Takke düştü kel göründü… Şapka düştü ne göründü?

Mustafa Kemal, memleketin bütün erkekleri şapka giysin diye yapmadı aslında, şapka devrimini…

Kafasının içindekini göremediği için, kafasının üstündekini görmek istedi.

*

Baktı mı, görüyordu…

Kim devrimden yana?

Kim değil?

*

Baktın mı, görüyorsun hakikaten…

*

Çankaya türbanlı.

Başbakanlık türbanlı.

Dışişleri türbanlı.

Adalet türbanlı.

THY, Merkez Bankası, TRT, Devlet Planlama, Özelleştirme İdaresi, TOKİ…

Belediyeler türbanlı.

*

E nedir Allah aşkına, hâlâ, oraya girdik şuraya giremedik yakınmaları filan?


*

(Üniversiteye giremeyen türbanlı kızlarımız için bir parantez açayım buraya… Nişantaşı’na en lüks ciplerle giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Bağdat Caddesi’ne kolunda milyarlık çantalarla giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Vakko’ya, İstinye Park’a, Kanyon’a parmağında kuru soğan büyüklüğünde pırlantalarla giren türbanlı sayısı arttı mı? Arttı… Üniversiteye giren türbanlı? İşte o artmadı… Kim iktidarda 8 yıldır? İsmet İnönü mü? Türbanlı olduğu için üniversiteye giremeyen kızlarımız hiç düşünüyor mu acaba… Sizin “girişi”niz sağlanırsa, sizin üzerinizden elde edilen bu “rant girişi” sağlanabilir mi?)

*

Peki nedir?

*

Bakın, hiç eğip bükmeden buraya yazıyorum… Tartışma kadınlar üzerinden yürüyor ama, bu ülkede en büyük mağdur, “Eşinin başı açık olan erkekler”dir.

*

Yukarıda saydık…

Eşinin “başı kapalı” erkek, her makamın “başı”na geçebiliyor mu?

Geçebiliyor…

Eşinin başı açık olan erkek?

İsminin üstü çiziliyor…

TRT’nin başına geçemezsin. THY’nin başına geçemezsin. Talip bile olamazsın. Memursan, şef olamazsın; öğretmensen, müdür olamazsın… Astsan üst olamazsın, üstsen sürülürsün.

*

Bıraktık devlet makamlarını, eşinin başı açıksa, malum belediyelerden su bayiliği bile alamazsın, su bayiliği bile.

*

Hatta, vazgeçtik makamdan mevkiden, son albay intiharında gördük işte… Haysiyet cellatlığı yapılıyor, başı açık kadınlara iftiralar atılarak, kocalarının kendi başına sıkması sağlanıyor!

*

“Yanlış okuyorum herhalde” diye düşünenler için biraz daha büyük
yazayım: TARTIŞMA KADINLAR ÜZERİNDEN YÜRÜYOR AMA… ASLINDA, EŞİNİN BAŞI AÇIK OLAN ERKEKLERE ZULÜM VAR BU ÜLKEDE.

Yılmaz ÖZDİL - 11 Şubat 2010 - Hürriyet
Add a comment

Zincirbozan oyunbozan

İsmail Güneş Albay, binbaşıyı çağırmış, “Yarın sabah güneş tutulacak, erleri içtima alanında topla, seyretsinler, şayet hava yağmurlu olursa, göremezler, o zaman kapalı salonda topla, teorik olarak anlatırız” demiş…

Binbaşı, emri alır almaz, üsteğmeni çağırmış, “Yarın sabah hava kapalı olmazsa, albayla birlikte güneş tutulacak, bölüğü hazır et” demiş… Üsteğmen, başçavuşu çağırmış, “Binbaşının emri var, hava şartları müsait olursa, güneş tutulacak, hazır olun” demiş… Başçavuş, apar topar bölüğü toplamış, “Yarın hava güzel olur da görebilirsek, albayı tutacağız” demiş… Erler heyecanlanmış, “Şansımız yaver gider de yağmur yağmazsa, albayı tutuklayacağız!..”

*

Hayat da, fıkra gibi…

*

Biri bi şey söylüyor, öbürü öbürüne aktarırken başka şey söylüyor, başı sonu karışıyor, iş çığırından çıkıyor.

