afet inan ataturk2

Türk kadını kölelikten nasıl kurtuldu ?

Beşeriyetin çok uzun soluklu tarihinde, kadınlar için iki büyük kırılma noktası vardır.

Birincisi; günümüzden yaklaşık olarak 12 bin yıl önce “Tarım Devrimi”, ikincisi ise 18.Yüzyılda gerçekleşen “Akılcı ve Bilimsel Düşünce Dönemi”. Tarım Devrimi öncesinde, insanlık “avcı-yiyecek toplayıcı” düzende yaşardı ve kadın erkek ilişkileri ortak, paylaşımcı ve eşitti. Tarım Devrimi sonrası, yerleşik düzene geçilmesiyle birlikte, kadın-erkek eşitliği hızla bozulmaya başladı. Çok zor şartlar altında yapılan tarım ve savaşlar için erkeğin kol gücüne daha çok ihtiyaç vardı.

Bugün çağdışı olan, geçmişte ise normal olan bu düzene göre; kadın ve erkek eşit olamazdı. Kadın, ancak erkeğini cinsel olarak memnun ederek, çocuk doğurarak, aşçılık, hizmetçilik ve çocuk bakıcılığı yaparak bir karşılık ve değer bulabilirdi. İnsanlığın tarihi gelişimi içinde, yapılan savaşlarda ve mücadelelerde kadının genel olarak ne değeri olabilirdi ki! Geçmişin savaşlarında, savaş meydanlarında ve cephelerde erkekler cenk eder, kılıç sallar, ok atar ve tüfek tutardı.

ERKEĞİN EGEMENLİĞİ SINIRSIZDI…

Bu nedenle erkekler kutsandı, kutsal kitaplar bile erkeği muhatap aldı, erkek doğuramayan kadınlar eksik sayıldı, hiç doğuramayanlar ise insan yerine dahi konmadı. Ortaçağ’dan sonra bile bu durum devam etti; kadınlar nüfus sayımlarında kale alınmadı, seçme ve seçilme hakkı tanınmadı. Çünkü; geçmişin üretim ve mücadele şekli kol ve adale gücü üzerineydi. Ayrıca; bitmez tükenmez savaşlarda erkekler birbirini kırıyor, erkek nüfusu azalıyor, bozulan bu arz talep dengesi erkekleri daha da değerli kılıyordu.

Geçmişte, kadınlar ve çocuklar erkeğin, yani babanın veya kocanın sınırsız bir tasarrufu ve egemenliği altındaydı. Buna cezalandırmak, dövmek, şiddet, öldürmek ve Tanrılara kurban etmek de dahildi. İnsanlığın beşerî çizgisi geliştikçe, erkeğin bu sınırsız egemenliği yine Tanrısal referanslarla sınırlandırıldı ama hiçbir zaman ortadan kaldırılmadı.

KADINDAN HAHAM, PAPAZ VE İMAM DA OLMAZDI!

Üç aşağı beş yukarı, geçmişin birbirini etkileyen tüm uygarlıklarında da erkek ve kadın eşit değildi. Buna; Antik Mezopotamya, Antik Mısır, Antik Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlıda dahildi. Yahudilerin ikinci kutsal kitabı sayılan Talmud’da kadının açık saçı ve sesi, çıplaklıkla eşdeğer sayılırdı. Hristiyanlığın önemli ismi Tarsuslu Aziz Pavlus, örtüsüz kiliseye giden kadının kafasının kazıtılmasını önerir. Yani tek Tanrılı dinlerin, Roma’nın, Bizans’ın ve Osmanlı’nın kadına bakış açısı ve toplumdaki yeri birbirine benzerdi. Kadından Haham, Papaz ve İmam da olmazdı. Bizans’ta da kız çocukları küçük yaşta evlendirilir, bakire olması şartı aranır, İmparatoriçeler bile başını örtmeden sokağa çıkamazdı.

Akad diliyle yazılmış 4 bin yıllık şiirde ilk iki mısra şöyle diyor;

“Gerçekten bir kadından ciddi bir şey beklemektense

Rüzgâr toplamaya çalışmak daha iyidir”

Antik Yunan didaktik şiirinin babası olarak bilinen Hesiodos kadını şöyle tarif ediyor;

“Takıp takıştırıp kıçını sallayan

Aklını çelmesin kadının biri

Gözü ambardadır diller döker sana

Ha bir kadına güvenmişsin ha bir hırsıza”

Mevlâna da “Kadının bakışı fitnedir. Bu fitne sesi de duyuldu mu bir katken yüz kat olur” diyor.

GÜÇ KOLDAN KAFAYA GEÇİNCE, DURUM DEĞİŞTİ!

Kadına bakış açısını gösteren bu sözler, sadece bu sözlerin söylendiği dönemlerinin ürünü değildir. Tarım Devrimi sonrası, yerleşik düzene geçilmesi ile birlikte, insanın 10 bin yılı aşkın bir süre ile erkeğin ve erkek egemen hemen hemen tüm toplumların kadına ikinci sınıf bakan, küçümseyen, güvenilmez bulan ve cinsel bir obje olarak gören bakış açısının ürünüdür.

