stratejik_dusman_cuval_olayi3_225

“Çözüm” ve “Barış” şarkıları!

Önce Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları ardından DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ve BDP milletvekili Ayla Akat Ata’nın İmralı ziyaretinin ardından artık herkes “barış” ve “çözüm” şarkıları söylüyor.

Holding basını ve yandaşlarda, “Aman bu sefer fırsatı kaçırmayalım” havası egemen.

Yeni “açılım”da CHP’ye özel bir “rol” verildiği anlaşılıyor. Kılıçdaroğlu, AKP’ye açtığı “kredi” ile bu role gönüllü olduğunu ilan etti.


Gerçek durum nedir?

Gerçekten bir çözümün eşiğinde miyiz?

Ve bu çözümü Tayyip Erdoğanlar ile Öcalan mı gerçekleştirecek?

*** *** ***
ABD işgalinin sonucu!

Çok geriye gitmeyelim. 10 yıl öncesini hatırlayalım:

PKK’nın, Öcalan’ın yakalanmasından sonra silahlı güçlerini ülke dışına çıkarmasının ardından, silahların esas olarak sustuğu beş yıl yaşadık.

Daha sonra ABD, Irak’ı işgal etti. PKK, hemen durumdan vazife çıkardı: “Yeni Ortadoğu düzeninde üzerimize düşen rolü oynamaya hazırız” açıklamasını yaptı.

Mayıs 2003’te ABD, Irak operasyonunun bittiğini ilan etti.

Ve Haziran 2003’ten itibaren PKK, yurtdışına çekmiş olduğu silahlı militanlarını yeniden yavaş yavaş Türkiye’ye yollamaya başladı.

4 Temmuz 2003’te bilindiği üzere ABD, Süleymaniye’de bulunan bir Türk timinin başına çuval geçirerek teslim aldı.

Kısacası ABD, Türkiye’ye, “Kuzey Irak’ta askerini istemiyorum” mesajını verdi. PKK’ya ise “Türkiye’de silahlı eylemlere yeniden başla” dedi.

ABD, iki hamlesinin de sonucunu aldı. Irak’ın kuzeyindeki Türk askeri varlığı AKP marifetiyle esas olarak sona erdirildi.

*** *** ***
Gizli Anlaşma!

Bir hatırlatma daha;

Colin Powell ile Abdullah Gül arasında 2 Nisan 2003 tarihinde Ankara’da imzalanan gizli anlaşma, Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi operasyonlara son vermesini öngörüyordu.

Anlaşmanın söz konusu maddesi ile korunan PKK kamplarıdır. Nitekim 2008 yılında ABD’ye rağmen yapılan sınır ötesi kara harekâtı üzerine Türk askerinin derhal geri çekilmesi konusunda verilen ültimatom hatırlardadır.


PKK kamplarında ABD’li uzmanların verdiği askeri eğitim, öldürülen militanların üzerinde ele geçen ve sadece ABD ordusunda bulunan son derece gelişmiş silahlar vb. biliniyor.


Bütün bu verilerden, PKK’nın, ABD’nin bölge politikasında kullandığı esaslı bir “enstrüman” olduğu gerçeği çıkar.

*** *** ***
ABD’nin ihtiyacı!

Dolayısıyla Kürt sorunu ile ilgili olarak “silahların bırakılması”, “barış”, “çözüm” gibi konular ele alınacaksa, Türkiye’nin karşısındaki esas muhatabın ABD olduğu bilinmelidir.

Ama İmralı ziyaretleri üzerinden “barış ve çözüm” rüyaları görenlerin hiçbiri ABD’nin adını ağzına almıyor.

Her şeyi bir yana bırakalım, sadece bu nedenden dolayı o rüyaları görenlerin ayakları havadadır.

Oysa ABD’nin bölgemizde son iki yıl içinde yaşanan iki önemli gelişmeden dolayı bugün, elinde silah olan PKK’ya, bir “enstrüman” olarak daha fazla ihtiyacı vardır.


*** *** ***
İki önemli gelişme!

Bu gelişmelerden birincisi, AKP hükümetinin Erbil’de konsolosluk açmasının ardından, Barzanistan’ın hızla bağımsız olma yolunda attığı adımlardır.


Barzani artık, Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmekten ve bunun için gerekirse savaşmaktan söz ediyor.


AKP hükümeti ile Türkiye burjuvazisinin hatırı sayılır bir kesimi, Türkiye himayesindeki Kürdistan ile “enerji sorunu”nu halledeceklerini düşünüyorlar ve Barzani’ye destek veriyorlar.

Erdoğan hükümetinin Bağdat yönetimi ile savaş çıkması durumunda, Barzanistan’ı savunma sözü verdiği yabancı basında yazıldı. Ertuğrul Özkök bu haberi konu alan iki yazı kaleme aldı. Hükümetten ses yok. Sükût ikrardan gelir.

Öte yandan ABD ve İsrail, sonuç olarak İran ile karşı karşıya getireceği için Irak’daki bir savaşa Türkiye’nin dâhil olmasını istiyorlar.


İkinci önemli gelişme Suriye’deki gelişmelerdir. AKP boylu boyunca Suriye batağına girmiştir.

Irak’ın kuzeyinde İkinci İsrail’in ilanı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e ulaşan bir “Kürt Koridoru”nun oluşması ve Türkiye Kürtlerinin bu iki oluşum ile ilişkilendirilmesi, ABD’nin bölgemize ilişkin politikalarının öncelikleridir.


Bölgenin dört ülkesinde de örgütlü, ABD ile uyumlu PKK’nın, silahlı bir güç olarak varolması, bu tablo içinde anlam kazanmaktadır.

*** *** ***
ABD ne yapacak?

İmralı ile başlayan görüşmeleri de böyle bir çerçeve içinde değerlendirmek gerekir.

Türkiye’nin gerek Irak ve Suriye’de, gerekse de ülke içinde yapılacak düzenlemelerde ABD’nin isteklerine boyun eğmeye devam etmesi için, tepesinde PKK sopasının sallandırılması gerekir.

İşte bu da ABD’nin başka bir “öncelikli politikasıdır.”

Onun için bugün PKK’nın silah bırakması gibi bir “çözüm”e en başta ABD’nin karşı koyacağını bilmek gerekir.

Peki, ABD bu “sopaya” ne zaman ihtiyaç duymaz.

İkinci İsrail kurulur, Suriye parçalanır ve Kürt Koridoru oluşturulur, Türk milleti anayasa dışına sürülür ve özerklik düzenlemesi ile yeni bir yapılanma gerçekleştirilir; işte bu durumda PKK’nın elde silah dağda dolaşmasına gerek kalmaz.


*** *** ***
İmralı açılımı nereye varır?

ABD’nin bölge ülkelerini parçalama ve birbirine düşürme olarak özetleyebileceğimiz bu politikasının karşısında İran, Irak ve Suriye’den oluşan bir bölge ülkeleri cephesi bulunuyor.

Türk’ü ve Kürd’üyle Türk milletinin ezici çoğunluğu da bölge devletlerinin yanındadır.

Böyle bir saflaşmanın belirleyici olduğu gelişmelerden PKK’nın silah bırakması gibi bir sonuç çıkmaz.

Sonuç olarak yeni “Kürt açılımı”nın, AKP’nin önümüzdeki aylarda yapmayı düşündüğü Anayasa Referandumunda değerlendirmek istediği bir kart olmanın ötesinde pratik bir anlamı bulunmuyor.

Mehmet Bedri GÜLTEKİN - 08 Ocak 2013 - Silivri

Yazarlar

Mostly clear

13°C

Istanbul