suay karaman2

Rejim Değiştirilirken...

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması, Türkiye’de rejimin değiştirileceğinin sinyalini vermişti.

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylaması, rejim değişikliğinin onaylanmasıyla sonuçlandı. Halbuki halk oylamasının sonuçlarında büyük şaibeler olmasına karşın, muhalefetin sessiz kalması sonucunda rejimimiz değiştirilmiş oldu.

Şimdi değiştirilen rejimin işlevsiz parlamentosunu ve başkanını seçmek için hızlı, panik içinde ve baskın bir seçime doğru yol alıyoruz. Dolar 4, Euro 5, benzin 6 TL‘nin üzerine çıkmışken, enflasyon %10’ların çok üstüne fırlamışken, işsiz sayısı üç milyonu geçmişken, yoksulluk büyük boyutlara ulaşmışken, fabrikalar kapanırken, ülkemizin tüm varlıkları satılırken, kısaca ekonomi çökmüşken yapılacak bu seçim, her şeyin daha da kötüye gitmesine neden olacaktır. Yargınınsiyasallaştırıldığı, medyanın susturulduğu, bilimsel ve laik eğitime son verildiği, toplumsal barışın ve dostluğun yok edildiği, terörün arttığı, Ege’deki adalarımıza el konulduğu, üretimin durma noktasına geldiği, yolsuzluk, rüşvet ve savurganlığın patladığı, umudun tükendiği, umutsuzluğun tavan yaptığı bir Türkiye’de, yapılacak bu seçimin, ülkemizi daha da belirsiz bir ortama doğru götüreceği görülmektedir. Bu baskın seçimin sonuçları ne olursa olsun, ülkemizi büyük bir siyasi ve ekonomik kriz beklemektedir.

*** *** ***
Seçimleri kazanmak için her türlü olanağı kullanmaktan çekinmeyen AKP yönetimi, MHP ile Cumhur İttifakı yapmıştır. Ancak yine de kazanacaklarından kuşku duymaktadırlar. AKP’nin genel başkanı “CHP demek tezek demektir” derken, geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı da “Çiftlik Bank ile CHP birdir” söyleminde bulunmuştu. Bu söylemler, Cumhur İttifakı’nın milleti bölmenin, kutuplaştırmanın hatta çatışmaya sokmanın açık kanıtıdır. Seçmenler, bu söylemleri değerlendirmelidir.

Cumhurbaşkanı adayı olacağı düşünülen Abdullah Gül’ün evine, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve cumhurbaşkanı danışmanı İbrahim Kalın tarafından helikopterle ziyaret yapılması ve ardından Gül’ün aday olmayacağını açıklaması da, demokrasinin getirildiği noktayı gözler önüne sermektedir.

16 yıldır ülkemize yaptıkları sivil darbeyi “ileri demokrasi” olarak pazarlamaya kalkışanların en büyük şansı, güçlü bir ana muhalefet ile muhalefetin olamamasıdır. Ana muhalefet partisi CHP, seçimlere 55 gün kalmasına karşın, henüz cumhurbaşkanı adayını belirleyememiştir. “Ekmek için Ekmeleddin”de olduğu gibi, hep tutucu çevrelerden, AKP kurucularından Abdullah Gül, Abdüllatif Şener gibi denenmiş ve ne olduğu bilinen adaylar üzerinde durulmaktadır. Yaşadığımız günlerde salt CHP kimliği ile cumhurbaşkanı seçimini kazanmak zor olabilir, adayın büyük çoğunluğu kapsaması gerekmektedir. Ama bunun için ısrarla yanlış isimler üzerinde durmak da hatalıdır.

Büyük çoğunluktan oy alınması isteniyorsa, gösterilecek adayın geçmişi temiz olmalıdır. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, kültürlü, düzeyli, ulusun çıkarlarını koruyan, yurtsever ve makamı dolduracak olgunlukta olması gerekir. Böyle bir aday bulunabilir: üç dönem milletvekilliğinde, Sağlık ve Devlet Bakanlıkları görevlerinde bulunan Rifat Serdaroğlu. Aynı zamanda toplumu bilgilendiren günlük yazılarıyla da AKP’li yöneticilerin ipliklerini pazara çıkaran, çarpık ilişkilerini anlatmaya çalışan aydın ve birikimli bir kişilikten söz ediyoruz. Üstelik CHP yöneticilerinin “Erdoğan’ı en çıldırtacak adayı açıklayacağız” tanımına da son derece uygundur. Ana muhalefet ile diğer muhalefetin bu konuyu ivedilikle düşünmesinde ve gerekeni yapmasında ülkemiz adına büyük yararlar sağlanacağı çok açıktır.

24 Haziran seçimlerinden ülkemizin kurtuluşunu beklemek hayaldir, ancak ülkemizi bugüne getiren AKP yönetiminden kurtulmanın gerçekleşmesi için çalışılmalıdır. Bugün ülkemizde rejim değişikliği yapılmıştır. Parti gözetmeden ulusun tümünü ilgilendiren bu durumun çözümü ise partiler üstü bir anlayışı gerekli kılmaktadır. İşte bu yüzden gösterilecek cumhurbaşkanının kişiliği, kimliği ve duruşu çok önemlidir.

Suay KARAMAN - 30 Nisan 2018

Yazarlar

Clear

23°C

Istanbul