Bayrak

Suay KARAMAN - Yürüyüş!

kilicdaroglu binali2 

Yürüyüş!

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan gazeteci ve CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na, silah yüklü MİT TIR’ları haberleri nedeniyle 25 yıl hapis cezası verildi ve hemen tutuklandı.

Mahkemenin kararında, “devletin gizli kalması gereken bilgileri, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak” gerekçesiyle ceza verildiği bildirildi. Aynı olayda yargılanan iki kişiye ‘devlet sırlarını ifşa’ suçundan ceza verilirken, Enis Berberoğlu’na ‘casusluk suçundan ceza verilmesi, yargının getirildiği durumu gözler önüne sermektedir. Bir hukuk devleti kendi sırlarını açığa çıkaran kişiyi yargılar ve tutuklar; bu normaldir. Ancak ilk akla gelen, kozmik oda olarak bilinen Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nı açanlara da aynı yargının uygulanması gerekirdi. Oysa MİT TIR’larında ısrarla ‘insani yardım malzemesi var’ diyenlerin, bunun nasıl ve ne şekilde devlet sırrı olduğunu açıklamaları gerekmektedir.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanması siyasi bir karardır ve büyük bir adaletsizliktir. Adaletten ve hukuktan yana olanlar, adaletin herkes için aynı uygulanmasını, kim suçluysa onun cezasını çekmesini ister. Uzun yıllardır ülkemizde ne adalet, ne hukuk kaldı; bu bilinen bir gerçektir ama nedense insanlar kendilerine dokunulunca anımsıyor bu kavramları.

Pensilvanya’ya giderek, Fethullah Gülen’in önünde diz çöken, Gülen hastalanınca, telefon edip geçmiş olsun diyen, yakınları öldüğünde başsağlığı mesajları gönderen, cemaat lobisinin gücüyle Hürriyet Gazetesi’ne genel yayın yönetmeni olan Enis Berberoğlu’nun, kontenjandan CHP milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı yapılması enteresandır. Zaten CHP’nin ilkeleriyle örtüşmeyen ve Atatürk Devrimlerini özümsemeyenleri, CHP içine almak ihanetlerin en başta gelenidir. “Türk ordusu Güneydoğu’da işgalcidir” diyen PKK terör örgütünün avukatı, TR 705 kodlu Sezgin Tanrıkulu, “Türkler 1915 yılında soykırım yaptı” diyen Selina Doğan, büyük önderimiz Atatürk’e “kefere” diyen Mehmet Bekaroğlu ve benzerlerini CHP çatısı altına almak, asla kabul edilemez.

“Laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum”, “yargı içinde cemaatçi kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum” söylemleri ve ortaya attığı ‘Yeni CHP’ sözü ile Atatürkçülük ve Altı Ok’un terk edilmek istendiğini vurgulayan, Soros’tan beslenen, Dersimli Kemal, Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine “adalet” yürüyüşü başlatmaya karar verdi ya da verdirildi. “Artık bıçak kemiğe dayandı, ben bu ülkede adalet sağlanıncaya kadar yürüyeceğim” diyen Kılıçdaroğlu, ülkemizin kurucu unsurlarının tasfiyesi sırasında yürüyüş yapamamıştı, rejimi değiştiren 16 Nisan 2017 halk oylamasından sonra sokaklara inememişti ama bir cemaatçi için her şeyi göze almaktadır. CHP’nin imamına sahip çıktığı kadar, Atatürk’e sahip çıkmamıştır.

Milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılırken “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” söylemi ile “Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyeceğiz” diyenler, bugünkü hukuksuzluğu hazırlamışlardı. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülkede, dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek vermek, AKP’ye de, adaletine de, hukukuna da, her durumda güvenmek anlamına gelmektedir ve bugünkü duruma gelmenin asıl nedenlerindendir. Ancak bunu anlamaktan yoksun kişilerle yol almak, yürümek olanaksızdır. Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasında hukuksuzluk olduğu kesindir. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet derken olayın buralara geleceğini göremeyenlerden siyasi partilere yönetici, ufku dar olanlardan da genel başkan olamaz, olmamalıdır.

Yapılan bütün hukuksuzluklara tepki vermek doğrudur ancak bu tepkiyi terör örgütüyle ilgisi olmayan tüm tutuklanan milletvekilleri, subaylar, gazeteciler, akademisyenler, aydınlar için de vermek gerekirdi. O zaman “adalet” pankartıyla yürümeyi düşünemeyenler, Yenikapı ruhu denen safsataya balıklama atlayanlar ve kaçak saraya gidenler halkı kandırmaktadırlar. Yapılanların hepsi bilinçlidir.

Ülkemizde hukuk dışı tutum ve davranışlar alıp başını gitmişken, Ege Denizi’nde adalarımız işgal edilmişken, Kıbrıs Yunanistan’a verilmeye çalışılırken, Katar’a asker gönderilirken, Kerkük’te 25 Eylül 2017 tarihinde halk oylaması yapılıp, bağımsız Kürdistan kurulmak istenirken, ordumuz bitirilmeye çalışılıp, askerlerimiz yemekten zehirlenirken, ülkemiz dört bir yandan sarılıp, toprak talebi gündeme getirilme aşamasındayken, büyük önderimiz Atatürk’e hakaretler yapılırken de “adalet yürüyüşü” yapılması gerekliydi. Ülkemiz bugünkü duruma getirilirken sessiz kalanların, adalet yürüyüşü yapması üzerinde ayrıca düşünülmesi gerekmektedir.

Yapılan bu adalet yürüyüşü desteklenebilir ama birlikte yürünülen insanlara da dikkat etmek gerekir. Bugün CHP yanında adalet için yürüdüğünü ileri sürenler, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak, adaleti yok eden 12 Eylül 2010 anayasa değişiklik paketine evet demişlerdi. AKP eski milletvekili ve Mazlum-Der eski Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsan, Refah Partisi eski milletvekili Merve Kavakçı’nın eşi Cihangir İslam, “Öcalan’ın serbest kaldığını görebileceğimi sanıyorum” diyen Hasan Cemal ve benzerleriyle adalet için yürümek, çelişkidir. Adalet için yürümek, ülkemizin askerine, polisine kurşun sıkanları, ülkemizi bölmek isteyenleri kucaklayanları savunmak değildir. Hem milleti adalet yürüyüşüne çağırıp, hem de “HDP vekilleri için de yürüyoruz” demek, katılımı düşürmeye çalıştığı gibi, emperyalizmin yeni projelerine de kucak açmaktır. Bu yürüyüş, emperyalizmin yeni çözüm sürecini oluşturanların bir araya getirildiği bir eylem haline dönüştürülmek istenmektedir. Bu yapıyla faşizme karşı birlik olalım derken, emperyalist emellere alet olmanın gereği yoktur. Adaletsizlerle adalet yürüyüşü yapmak, yürüyüşe gölge düşüreceği gibi emperyalizmin ekmeğine de yağ sürer. Yanlışlardan, doğru çıkarmak olanaksızdır..

Suay KARAMAN - 19 Haziran 2017

Son Yazılar

«
||
»