milli Parkı’nı yılda yaklaşık 2 milyondan fazla insan ziyaret ediyor.

BURASI GEÇMİŞTE TIPKI TOROSLAR GİBİ BİR OKYANUS TABANIYDI...

Shilin Milli Parkı’ndaki kayalıklar karstik, yani kireç taşı oluşumlardan meydana geliyor. Milli parkta ayrıca göller, şelaleler ve karstik mağaralar var. Bu kayalıkların jeolojik yaşının yaklaşık 270 milyon yıl olduğu düşünülüyor. Tıpkı durmaksızın kesilen Toroslar gibi burası da bir zamanlar dev bir okyanusun tabanını oluşturuyordu.

ÇİN’İN KÜLTÜREL HAFIZASINA KAZINAN SARI DAĞ...

Çin’in bir başka kayalık milli parkı olan Huang Dağı (Huangshan) ise ülkenin doğusunda bulunuyor. ‘Sarı Dağ’ olarak da bilinen milli park, görkemli kayalıklara ev sahipliği yapıyor. Çoğunlukla sislerin arasından başını uzatan birer siluet gibi duran kayalık tepeler antik çağdan bu zamana kadar Çin’in kültürel hafızasında önemli bir yer tutuyor. Ünlü Çin minyatürleri ve resimlerini süsleyen, binlerce yıldır dünyanın dört bir yanına ulaşan çini vazoların desenlerinin ilham kaynaklarından biri olan Huangshan, halen ülkenin en fazla ziyaretçi ağırlayan turistik bölgelerinden biri.

TAOİZMİN HAC MERKEZİ GÖRKEMLİ SANGİNG DAĞI...

Çin’deki bir başka görkemli jeopark olan Sanqing Dağı ise ülkenin Jiangxi eyaletinde yer alıyor. Bu bölgede bulunan Taoist tapınak, Sanging Dağı’na aynı zamanda kutsal alan niteliği kazandırıyor. Antik dönemden kalma tapınak kalıntılarına da ev sahipliği yapan bölge, 1500 yıldır Çinli Taocular için hac merkezi sayılıyor. Çin hükümeti büyüleyici kayalıkları ve biyolojik çeşitliliği nedeniyle 2005 yılında bu bölgeyi Ulusal Jeopark ilan etti, 2008 yılında ise UNESCO Dünya Mirası Listesine alındı.

DOĞANIN KUMTAŞIYLA YAPTIĞI ANITSAL HEYKELLER: ZHANGLİAJİE...

Zhangjiajie Ulusal Orman Parkı ise kumtaşı oluşumları ve zengin yaban hayatı ile Çin’in bir başka ‘kayalık’ hazinesini oluşturuyor. Kumtaşı dikitlerinden oluşan bölgeyi kaplayan doğal orman örtüsü, 150’den fazla yaban hayvanına da ev sahipliği yapıyor. Çin hükümeti 1982 yılında bu bölgeyi koruma altına aldı ve her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan Zhangjiajie kayalıkları ülkeye önemli bir turizm geliri de kazandırıyor.

ÇİN’DE 200’DEN FAZLA MİLLİ PARK VAR...

Bunlar Çin’deki 200’den fazla milli parktan sadece birkaç örnek. Korunan alanların çok büyük bir bölümü jeolojik temelli alanlardan oluşuyor ve bu durum hem ekonomik hem de ekolojik kazanç olarak ülkenin hanesine yazılıyor. Konunun inanç ve kültürel boyutu ise çok daha büyük bir kazanım…

2030’DA 127 MİLYON TURİST, 2,6 TİRİLYON DOLAR TURİZM GELİRİ...

Uluslar arası pazar araştırma kuruluşu ‘Euromonitor International’in bir araştırmasına göre 2030 yılında Çin’i ziyaret etmesi beklenen turist sayısı 127 milyonu bulması, turizm gelirinin ise 2 trilyon 600 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Buna göre Çin, dünyanın en fazla turist çeken ülkesi Fransa’yı geçmiş olacak. Aynı yıl Fransa için öngörülen turist sayısının 126 milyon, Türkiye için de 64 milyon olması bekleniyor.