*

Toparlamak lazım…

*

Yakamoz

Sarıkız

Ayışığı

Eldiven

Kafes

Balyoz

Çarşaf

Sakal

Dursun Çiçek

Poyrazköy

Çukurambar

*

“Sıradakiler” şimdiden üfleniyor; Altay, Atak, Barbaros, Alev, Fişek, Acar.

*

“40 kere söyleyince olurmuş”tan yola çıkarak, 40’a tamamlamaya çalışıyorlar sanırım… “Mağdur” olabilmek için bi “darbe duası”na çıkmadıkları kaldı… Ama, demokratik açıdan burnu kanamış AKP’li yok henüz.

*

“12 Eylül meşru müdafaadır” diyen gazeteciyi, demokrat ilan ediyorlar. Genelkurmay Başkanı tarafından “Seni divan-ı harbe veririm” diye tehdit edilen gazeteci, güya askerci… Süleyman Demirel’e “darbeci” deyip, Kenan Evren’i Çankaya’da ağırlıyorlar bu arada!

*

Dedim ya, toparlarsak…

*

Bunca yaygaraya rağmen, hâlâ, darbe mağduru iki partimiz bulunuyor Meclis’te; biri CHP, biri MHP… Darbeciler tarafından tutuklanıp, Zincirbozan’a tıkılan ise, sadece bir parti lideri var, Baykal.

Yılmaz ÖZDİL - 02 Şubat 2010 - Hürriyet
Add a comment

Bindik bi alamete…

Aslında her şey, “Londra gibiyiz” ayaklarıyla başladı. Çift katlı otobüs getirdiler… Ama küçük bi pürüz vardı. Çift katlılar, Londra’da soldan gidiyor, duraklar solda, dolayısıyla kapıları da soldaydı. Bizde sağdan gidecek, duraklar da sağda… Estetik ameliyat yaptılar, soldaki kapıları söküp, sağa taktılar.

Oldu sana Londra.

*
Sonra sevdiler bu estetik ameliyat işini… “Metro yapamadık, metroymuş gibi yapalım” dediler. Yolun ortasına yol yaptılar. Durakları da yolun ortasına yaptıkları yolun ortasına koydular. Ama küçük bi pürüz vardı… Çift katlıların kapısını soldan sağa aldıkları için, yolun ortasına koydukları duraklar, çift katlıların solunda kaldı iyi mi… İndirme bindirmeye yanaşamıyor! “Londra değil miyiz kardeşim” dedi biri…
E Londra’yız… Haaadi
bakalım, çift katlıları yolun sağından değil, solundan götürmeye başladılar.
Oldu sana tam Londra.

*

Ama küçük bi pürüz vardı… Bizim raysız metro, tek hat üzerinde güzel güzel gidiyor ama, sadece gidiyor, gelemiyor. Yol bitince, kafayı asansörün kapısına kaptırmış gibi, sıkışıp kalıyor, dönemiyor. Böylece, hattın başladığı ve bittiği yere U dönüşü için yer yapmayı unuttukları anlaşıldı! Düşündüler, taşındılar, zabıtaları devreye soktular. Pazarda domates kontrolü yapması gereken zabıtalar, E5’e fırladı, el kol işaretleriyle trafiği durdurup, balina kadar metrobüsleri E5’e çıkardı, geniş bir kavisle, tekrardan hatta sokmaya başladı.

*

Ama küçük bi pürüz vardı… Trafik sıkışıklığına çözüm olarak icat edilen metrobüsler, zabıta marifetiyle yoldan çıkıp tekrar yola girme manevraları sırasında trafiği hiç olmadığı kadar felç etmeye başlamıştı. Düşündüler, taşındılar, trafik sıkışıklığına çözüm olarak icat ettikleri metrobüsleri, trafiğin yoğun olduğu saatlerde seferden çektiler! Hava kararıp el ayak çekilince trafik rahatlıyor, bunlar da metrobüsleri yeniden sefere koyuyordu. Koyuyordu da… Sokakta kimse kalmadığı için, metrobüsler boş gidip geliyordu. Baktılar olacak gibi değil, E5’in ortasına, uçandaire gibi havada duran U dönüşü yerleri yaptılar.

