eren_erdem225

Kur’an’daki Zülkarneyn kimdir? (1)

Kur’an’ın ilgi çekici bölümlerinden birisi de “Zülkarneyn“ kıssasıdır. Zülkarneyn ismi Kur’an’da geçer. Çok fazla tartışmanın odağı olmuştur.

Kur’an’a “göre” Zülkarneyn, doğu ve batıya yolculuklar yapar. Bozguncu bir kavimle, mazlum kavim arasına sedd çeker. Hatta “kıyamet alameti olarak görülen” Yec’üc ve mec’üc saldırılarından bunalan kavmin talebiyle, Yec’üc ve mec’üc ile insanlar arasına büyük bir set çeker.

Kimilerine göre Zülkarneyn bir uzaylıdır. Ali Şeriati’ye göre (Vehb bin Münebbih’den alarak bu kanaate varır) “Pers kralı Kurus’tur.” Çoğu müfessir “Büyük İskender” bazıları da “zülkarneyn’in çektiği seddin “Çin Seddi” olduğunu söyler.”

*** *** ***
Zulüm edene büyük azab!

Elbette biz Kur’an metnine tam sadakat içerisinde konuyu irdeleyeceğiz. Buyrun, başlayalım;

“Zülkarneyn” sözcüğü “zü” edatı ile “karn” sözcüğünün tesniyesi “olan “karneyn“ sözcüklerinden meydana gelme bir tamlamadır. Anlam olarak “iki karn sahibi” demektir.

“Karn” sözcüğü, “boynuz”, “büyük çadır”, “bir çağdaki insanların ömür süresi; çağ”, “aynı zaman diliminde bulunma açısından bir araya gelmiş toplum, nesil, kuşak” anlamlarındadır. (Lisanü’l Arab, c. 7, s.336- 340; el-Müfredat, “krn” mad.]

Zülkarneyn bu manada “iki çağın sahibi” manasına gelir. Bu iki çağ tıpkı şöyledir; “Afrika’yı işgal eden Fransızlar ile ilkel bir kabilenin karşılaşması durumu.” Bu hususta, her iki koşulun da bilgisine vakıf olan, iki toplulukla da iletişim kurabilen “Zülkarneyn” olur.

Zülkarneyn, her kim ise; bu ikisine de şahidlik etmiştir. Bakalım Zülkarneyn kim?

O’nu yeryüzünde kuvvetlendirdik ve kendisine her konuda bir yol-yöntem-araç kullanma/çözümleme yapma yetisi verdik. (Kehf Suresi 84)

(Batıya doğru giderek) günün birinde güneşin battığı yere vardı; (güneş) ona kopkoyu, bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada (kötülüğün her çeşidine gömülüp gitmiş) bir kavme rastladı. Ona, “Sen ey Zulkarneyn!” dedik, (“Onlara) azap da edebilirsin, yüce gönüllü de davranabilirsin!” (Kehf Suresi 85)

O şöyle cevap verdi: “(Başkalarına) zulmeden kimseye gelince, ona bundan böyle azap edeceğiz; ve o kimse sonunda Rabbine döndürülecek; ve O da ona görülmemiş bir azap çektirecek. (Kehf Suresi 86)

Ama Allah’a güvenip erdemli davranışlarda (ameli salih) bulunan kimseye gelince, böyle biri (yaptıklarının) karşılığı olarak (ahiret hayatının) nihai güzelliğine, iyiliğine ulaşacaktır; ve Biz de onu (yalnızca) yerine getirilmesi kolay olanla yükümlü tutacağız.”(Kehf Suresi 87)

*** *** ***
Vahiy, ilim, bilgi!

Bu bölümden anlaşıldığı üzere Zülkarneyn (iki zamanın/çağın farkında olan) bir gezi düzenlemiş. Güneşin battığı yere doğru bir yolculuk yapmış. Bu yolculuğu yaparken “kendisine verilmiş bir sebeb/bilgi” kullanmış. Orada, “kötülüğe gömüşmüş, zalim bir topluluk bulmuş...”

