Alt tarafı kapı diil mi canım...


Sene 1937.

O sene...


*

Yabancının elindeki Şark Demiryolu’nu satın almış, Ziraat Bankası Kanunu’nu çıkarmış, Denizbank Kanunu’nu çıkarmış, kalkınmanın omurgası Sümerbank’ın Nazilli Basma Fabrikası’nı hizmete sokmuş, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni açmış, Karabük Demir Çelik’in temelini atmış, bugün kullandığımız “açı, çap, üçgen, artı, eksi” gibi Türkçe terimleri türeterek “geometri kitabı”nı yazmış, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nü kurmuş, dünyanın ilk savaş pilotu, evladı, Sabiha Gökçen’le birlikte Tunceli Pertek’te köprü açmış, sonra dönüp, İstanbul Dolmabahçe’de Türkiye’nin ilk resim galerisini açmış, Ankara Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi kurulması için kanun çıkarmış, Hatay’ın bağımsızlığını Milletler Cemiyeti’ne tanıtmış Mustafa Kemal... Hasta o sıralar... Ve, gitmiş Trabzon’a, o tarihi açıklamayı yapmış: “Bana ait olan tüm mal varlığımı
millete armağan ediyorum.”

*

O sene...

1937’de.

*

Bir kolu Erzurum’dan gelen, 15 subay ve 50 erden oluşan iki seçkin birlik, Serdarbulak Yaylası’nda buluşur. Hava bıçak... Mıhtepe rotasını takip edip, düz duvar buzullarıyla insanı gördüğünde bile ürperten Ahora Göçüğü’nden geçerek, “tarihi” tırmanışa başlar. Neden tarihi? Hiçbir Türk çıkmamıştır oraya çünkü... İlk, 108 sene önce, Alman profesör Friedrich von Parrot çıkmış, sonra, Rus çıkmış, İngiliz çıkmış, Belçikalı çıkmış, ama Türk hiç çıkmamış... Başlarlar tırmanmaya... Dedim ya, 15 subay, başlarında topçu kurmay binbaşı... Subayların arasında, bir de şair var, piyade teğmen... E 50 tane ere, 15 subay çok değil mi? Değil... Çünkü, bir Atatürk büstü taşımaktadırlar, ulu öndere teşekkür olarak... Ağır tabii... Sırt çantasında subayların, sırayla, değişe değişe...

Çıkarlar. Doruğa koyarlar.

Yanına bayrak.

*

Etekleri hep bizimdi...

O gün, doruğu da bizim olur.

*

Ağrı Dağı’dır orası.

Ararat değil, Ağrı...

Anadolu’nun doruğu.

*

Topçu kurmay binbaşı...

Cevdet Sunay.

Sonra, cumhurbaşkanı.

*

Şair teğmen desen...

Oturur oraya, bakar memlekete, memleketin çatısından, çıkarır kâğıdını kalemini, topçu kurmay binbaşı söyler, o yazar... Bir
metal şişenin içine konularak, Ağrı’nın doruğunda buzların içine gömülen o tarihi tutanakta, şu tarihi cümle yazar: “Türkiye’nin en büyük adamının büstünü, Türkiye’nin en yüksek dağına armağan ediyoruz!”

*

Fazıl Hüsnü...

Dağlarca’dır o teğmen.

*

Armağana, armağan...

Ruh, şuur, vefa, yurt sevgisi.

*

Ee-eeh bana ne be!

Di mi? Add a comment

Nasreddin Hoca bi gün...


Çıkmış kürsüye, “Ey ahali, bugün size ne diyeceğimi biliyor musunuz?” diye sormuş; ahali, “Bilmiyoruz” deyince, “E siz bilmeyince, ben size ne diyeyim ki?” diyerek, çekip gitmiş...

Ertesi gün aynı kürsüye çıkmış, “Ey ahali, bugün size ne diyeceğimi biliyor musunuz?” diye sormuş; ahali, “Biliyoruz” deyince, “E madem biliyorsunuz, benim söylememe ne lüzum var” diyerek, yürümüş gitmiş... Daha ertesi gün, gene aynı kürsüye çıkmış, gene aynı soruyu sormuş, bu sefer ahalinin yarısı “Biliyoruz” yarısı “Bilmiyoruz” deyince de, “Ne âlâ” demiş... “Bilenler bilmeyenlere anlatsın o zaman!”

*

Başbakanımızın, İçişleri Bakanımıza habire “hocam” diye hitap ettiğini düşünürsek, yukardaki ahaliden ne farkımız var Allah aşkına?

*

Bilmiyoruz diyoruz, kızıyorlar.

Biliyoruz diyen, anlatmıyor.

Hoca desen...

“Teşekkür ederim” deyip, gitti.

*

“Bu basın toplantısının açılımını yapmak için ikinci bir basın toplantısı lazım” desek... E bu zaten ikinci basın toplantısıydı.

*

Ve, bana sorarsanız, üçüncü basın toplantısı Atatürk Barajı’nın gölünde yapılmalı mutlaka... İçişleri Bakanımız elinde bir çanak, içinde maya...

Add a comment

Dana klonladık.

Az çünkü.

*

Koyun sayısı iyi!

*

Öküz de klonlayacaklardı aslında.

Baktılar...

Yeteri kadar var zaten.

*

Bilimsel çalışmayı gururla izliyorum ama, uçsuz bucaksız otlaklarımızda güzel besleyip çoğaltmak varken, boğanın kulağından şırıngayla hücre alıp tüpte dana yetiştirmeyi bi tek biz akıl edebilirdik... Mis gibi tavuk etine 1 lira vermek varken, tavuğun kanadına 3 lira ödemeyi becermemiz gibi.

*

İki ayaklı “büyükbaş” sayısı artarken, dört ayaklı büyükbaş sayısı azalıyor Türkiye’nin... 20 milyon taneyken, 20 senede, 10 milyona düştü. Avrupa Birliği senede adam başı 62 kilo yerken, biz 10 kiloyu zor buluyoruz o yüzden.

*

Eskiden boldu, ihraç ederdik.

Kuruttuk, ithal ediyoruz sığırı...

İşin hazin tarafı, ithalatın en büyük müşterisi de, bizzat Tarım Bakanlığı!

*

Güya, karkas et ithalatı yasak ama, sınırlardan şakır şakır kaçak girdiğini hepimiz biliyoruz. İran-Irak tarafı, yol geçen hanı... Bulgaristan’dan gelen otobüslerde ise et kolisi var, bavuldan çok... Bagajlar lop lop.

*

Yem desen, sanırsın havyardır; alamıyor çiftçi... El âlemin inekleri yanında Afrikalı açlar gibi kalıyor bizim inekler, bi deri bi kemik, avurtları çökmüş... Netice? İspanyol adam başı 110 litre süt içiyor senede, Yunanlı 65...

Biz 6.

*

Durup dururken yoğurdumuzun standardını bile değiştirdiler, ki, yabancı firma bi türlü satamadığı ayrandan hallice cıvığını kakalayabilsin ahaliye.

*

Özetle.

Eğer hakikaten geleceğimizi düşünüyorsanız, bir çocuk yeter kardeşim... Üç inek yapın!

Add a comment

Yazarlar