Ne zaman ki insanlık Aydınlanma ile birlikte Akılcı ve Bilimsel Düşünce Dönemine girmiş ve güç koldan kafaya geçmiş, erkek egemenliğinin de sonu gelmeye başlamıştır. Bugün kadının hala itilip kakıldığı, fıtraten eşit sayılmadığı coğrafyalara bakınız; hala güç koldan kafaya geçmemiş, Aydınlanma gerçekleşmemiş ve çağdaş değillerdir.

KADININ MAKÛS TALİHİ DEĞİŞİYOR…

İşte bu nedenle Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Aydınlanma Devrimleri ile birlikte toplumu Akılcı ve Bilimsel Düşünce Dönemine geçirecek atılımları yapmış ve kadının 10 bin yıllık makûs talihini değiştirecek girişimlerin peşinde olmuştur. İlahiyatçı ve sosyal bilimci olan Prof. Dr. Niyazi Kahveci; “Çağımızın ürünü kavram, kurum, kuram, sistem ve değerler, kutsal kitaplar dahil, daha önce yazılmış eserlerde bulunmazlar. Mesela; demokrasi, eşitlik, insan hakları, kadın-erkek eşitliği gibi kavramlar bile çağımızdan önce mevcut değildi. Bu nedenle; bu gibi kavramları çağımız öncesi yazılmış eserlerde ve kitaplarda aramak gereksizdir” diyor.

Birinci Meclis’te, kadın hakları konusunu gündeme getiren yalnızca iki isim vardır. Birisi Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, diğeri de Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’dir. Özellikle Tunalı Hilmi Bey, ilericiliğin, işçi, köylü ve kadın haklarının ateşli bir savunucusudur. Bu nedenle Meclis içerisindeki tutucuların ve bağnazların boy hedefi haline gelmiştir.

KADIN İÇİN HAK İSTEYEN AKIL HASTASI İLAN EDİLİYOR!

Tunalı Hilmi Bey, bir gün Meclis kürsüsünden kadınlar için en azından seçme hakkının verilmesini ister. Bu sözlerin Meclis sıralarından karşılığı "Tımarhaneye git!" şeklinde olur. Tunalı Hilmi Bey’in 3 Nisan 1923’de kadınlarında nüfus sayımında yer almasını istemesi üzerine, Meclis’te büyük bir gürültü kopar. Hakaret çizgisindeki eleştirilerin hedefi haline gelir ve konuşmasına müsaade edilmez. Ancak, ayak patırtıları ve gürültüler arasında yalnızca; "Ayaklarınızı vurmayınız beyefendiler, benim mukaddes analarımın, benim mukaddes bacılarımın başına vuruyorsunuz. Benim anam, babamdan yüksektir." sözlerini söyleyebilmiştir.

Nisan 1923’te, kadınların vatandaş olarak sayılması düşüncesine bile tahammül gösteremeyen milletin vekilleri, bu tarihten yedi yıl sonra Atatürk’ün kadın hakları alanında yaptığı reformlar çerçevesinde kadınlarımızı siyasi haklara kavuşturacak adımları atacaklardır. Türk kadınları, önce 1930’da yerel yönetimlerde seçme ve seçilme imkanını elde edecek, daha sonra 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuşacaktır.

ATATÜRK, KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ DEMEKTİR!

Bugün (8 Mart 2019), Dünya Emekçi Kadınlar Gününü idrak ediyoruz. Bu maksatla mesajlar veriliyor, etkinlikler yapılıyor, kutlamalar düzenleniyor ve nutuklar atılıyor ama kadın hakları konusunda geriye doğru gidişimiz sürüyor. Belki kadın hakları bakımından 1923’teki durumumuzda değiliz ama Aydınlanma Devrimleri vasıtası ile sağlanan kazanımlar, özellikle AKP döneminde hızla ve bilinçli olarak aşındırılmakta ve yok edilmektedir.

Atatürk; herhangi bir insanın, bir askerin, bir tarihi şahsiyetin, bir kahramanın, geçmişi başarılarla dolu bir vatanseverin ve bir Cumhurbaşkanının adı değil. Atatürk; yaşadığımız topraklarda ve İslam dünyasında Aydınlanmanın, Akılcı ve Bilimsel Düşüncenin ve kadın-erkek eşitliğinin adıdır. Atatürk’e düşmanlık, kadına düşmanlıktır; geçmişin kadına bakış açısını hortlatmaya, tarihi geriye çevirmeye ve kadını tekrar ikinci lige göndermeye çalışan hastalıklı bakış açısıdır.

Yaşadığımız coğrafyada kadın olmak, emekçi olmakla eş anlamlıdır. Bu bilinçle, tüm kadınlarımızın dünya kadınlar gününü yürekten kutlarım.

10 Mart 2019 Pazar günü saat 14:00’de, başkanlığını Sayın Fatoş Kayacan Hataylı’nın yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği Beşiktaş Şubesi tarafından düzenlenen, “Atatürk ve Çağdaşlık” konulu konferansa konuşmacı olarak katılacağım.

Türker ERTÜRK – 08 Mart 2019

Yazarlar

Makale Görünüm Sayısı
53939658