Devam edelim;

Sonra bir yol daha tuttu (Kehf suresi 89)

Nihayet, güneşin doğduğu yere vardı. Onu [güneşi] bir toplum üzerine doğuyor buldu. Öyle ki Biz onlar için, onun [güneşin] astından/dunundan bir siper kılmıştık. (Kehf Suresi 90)

Şüphesiz biz onun yanındakileri ilimce kuşatmıştık! (Kehf Suresi 91)

Görüldüğü gibi ikinci bir yolculuk yapıyor ve Güneş ile arasında siper olmayan bir topluluk buluyor. Lakin “güneşin astından/dünundan” bir siper kılınıyor. Ve o siperin yanındakiler “ilimce kuşatılıyor.”

Ast nedir? Bir şeyin “temsilcisi” demektir. Askeriyede kullanılan “ast-üst” kavramları burada ki kavram ile aynıdır. “Dunn/ast” temsilci demektir.

Güneş’in astı ibaresi, Kur’an’da geçen “güneş tahayyüllerinden birinin burada tecelli olduğunu gösterir.” Bu, bildiğimiz manada güneş değildir. “Vahiy, ilim, bilgi” manalarına gelen bir benzetmedir. Benzetme olmasının sebebi; “ast-üst ilişkisine dahil edilmiş olmasıdır.”

Demek ki Zülkarneyn “ilk yolculuğunda, vahiysiz; ilimsiz ve zalim bir toplumla karşılaşıyor.” İkincisinde ise “bilge, vahye muhatap, alim bir toplum ile karşılaşıyor.” Üstelik bu iki toplum da, “farklı çağları temsil ediyor.” Tıpkı “ilkel kabile insanı ve modern çağ insanı” gibi.

Eren ERDEM - 08 Şubat 2013 - Aydınlık


*************************************************
Kur’an’da Zülkarneyn kimdir? (2)

Dün kaldığım yerden devam ediyorum.

Kehf suresi 90. Ayette geçen “güneşin astı” ifadesi (dunn kelimesi/ast manasına gelir) Arap şiirinde; ilahi bir kudretin temsilcisi manasında kullanılır. Yüksek bilgelik; ilahi gücün-kudretin tasarrufundadır. Bundan ötürü; vahye muhatap olmuş olmaya işaret eder. Demek ki Zülkarneyn, vahye muhatap bir toplumla karşılaşmış ikinci yolculuğunda.

İlk yolculuğunda “cahil bir toplumla, ikincisinde bilge bir toplumla” karşılaşan Zülkarneyn, bir yol daha tutuyor;

Sonra bir yol daha tuttu! (Kehf 92)

İki seddin arasına ulaştığında, orada hiç laf anlamayan bir kavim buldu. (Kehf93)

Ayette geçen “sedd” kelimesi, südd; gözle görülmeyen engel manasına gelir. Bulut, atmosfer gibi; zahiren seçilemeyen, lakin engelleyen bir şeyden bahseder. İki engelin arasında; hiç laf anlamaz bir kavim bulması ne manaya gelir? Devam edelim;

Dediler ki, Ey zülkarneyn; burada Yec’uc ve Mec’uc bize saldırmaktalar. Bizimle onlar arasına bir set yapman için, sana vergi verelim mi?

Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

Siz bana demir parçaları getirin. Dağların iki tarafı birbirine müsâvî olunca üfleyin dedi. Onu ateş haline sokunca da getirin de dedi, üstüne erimiş bakır dökeyim.

Artık ona zahir olmaya güçleri yetmez. (Kehf Suresi 94-97)

3. yolculukta bulduğu “laf anlamaz kavim”; kendi koşulları içinde, yaşadığı dönemin gerisinde kalmış topluluktur. Laf anlamaz kavim, Zülkarneyn’e sığınmıştır. Zülkarneyn ise, “diğerlerine zahir olmayan bir engelleyici yapmıştır.” Bunun için “demir kütleleri ve bakırı kullanmıştır.”

Bu, “teknolojik ilerlemedir.” Yani zülkarneyn, kimilerinin savunduğu gibi; demir duvar yapmamıştır. “müfsid/ifsad edici” olanlara karşı; bakır ve demiri kullanmayı öğretmiştir.

