turker erturk

Seçimlerden sonra bahar geliyor mu ?

Geçtiğimiz Pazar (31 Mart 2019) yapılan yerel seçimler tanıdık, bildik yerel seçimler gibi değildi.

Adeta genel seçim gibiydi, hatta genel seçiminde ötesinde iktidar iradesi için bir güven oyu niteliğinde idi. Bu şekilde gelişmesinin nedeni de iktidardı. Esasında halkın çok ezici bir çoğunluğu; yörelerine en iyi hizmet edecek adaydan ziyade, AKP Genel Başkanı Erdoğan ve karşısındakiler olarak saflaştı ve bu şekilde oy kullandı.

Örneğin ben, İstanbul’da, Kadıköy ilçesinde yaşıyorum. Burada, caddelerde ve sokaklarda adaylardan çok daha fazla, hatta adayları bile gölgede bırakacak şekilde Erdoğan’ın resimleri ve sözleri vardı. Bu durum tüm Türkiye’de de böyle idi! Bu, dünyanın hiçbir demokratik ve çağdaş ülkesinde gözlenebilecek manzara değildi!

ADİL VE DÜRÜST BİR SEÇİM DEĞİLDİ!

Seçimler, öncesi de dahil hukuksuz, adaletsiz, dürüst olmayan bir ortamda gerçekleşti. İktidar, ekonomi yerlerde sürünüyor olmasına rağmen belediyeler de dahil devletin tüm kaynaklarını fütursuzca, seçim için kullandı. Ama her türlü haksızlığa, korkutmaya, baskıya ve tehdide rağmen halk iktidara hayır dedi ve güven oyu vermedi. İktidar, ekonomik iflasın ağır yükünü çeken ve Türkiye ekonomisinin yüzde 90’nını oluşturan tüm büyük şehirleri kaybetti ve MHP ile olan ittifaka rağmen yüzde 50’nin altında kaldı. Milliyetçi oyları konsolide eden MHP’yi ittifaktan çıkarırsak; bugün itibarıyla AKP’nin oyları yüzde 30-40 arasında bir yere, yani 2002’deki başladığı yere döner. Sonuç olarak; Türkiye’de halkın çoğunluğu bu iktidarı istemiyor!

Seçimlerden sonra en çok konuşulan; umut edilen ve CHP’nin de yerel seçimlerde kullandığı “Mart’ın Sonu Bahar” şarkısındaki gibi baharın gelmesi beklentisi idi. Biliyorsunuz mart, ilkbaharın ilk ayı. Ama bulunduğumuz coğrafyanın uzun dönemli deneyimi bize göstermiştir ki; “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” sözünde olduğu gibi bir anlamda mart ayı da hızı kesilmişbir kış gibidir. Gerçek bahar nisanda başlar ve başladı! Eğer mecazi anlamda bir bahardan bahsediyorsak, yani iç barış, huzur, istikrar, demokrasi, özgürlükler, hak, hukuk, adalet ve refah diyorsak; hala bunun uzağındayız.

İKTİDAR GİRDABA GİRİYOR…

İktidar, kendisi açısından güvenoyu niteliğindeki seçimi kaybettiği, halktan tokat yediği halde hala “Ben kazandım, dört yıl daha ülkeyi ben yöneteceğim” diyor. Meseleyi anlamamış ve sorunu içselleştirmemiş. İktidar bugüne kadar yaptığını yaparak devam edemez ve ülkeyi yönetemez. Size garanti ediyorum; bu kafayla işler daha da kötüye gidecek. Umarım yanılırım!

Halktan güvenoyu alamayan bir iktidar, iflas ettirdiği ekonomimizi kurtarmak için nasıl acı bir reçete uygulayacak? Dünyanın her tarafında ekonomik acı reçeteler, halktan güvenoyu almış yeni iktidarların işidir. Ayrıca dünyanın neresinde görülmüş; sorunun müsebbibinin çözümün belirleyicisi olduğu! Olsa olsa sorun katmerleşir ve daha da içinden çıkılmaz bir hal alır. Gördüğüm kadarı ile iktidar, halkın desteğini kaybettikçe sertleşen ve radikalleşen, sertleştikçe ve radikalleştikçe marjinal gruplar hariç, halkın desteğini daha da çok kaybedeceği, içinden çıkılması zor bir girdaba girmiştir.

NE YAPILMASI LAZIM?

