T E K E L

1932 yılında kurulan İnhisarlar Genel Müdürlüğü’ne tütün, alkollü içkiler, tuz, barut ve patlayıcı maddelerle ilgili “tek elden idare etme” görevi verilmiştir. Böylece tütün, alkollü içkiler ve tuz 1932, barut ve patlayıcı maddeler 1934, bira 1939, çay ve kahve 1942, kibrit 1946 yılında devlet tekeli altına alınmıştır. Daha sonra kahve 1946, kibrit 1952, barut, patlayıcı maddeler ve bira 1955 yılında “Tekel” kapsamı dışına çıkarılmıştır.

1941 yılından 1983 yılına kadar ticari etkinlikler TEKEL Genel Müdürlüğü olarak yürütülmüş ve bu tarihte Kamu İktisadi Kuruluşu haline getirilmiştir. Şirketin adı        11 Mart 1987 tarihinde  Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş. (TEKEL) olarak değiştirilmiştir. Şirketin, 31.03.2003 tarihinde Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile yeniden yapılandırılmasına karar verilerek, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın 02.06.2003 tarihli kararıyla yeniden yapılandırılmıştır.

TEKEL‘in İçki bölümü, 2004 yılında kasasındaki 230 milyon ABD doları nakit para ve  45 milyon ABD doları değerindeki içkiyle beraber, 292 Milyon ABD dolarına MEY adlı bir ortak girişime (Nurol Holding, Özaltın İnşaat, Limak İnşaat ve TÜTSAB) satılmıştır. MEY ortak girişimi ise 2006 yılında, TEKEL‘in içki bölümünün %92 hissesini, ABD’nin Teksas Pacific Group şirketine yaklaşık üç katı fiyatla, 810 milyon dolara satmıştır.  Özelleştirme sonrasında Ankara, Çanakkale, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Kırıkkale, Ürgüp, Şanlıurfa ve Yozgat içki fabrikaları kapatılmıştır. Bugün üretim yapan sadece 10 fabrika bulunmaktadır. Bu özelleştirme sonucunda işçi işini kaybetmiş, üzüm üreticisi üzümünü satacak fabrika bulamamıştır...

TEKEL‘in Sigara bölümü, 2008 yılında 1 milyar 720 milyon ABD dolarına British American Tobacco‘ya satılmıştır. Satış sonrası Adana, Bitlis, İstanbul, Malatya ve Tokat sigara fabrikaları kapatılmıştır, sadece Ballıca Fabrikası çalışmaktadır. Bu özelleştirme sonucunda tütün üreticisi sayısı yaklaşık 480 binden 190 bine düşmüş, üretim 200 bin tondan 90 bin tona gerilemiş, köylü ve işçi üretim alanlarını yitirmiştir.

Bütün bunların ardından, Özelleştirme Yüksek Kurulu, ülkemiz geneline yayılan 60 Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü‘nün kapatılmasına karar vermiştir. Bu işletmelerde çalışan 12 bin işçiye de, 4-C statüsüne geçmeleri dayatılmaktadır. 4-C statüsünde çalışanlar; yılda 10 ay çalıştırılarak, her yıl 2 ay zorunlu ücretsiz izne ayrılıyor ve her yıl sözleşmeleri yenileniyor. Çalışanların bu 10 ay süresince hiç izin ve rapor almamaları gerekmektedir. 4-C statüsündekiler, 10 ay boyunca düşük ücretle çalışarak, yıllık ortalama asgari ücretten de az maaşla çalışmak zorunda bırakılmaktadırlar..

Yaşanan bu olumsuzluklara direnen TEKEL işçileri, yurdun dört bir yanından Ankara’ya gelmişler ve biber gazı, basınçlı su ve orantısız güç kullanımı ile karşılanmışlardır. Ancak yılmayan işçiler yirmi beş günü aşkın bir süredir soğuğa, yorgunluğa, baskıya karşın iş ve  aş mücadelelerini sürdürmektedirler

Bu onurlu direnişi “ideolojik”  bulanlar, “yatarak para kazanma dönemini kapattık” diyenler, yakın çevrelerinin kısa sürede nasıl zenginleştiğinin hesabını veremeyenlerdir. Ülkeyi pazarlamakla mükellef olduğunu söyleyenler, Reji idaresinden söke söke alınan TEKEL’i, güle oynaya babalar gibi satanlar, sorumluluktan kurtulamayacaklardır.

Başbakan, TEKEL işçilerini ziyaret eden CHP Genel Başkanı’na bilinen üslubuyla  yüklenerek, muhalefet partisinin bu konuyu nasıl siyasete malzeme yaptığını sordu. Aslında başbakanın bu soruyu, yardımcısına sorması gerekir. Ağlamaktan kuruyan gözleriyle ve anlamsız sözleriyle ünlenen yardımcısı 2002 yılında salon toplantısı yapan TEKEL işçilerine şunları söylemişti: “Salonları bırakın, hakkınızı meydanlarda arayın. Ben de sizinle beraber cop yiyeceğim ve hakkınızı beraber arayacağım.”

Ülkemiz çok zor günlerden geçmektedir. Siyasi kriz, ülkenin gündemine kabus gibi çökmüştür. Teğet geçtiği söylenen ekonomik kriz, tüm işletmeleri ve insanlarımızı vurmuştur. İşsizlik, açlık, yoksulluk büyük boyutlara ulaşmıştır. Devletçilik ve halkçılık ilkelerini bırakıp, özelleştirmeciliğe soyunan iktidarların, ülkemizi getirdikleri yer ortadadır. TEKEL işçilerinin haklı eylemi, yıllardır ülkeyi yönetenlerin yanlış kararları ve tutumlarının sonuçlarından biridir. Bu sürece karşı örgütlü olmak, mücadelenin başarılmasındaki en önemli olgudur.