Bakır ve demiri kullanma ve çağa uyumlanmayı öğreterek, zalimlerin zulmünün zahire çıkmasını engellemiştir.

Sedd kelimesinin “nesnel olmayışı” bu manasıyla kendisini aşikar kılar.

Gelelim ana tahlilimize;

İki çağın, zamanın sahibi; iki ayrı üretim ilişkisinin birlikte yaşandığı sürece işaret eder. Nitekim “bakır ve demirin” kullanılması; insanlık tarihinin aşamalarının yaşandığını gösterir.

Avcı toplayıcı dönemin insanı, üretim aracı olarak sadece keski, sopa gibi şeylere sahipti. Bu üretim araçları, herkesin ulaşabileceği türdendi. Dolayısı ile “bu çağ/1.çağ” Zülkarneyn’in bildiği, yadsımadığı bir üretim tarzıdır.

Diğeri ise, “ayetlerden anlaşıldığı üzere” bakır ve demiri kullananların çağıdır. “Anlaşıldığı üzre; özel mülkiyetin yaygınlaştığı, tarımcı dönemdir.” Yani Kabili dönemdir.

Kur’an’a göre “Kabil(tarlacı dönem) Habil’i(avcı-toplayıcı dönem) öldürmüştür.” O halde Zülkarneyn; bu olaya şahitlik etmiştir. Halen de etmektedir.

Zülkarneyn, kendisine verilen sebep ile; “avcı-toplayıcı toplumu” ileri bir aşamaya geçirmiştir.

Yarın, bu konuyu daha da derinleştirip, son bölümümüzü kaleme alacağım. Orada “Yec’uc ve Mec’uc kavramlarını da açacağız.

Eren ERDEM - 09 Şubat 2013 - Aydınlık

*************************************************

Kur’an’da Zülkarneyn kimdir? (3)

Geldiğimiz yere kadar özetleyelim;

Zülkarneyn (İki zamanın hakimi) 3 yolculuk etmişti. İlkinde cehalete batmış bir toplum, ikincisinde ise “vahye muhatap bir toplum” üçüncüsünde ise, lisanı olmayan ve yec’üc ile mec’üc saldırısına uğrayan bir topluma gitmişti.

Daha sonra “demiri ve bakırı eriterek” yec’üc ve mec’üc saldırılarına karşı, demir ve bakır eritmemiş olan toplumu korumaya almıştı.

Aynı zaman diliminde farklı kültürlerin ve tarihsel aşamaların yaşanması durumu “karn” kelimesine karşılık geliyordu. Yani yeryüzünde “mülksüz yaşayan, kabileler” ile modern çağın kapitalist toplumunun karşı karşıya gelmesi.

Zülkarneyn, “bu iki toplumun da altyapısını, içeriğini biliyordu.” Yani vakıf idi. Ve; “demir ile bakırı kullanmayanların yanında saf tuttu.” Onlara demir ve bakırı kullanmayı öğretti.

*** *** ***
Yec’uc ve Mec’uc kimdir?

Kimilerine göre “Çinlilerdir.” Kimilerine göre “Türklerdir.”

Bazıları, kutuplarda buzların altına gizlendiklerini yazar. İmam Gazali’nin Yec’üc ve mec’üc tasvirleri “ibretliktir.” Aklın hududunu aşan tasvirlere boğulan bu kavramları açıklayalım;

Ye’cüc ve Me’cüc kelimelerinin Arapça olmadığı söylenmektedir. Tıpkı Harut ve Marut gibi “Yunanca” dilinden Arapçaya geçmiştir. Lakin, Arap dilbilimciler; eklemeler yaparak bu kavramları Arapçalaştırmıştır. Buna göre; e’cûc” sözcüğünün “ateşi alevlendirmek, ateş sesi, acı vermek [tuz acısı]” anlamındaki “ecc” kökünden; “ me’cûc” sözcüğünün de “atmak, saçmak” (Lisanü’l Arab, c. 8, s. 204) anlamındaki “mcc” kökünden türediği düşünülebilir.