Bu girdaptan çıkabilmek, Türkiye’yi normalleştirmek ve mecazi anlamda baharı ülkemize getirebilmek için iki yol var;

1. İktidarın 31 Mart yerel seçim sonuçlarından bir ders çıkarması, toplumu bölen, parçalayan, ayrıştıran ve iç barışımızı dinamitleyen söylemlerinden ve uygulamalardan vaz geçmesi, partizanlığa son vermesi, ülkemizi felakete sürükleyen çağdışı “Siyasal İslamcı” yaklaşımlarından ve “Yeni Osmanlı” hayalinden dönerek, Cumhuriyetin kurucu ideolojisine sahip çıkması,

2. Bir takvim dahilinde Türkiye’yi adil ve dürüst bir Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği erken genel seçimine taşıması.

Bu seçenekler mümkün değil diyorsanız, acılı ve zor bir sürece hazır olun derim.

İKTİDAR SINIFTA KALDI…

İktidar, seçim öncesinde olduğu gibi seçim günü ve akşamı da yaptıkları ve yapmadıkları ile demokrasi açısından sınıfta kalmıştır. Hep hile ve manipülasyon peşinde oldular. İstanbul adayı Binali Yıldırım’ın “Ben kazandım” açıklaması, özel olarak incelemeye ve soruşturmaya değer. Yıldırım açıklama yaparken dikkatle dinledim; emin olun kaybettiğinin farkındaydı, kazanmadığını biliyordu ve bu durum her halinden belli oluyordu. Sanırım bir üst akıl, daha sonra yapmayı planladıkları operasyonda ön almak ve durumsal üstünlük sağlayabilmek için kendisinden bunu istedi!

Anadolu Ajansı’nın (AA) durumu ise evlere şenlik. AA devletin değil, iktidarın borazanı ve manipülasyon enstrümanı. Seçim akşamı da kötü siciline uygun işler yaptı. AA’nın bu durumu yeni de değil!31 Ağustos 2013’de Pensilvanya’da, FETÖ’nün malikanesinin önünde eylem yaparken ve “Fethullah Gülen darbe yapmayı ve Humeyni gibi Türkiye’ye gelmeyi planlıyor” derken, o zaman AA’nın New York muhabiri olan Özgür Taştan görevinin gereği olarak bunu haber yapmış ve Ankara’ya göndermişti. Ama o zaman Gülen ve iktidar beraberce iş kotardıklarından ve kumpaslar kurduklarından; bu haber AA tarafından sansüre uğratılmış ve halka duyurulmamıştı.

UYARMAK İSTERİM!

İktidarın için seçim sonrası planı şu; öncelikle büyük şehirler olmak üzere (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya) muhalif belediye başkanlarını devletin ve AKP’li belediye meclis üyelerinin gücüyle başarısız kılmak ve halkı onlara oy verdiğine pişman ettirmektir. Bunun karşılığı, gerginlik demektir. Artık kimse bunu yemez! Bu kaybetme sürecini hızlandırır ve ülkemizi bir kaosa sokar, dostça uyarırım.

Yeri gelmişken; askerimizi, polisimizi, savcımızı, yargıcımızı ve ezcümle bürokratlarımızı da sade bir Türk vatandaşı olarak uyarmak isterim. Bu dönem geçecek, bilmiş olsunlar! Bunu anlamak için hem dünya tarihini hem de yakını ve uzağı olmak üzere kendi tarihimize baksınlar. Cumhuriyet’e değil FETÖ’ye hizmet eden, kumpaslar kuran, asılsız ve düzmece iddianameler hazırlayan savcı Zekeriya Öz de düzenin hep aynı şekilde gideceğini sandı! Olunması gereken iktidarın değil, devletin ve halkın askeri, polisi, yargıcı, bürokratı ve Cumhuriyetin savcısı olmaktır. “Benim askerim, benim polisim” yaklaşımları demokratik değildir, monarşisttir ve otoriter yönetim tarzının söylemleridir.

Evet, 31 Mart’ta İzmir’in dağlarında, Ankara’nın bağlarında ve İstanbul’un bahçelerinde çiçekler açmıştır ama ülkemize gerçekten baharın gelmesine hala süre var. Bunun kısalığı; vereceğiniz mücadelenin kararlılığına, toplumsal mutabakata ve taşın altına sokulan ellerin fazlalığına göre değişecektir.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’in İleri Yayınlarından yeni piyasaya çıkan “Filistin, Siyonizm ve Kudüs Sorunu” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Türker ERTÜRK – 02 Nisan 2019

Yazarlar

Makale Görünüm Sayısı
53939623