Turizmde tüm dünyadaki yeni yükseliş korunmuş doğal ve kültürel doku. Dağını-taşını, deresini-yamacını, ağacını-kuşunu koruyabilen, mimariden müziğe, yeme-içmeden tarım kültürüne kadar yerel değerlere sahip çıkan ülkeler bu pazardan en büyük payı alacaklar.

Şimdi bir de adeta kendi ayağına kurşun sıkan Türkiye’deki manzaraya bakalım…

TÜRKİYE’NİN TEK JEOPARKINA TAŞ OCAĞI AÇTILAR...

Türkiye’de Manisa’nın Kula ilçesinde bulunan volkanik kayaçların dışında jeopark olarak koruma altına alınan başka bir bölge yok. Ancak Kula’daki Volkanik Jeopark’ın olduğu bölgede 1990’lı yıllardan itibaren cüruf ve taş ocağı açılarak inşaatlarda kullanılmak üzere malzeme alındı.

ALLAH’IN TAŞINI PARAYA ÇEVİRİYORUZ DEMEKLE KALKINMA OLUR MU?

Allah’ın taşını paraya çeviriyoruz işte, ne var bunda? Hem zengin kaynakların yoksul bekçisi mi olalım?” diyerek Türkiye’deki vahşi madenciliği savunan ve dağını-taşını korumaya çalışanlara vatan haini muamelesi yapan zihniyetin egemen olduğu dönemin ülke coğrafyasında yarattığı tahribat korkunç boyutta.

LATMOS’UN 500 BİN YILLIK KAYALIKLARINI NASIL DEĞERLENDİRDİK?

Kula bunun yalnızca bir örneği. Daha güneye gidersek, Aydın ve Muğla sınırlarında bulunan Bafa Gölü’nün kuzeyindeki bölge de bir tür jeopark niteliğinde. Paleozoyik dönem olarak anılan jeolojik devirden kalan bir doğa mirası olan bölge, efsanelere ve türkülere konu olan Beşparmak Dağları’nın bir parçası. Latmos olarak da anılan bu bölgedeki kayalıklarda 8 bin yıl öncesine tarihlenen kaya resimleri bulunuyor. Neolitik dönemden beri yerleşime sahne olan Latmos kültürüne ev sahipliği yapan bölgedeki kumtaşı kayalıklarnın geçmişi yaklaşık 500 milyon yıl öncesine dayanıyor ve en az Çin’dekiler kadar önemli.

ÇİNLİLER KUMTAŞLARINI KORUMAYA ALDI, TÜRKİYE TUVALET TAŞI YAPTI!

Ancak yeryüzündeki her türlü sert malzemeyi her şeyi “taş” olarak tanımlayan anlayış, 10 yıldan fazla zamandır Latmos’un ünlü kayalıklarını feldspat, kuvars ve kuvarsit ocaklarına tahsis ediyor. Bölgede yüzlerce hektarlık alana yayılan maden işletmelerince kayalar öğütülerek çıkarılan kuvars ve feldspat, çoğunlukla klozet, pisuvar, helataşı ve lavabo gibi vitrifiye ürünlerin üretiminde ham madde olarak kullanılıyor.

‘BİR ÜLKENİN NASIL İÇİNE EDİLİR?’ SORUSUNUN YANITI BURADA YATIYOR...

Latmos bölgesinde bulunan sadece bir ocak için verilen ruhsat sahasının genişliği 32 bin hektardan fazla. Bir başka deyişle 320 bin dönüm olan bu arazinin toplamı yaklaşık 45 bin futbol sahasına eşit. Bir bakıma milyonlarca yıllık jeolojik mirasın üstüne eklenen binlerce yıllık kültür mirası adeta tuvalet taşı yapılıyor. Bir ülkenin içene nasıl edilir sorusunun en çarpıcı yanıtlarından biri değil mi?

COĞRAFYANIN HAFIZASI, HALKIN HAFIZASIDIR: SİLİNEMEZ!