*** *** ***
İncil’de geçen iki kavram!

Şahsi kanaatimce bu kelimeler “İncil’de geçen iki kavramdan türemiştir.” Bunlar “Gogg ve Magog” kavramlarıdır. İncil’de ilgili bölüme göz atalım;

İncil /Vahiy 20. Bab 7-8:

“Bin yıl dolunca, şeytan zindanından çözülecektir; ve yerin dört köşesinde olan milletleri, Gog ve Magog’u, saptırmak ve onları cenk için bir araya toplamak üzere çıkacaktır. Onların sayısı denizin kumu gibidir.”

İncil’de “Hezeikel, Tekvin ve Vahiy” bölümlerinde geçen bu kavramlar; savaşçı-istilacı iki topluluğu tanımlar. Ateş saçan, istilacı ve savaşçı; ganimet avcısı bu iki toplum “demir kılıçlar ve bakır zırhlar kullanmaktadır.”

Bunlar, “insanlığın mülkünü gasp eden, saldırganlardır.”

Hatta Ye’cûc ve Me’cûc [istilacılar] açıldığı zaman, onlar, yüksek tepeden akın edip çıkarlar.

Ve gerçek vaat yaklaştığı zaman o küfretmiş olan kişilerin gözleri dönüverir: “Eyvah bizlere! Kesinlikle biz bundan gaflet içindeydik. Aslında biz zalim kimseler idik.” (Enbiya/92-97)

*** *** ***
Teknolojisiyle saldırır!

Yüksek tepe; “herkesin görebileceği bir yerden” manasına gelir. Ye’cüc ve Me’cüc; mazlumlara; teknolojisiyle saldırır. Bu “Allah’ın sünnetidir.” Zülkarneyn ise, mazlumların “kendilerini muhafaza edecekleri bilgi ve donanımı aktarır...”

Bugün Ye’cüc ve Me’cüc saldırı halindedir. “Özel mülkiyetçi paradigma” herkesin net biçimde görebileceği bir yerden mütecaviz saldırısını yürütmektedir. Yüksek teknolojisi, demiri ve bakırı (Patriot ve Radarları) ile, derelerden tepelerden boşalırcasına mazlumların tepesine çullanmaktadırlar.

Ve Zülkarneyn’ler de mazlumları “bir araya getirme çabasındadır.”

Bu noktada en kilit ayet şudur;

Laf anlamaz toplum Zülkarneyn’den yardım istemişti. (Onlar [söz anlamaz kavim] dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Şüphesiz Ye’cüc ve Me’cüc bu topraklarda bozgunculardır. Onun için, bizimle onlar arasında bir sedd kılman üzere [şartıyla] sana bir vergi versek olur mu?” (Kehf 94) )

Bu ayette geçen “la yekadune yefkahune kavla” ifadesi; fıkıhsız, anayasasız, devletsiz, nizamsız, mülkiyetsiz, külliyatsız toplum manasına gelir.

Bu toplum Zülkarneyn’den Ye’cüc ve Me’cüc saldırıları karşısında yardım istemiş, zülkarneyn bunu kabul etmiştir.

Bu toplum anlaşıldığı üzre “doğal yaşayan bir toplumdur.” Bir tür “Kızılderili kabilesi misali yaşayan” bu topluma neden saldırılmaktadır?

Çünkü, “özel mülkiyet ile birlikte, eski düzen yıkılmış ve kalıntıları tasfiye edilmeye başlamıştır. Kölelik ve himaye altına alma işleri baş göstermiştir.”

Evet, Ye’cüc ve Me’cüc’ü, Zülkarneyn’i bugün nereye koyacağınızı öğrendiniz. Hayata bakın, bunlar yaşıyor değil mi?

İşte Yaşayan Kur’an...

Esenlikle.

Eren ERDEM - 10 Şubat 2013 - Aydınlık

Nazim Hikmet Iyi Ki Dogdun

Son Yazılar

SP_WEATHER_BREEZY

13°C

Istanbul