Özelleştirme, sömürgeleştirme anlamına gelmektedir. Kalkınmakta olan hiçbir ülke, özelleştirme yaparak gelişememiştir. Özelleştirmede gelinen süreç, ülkemizin ulusal değerlerinin yitirilmesi, kapatılan fabrikalar, boş kalan tarlalar, işsiz kalan ve yoksullaştırılan insanlarımız kısaca Türkiye‘nin dışa bağımlı duruma getirilmesidir. TEKEL’i özelleştirerek, çok uluslu eller yaratanlar, ülkemizin ulusal değerlerini emperyalist güçlere peşkeş çekenler bunların bedelini mutlaka ödeyeceklerdir..

Suay KARAMAN - 11 Ocak 2010.- Ulus Gazetesi
Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri
http://genclikcephesi.blogspot.com/
Add a comment

Alçaklar, Namussuzlar Üzerine

Hükümetin içeriği belli olmayan ama herkesten destek istediği açılım, bir türlü açılamadan sürekli olarak tartışılmaktadır. İçeriği belli olmayan açılıma, “Amerikan Projesi” diyenler için başbakan “bunu ispat ederlerse her şeye varım. Ama ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar. Bu kadar açık, bu kadar ağır konuşuyorum. Çünkü artık bu kadar iftiraların, bu kadar hakaretlerin altında bu iktidar kalmaz” demişti. Ancak iktidarın nelerin altında kaldığı apaçık ortadadır, üstelik alçaklık ve namussuzluk almış başını gitmektedir.

“İrtica ile mücadele planı” adı verilen ancak aylardır aslı bulunamayan “fetokulli” belge hakkında iktidar ne düşünmektedir?

Askerler için “halkın iradesine karşı plan yapmaktan ne usanıyorlar ne de utanıyorlar” diyen Bolu Valisi göreve devam etmektedir. Devletin işini bırakıp, insanların çişiyle uğraşan Ordu Valisi ise göstermelik olarak merkeze alınmıştır.

Özel belgede sahtecilik suçundan yargılanması gerektiğine karar verilen ve devleti bir trilyon lira zarara sokan Refah Partisi’nin genel başkan yardımcısı, “şüpheli” hakkında neler yapıldı? Bu şüpheli, on üç yıl önceki koalisyon hükümetinde bakanlığı sırasında kişisel harcamalarını kendisine bağlı Türkiye Kalkınma Bankası’na ödettiği için, Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak mahkum olmuştu. Çarptırıldığı tazminat için “ödemem, asla ödemem” diyen şüpheliden bu para yasal faiziyle birlikte icra yoluyla alınmıştı.

Sahte evrak düzenlemekten, resmi evrakta düzeltme yapmaktan, deniz feneri davasının bir numaralı suçlusu olan Zahid Akman, halen RTÜK üyeliğini sürdürmektedir. Akfırat Belediyesi’ndeki rüşvet olayında ve birçok yolsuzluğun yanında TBMM başkanına villa verildiği belirlenmiştir. Başta deniz feneri yolsuzluğu olmak üzere, her türlü yolsuzluktan yolunu bulanlar hakkında, iktidar nasıl bir işlem yapmaktadır?

İsmailağa cemaatine yönelik soruşturmayı başlatan Erzincan Başsavcısı hakkında soruşturma açanlara ve bu olayı görmek istemeyenler için iktidar ne düşünmektedir?

Ekonomik krizin teğet geçtiği aldatmacasıyla tedbir almayarak, ülkenin çok büyük sıkıntılara düşmesine neden olanlar hangi iktidarın üyeleriydi? Delikten süpürülmeyip, kullanılanlar ile bu iktidarın nasıl bir ilişkisi var?

ABD ve AB dayatmaları sonucunda Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmak istenmesi, Ermenistan sınır kapısının açılma girişimleri, KKTC’nin yok edilmek istenmesi, Irak’ın sorunlu durumu, mayınlı arazilerin peşkeş çekilmesi, vatan topraklarının satılması, hukuk dışı uygulamaların çoğalarak sürmesi ve aydınlara zulüm yapılması sorunları, laik toplum düzenini yıkmak girişimleri, cumhuriyetin değerlerine son verme girişimleri, Lozan’ı bırakıp, yeniden Sevr’i hortlatmak girişimleri için “alçaklar, namussuzlar” sözü hafif gelir…

Başbakan alçaklara, namussuzlara atıfta bulunduğu konuşmasında, “Bu iktidar Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarıdır. Herhangi bir ülkenin temsilcisi değildir” demişti. Emperyalist bir devletin büyük işgal planının eş başkanı olmakla övünenler için, “alçaklar, namussuzlar” sözü bir anlam taşımamaktadır.

“Alçaklar, namussuzlar” yerine yüksek karakterli, namuslu insanların yönetime gelmesiyle, tüm ulusalcı güçlerin bilinçli ve örgütlü olmasıyla, ülkemiz bu sıkıntılı süreci aşacaktır. Aydınlık ve güzel günler için aşmak zorundadır.

Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri
Suay Karaman - 5 Ekim 2009.- Ulus Gazetesi

Add a comment

Page 96 of 96

Yazarlar