Antalya’da Bozburun, Kohu ve Bey dağları, Isparta’da Dedegöl, Kartoz, Sarpdağ, Barla ve Davraz dağları, Mersin ve Karaman bölgesinde Taşeli Platosu ve platonun güneyinde denize açılan vadilerde binlerde mermer ve taş ocağı ruhsatı var. Birçoğu faal olan bu ocaklar durmaksızın her biri jeopark niteliğinde olan kayaları kesiyor, öğütüyor ve adeta coğrafyanın hafızasından siliyor. Bu aynı zamanda o coğrafyalarda yaşayan halkın da binlerce yıllık ortak hafızasının silinmesi anlamına geliyor.

DEDEGÖL DAĞINDAKİ TANRININ PARMAKLARINA MERMER OCAĞI RUHSATI...

Dünyanın en önemli kaya tırmanışı parkurlarından biri olan Isparta’daki Dedegöl Dağı’nda, Tanrının Parmakları olarak anılan yüzlerce metrelik masif bloklara bile mermer ocağı ruhsatı verildi. Yöre halkının ve dağcılık kulüplerinin tepkileri sayesinde dağın bu kısmı milli park sınırına dâhil edilerek kurtulabildi. Bu sınırın dışındaki alanda iş makineleri harıl harıl çalışıyor.

ÇUKURCA’DAKİ ANITSAL KONGLOMERA KAYALIKLARINA MERMER OCAĞI...

Yine Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Çukurca köyündeki konglomera kayalılarının bulunduğu bölgede 100 hektarlık alanda mermer ocağı ruhsatı verildi. En az Çin’deki kaya ormanı ‘Shilin Milli Parkı’ kadar önemli ve değerli kaya oluşumlarına ev sahipliği yapan bu bölge, sınırındaki Köprülü Kanyon Milli Parkı’ndaki Selge bölgesinde bulunan adam kayaların devamı niteliğinde.

ETRAFI ÇİTLE ÇEVRİLEREK KORUNMASI GEREKEN BÖLGELER...

Konya’nın Derebucak, Seydişehir, Hadim, Taşkent gibi zorlu coğrafyalara sahip ilçeleri aynı zamanda Torosların en görkemli manzaralarını sunan kayalıklarına da ev sahipliği yapıyor. Antalya’nın Akseki, İbradı, Gündoğmuş, Alanya, Manavgat ilçeleriyle Karaman’ın Sarıveliler ve Ermenek ilçeleri de tüm çevreleriyle birlikte adeta çitle çevrilerek koruma altına alınması gereken jeopark niteliğindeki alanları barındırıyor.

TAŞKENT’TEKİ KAYALIKLARI YOK EDERSENİZ ALANYA MUZUNU UNUTUN!

Nehir vadileri, yüksek kayalıklar, derin uçurumlar ve nefes kesici doğal manzaralara ev sahipliği yapan bu bölgeler taşın ve suyun coğrafyaları. Torosların bu bölgelerindeki kayalıklar olmasa, suyu içlerinde tutmasalar, kıyı şeridindeki kentlerde üretim de olmazdı. Ermenek’teki dağları kesip satarsanız, bir süre sonra Anamur’da tarım yapacak su bulamazsınız. Hadim ve Taşkent’teki kayalıkları yok ederseniz bir süre sonra Alanya’da muz yetiştirecek suya hasret kalırsınız...

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Elazığ’dan Erzurum’a, Van’dan Mardin’e ülkenin birçok bölgesinde benzeri jeopark adayı doğa mirasları ve buraları da birer birer yok eden bir madencilik politikası var.

‘BU TAŞLARI SATMAYIP TURŞUSUNU MU KURALIM?’ SÖYLEMİ...

Bu yıkımın en çok savunulan noktasına gelirsek… “Bu taşları satmayıp da turşusunu mu kuralım?” diyenler var. Ya da “Mermer bizim petrolümüz, çıkarmayıp da süsüne mi bakalım?” şeklindeki gerekçelerle “milli ekonomi” yalanına sarılanlar var. Bu savunmaların hiç birisi de tutarlı değil. Çünkü öncelikle bu tür madenciliğin kamu yararı savunmasının ayakları yere basmıyor. Mermeri ya da taşı çıkarmak için yapılan tahribatın boyutları, sağladığı yararın boyutlarıyla kıyaslanamayacak kadar fazla. En fazla 10 yıllığına işletilen bir mermer ocağının doğaya ve yaşama verdiği zarar, aynı zamanda ülkeye ve kamuya verdiği zarardır.