*

Ama küçük bi pürüz vardı… U dönüşünü geç de olsa akıl etmişler, yolun ortasına koydukları duraklara insanların nasıl geleceğini düşünmemişlerdi. Metrobüs şakır şakır gidip geliyor,
ahali uzaktan seyrediyor, E5’in ortasına yaptıkları yolun ortasına koydukları durağa gidemiyor! Üstgeçitler yapalım” dedi biri… Alkışladılar.

*

Ama küçük bi pürüz vardı… Öyle titiz bir planlama yapılmıştı ki, Hollanda’dan apar topar kiraladıkları otobüslerin durak levhalarını sökmeyi unutmuşlardı. Kiminde Utrech yazıyordu, kiminde Eindhoven! Üstelik, sanki bizde şoför yokmuş gibi, otobüslerle birlikte Hollandalı şoförleri de kiralamışlardı… Ve, adamlar “Birader nereye gidiyor bu?” diye sorulduğunda, “Ben anlamiyo Turkce” cevabını veriyordu. Deneme yanılma yöntemiyle, Eindhoven’e binersen, Cevizlibağ’a, Utrech’e binersen, Topkapı’ya
gideceğin anlaşıldı.

*

Yaptıkları işi çok beğendikleri için, hattı
uzattılar, köprüyü geçip, “asrın projesi” dedikleri metrobüsü, Anadolu’ya da götürmeye karar verdiler.

*

Ama küçük bi pürüz vardı… Tanesini 1.5 milyon Eurocuğa aldıkları 70 tane otobüs, düz yolda gidiyor, yokuşta gidemiyordu! Kadıköy’den binenler, şoförün “Beyler bi el atalım” anonsuyla köprü yokuşunda iniyor, ittiriyor, düze çıkınca, tekrar biniyordu. Düşündüler, taşındılar, tanesini 1.5 milyon Eurocuğa aldıkları 70 otobüsü, düz yerlerde, bildiğin körüklü otobüsleri yokuşta kullanmaya başladılar.

*

Ama küçük bi pürüz vardı… Yağmur yağdı, metrobüs hattı Dicle Nehri’ne döndü. Kayık çalışıyor, otobüs çalışmıyor. Çünkü, yolun ortasına yaptıkları yolu, 5 santim aşağı yapmışlardı. Seferleri durdurup, asfaltı yükselttiler. Bu sefer kar yağdı… Muhallebici-mimar belediye başkanımızın yaptığı asfalt, sütlaca döndü. Seferleri durdurup, çukurları tamir etmeye başladılar. Bu sefer ahali isyan etti. Bölüm bölüm kapatıp, çift yönlü yolun tek yönünü çalıştırmaya başladılar. Bu sefer, zaten ters yön kullanan şoförlerin, iyice nevri döndü. Sağdan mı gidiyorduk soldan mı filan derken, tek hat üzerinde kafa kafaya vuruşmaya başladılar. Yaralananlar oldu. Nasıl becerdiler bilmiyorum, iş makinesi metrobüse çarptı, ölenler oldu. Tamirat bitti, kalan sağlarla devam etti.

*

Ama küçük bi pürüz vardı… “Asrın projesi” denilen hadise, muhteşem hesap kitap nedeniyle “asrın maliyeti”ni yaratmıştı. Düşündüler, taşındılar, milleti rahatlatmak için yaptıkları metrobüse, zam yaptılar. Ama küçük bi pürüz vardı… Bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardı. Metrobüs, mahkeme duvarına tosladı. Badem bıyıklı olmadığı anlaşılan hâkim, çıktı,
“Bu zammı yapamazsın” dedi. Çünkü, mimariye, mühendisliğe aykırı olduğu
gibi, hukuka da aykırıydı.

*

Netice itibariyle…

Macera devam ediyor.

Bindik bu arkadaşlarla bi alamete, küçük bi pürüz var, kıyametten yırtmak için U dönüşü yapacak yerimiz yok!

Yılmaz ÖZDİL - 31 Ocak 2010 - Hürriyet
Add a comment

Yazarlar

Mostly cloudy

8°C

Istanbul