TÜRK MERMERİNİN YÜZDE 60’INI KENDİ DAĞLARINI KORUYAN ÇİN ALIYOR...

Türkiye’nin en çok mermer ve doğal taş ihraç ettiği ülke Çin. Kendi dağını-taşını milli park ilan edip koruyan Çin, Türkiye’de çıkarılan mermerin yaklaşık yüzde 60’ını ham madde olarak satın alıyor. Ancak Türkiye’nin kendi coğrafyasına verdiği bunca tahribata karşın sektör temsilcileri tarafından petrolle bir tutulan doğal taş ihracatından elde ettiği gelir yılda yaklaşık 2 milyar dolar civarında. Bunun yarıya yakını Çin’e yapılan ihracattan geliyor. İstanbul Maden İhracatçıları Birliği’nin verilerine göre 2018 yılı toplam doğal taş ihracatı 1 milyar 908 bin 292 bin dolar. Bu rakamın içinde işlenmiş ve ham madde olarak granit, mermer, traverten, kayağan taşı gibi ürünler bulunuyor.

SADECE DOĞAL BİTKİLER YILDA YARIM MİLYAR DOLAR KAZANDIRABİLİR...

Buna karşılık Türkiye yalnızca vahşi madencilikle yok edilen doğal tıbbi ve aromatik bitkilerden her yıl 300 ila 500 milyon dolarlık gelir elde edebilecek potansiyele sahip. Büyük bir kamu yatırımı gerektirmeyen, bir yıkıma da yol açmayan, korunup kollandığı sürece sonsuza kadar hem ekolojik hem de ekonomik kazanım sağlayabilecek olan bu doğal zenginliğin en çok yetiştiği alanlar ise mermer ve doğal taş rezervlerinin de en yoğun bulunduğu bölgeler. Buna yok edilen tarımı, hayvancılığı ve su kaynaklarıyla bütün bunlardan elde edilebilecek potansiyel geliri de eklediğinizde dağı taşı hiç yok etmeden daha fazla ekonomik kazanç da sağlanabilir.

KAMUNUN OLANAKLARIYLA DOĞAL VARLIKLARI YOK ETME EKONOMİSİ...

Türkiye’nin her yıl yaklaşık 150 milyon dolarlık ceviz, bir o kadar da badem ithalatı yaptığını da bir kenara koyalım. Badem üretiminin en yaygın olduğu Muğla, Mersin, Antalya, Isparta, Denizli ve Burdur gibi illerde üreticilerin desteklenmesi yerine bu bölgelerde birbiri ardında açılan mermer ocaklarıyla badem üretimi geriletiliyor. Son 15-20 yılın iflah olmaz toplumsal hastalığı haline gelen yeni bir değer üretmeden kamu olanakları ve kaynaklarını kullanarak doğal varlıkları tüketme ekonomisi, Türkiye’yi soğanını-patatesini bile ithal eden ülke konumuna getirmiştir.

ÜÇ KURUŞLUK ÇIKAR UĞRUNA ANADOLU’NUN ETLERİ SÖKÜLÜRKEN…

Yıkım ekonomisiyle yaşadığı vadisinden, tarlasından, deresinden, subaşından, ormanından, zeytin ağacından, keçisinden, tavuğundan, mandasından, yaylasından ve merasından koparılarak zorla yaşam alanlarından edilen halkın adeta birer toplama kampına dönüştürülen kentlere tıkılması bir ülkenin kendi toplumuna yapabileceği en büyük kötülüklerin başında geliyor. Bugün adeta Anadolu’nun etlerini sökercesine üç kuruşluk kazanç için yok edilen o görkemli kayalıklar, o ulu taşlar; bu coğrafyanın bedeniydi, canıydı. Canı çıkarılan bu coğrafya bunun bedelini de er geç soracak elbet…

Yusuf YAVUZ – 28 Nisan 2019

Yazarlar