dogan yurdakul agzima sokulan tabanca225

Yurda – kul!

Çok öfkeliyim…

Uzun süredir BirGün gazetesindeki ölüm ilanları dikkatimi çekiyor. Her okuduğumda aynı sözü tekrarlıyorum; “ne kadar erken!”

Solcular niye bu kadar çabuk ölmeye başladı?

Kuşkusuz… Kurşun yaraları, işkence tezgahları, uzun hapislik yılları bedenleri yıprattı.

En kötüsü, halkın çoğunluğunun devrimcileri bir türlü sarıp sarmalamasının yarattığı umutsuzluk travması bir kanser gibi ruhları yaraladı!

İşte…

Bağımsızlıkçı-özgürlükçü bir kuşağın yiğit devrimcisi: Doğan Yurdakul 68 Kuşağı'nın yazgısıdır yaşam öyküsü.

“Yurda kul” olmuş bir ailenin evladı…

Kurtuluş Savaşı'na maddi manevi destek veren Sivaslı zengin Muhasebecioğulları'ndan.

Büyük amcası Abidin Bey, Sivas Kongresi üyesi. TBMM'nin ilk döneminden 1950'ye kadar milletvekilli.

Dedesi Rıza Bey, Sivas Kongresi'ne katılanlardan. Daha sonra Sivas Belediye Başkanı.

Her ikisi de “mandacılığa hayır” dedi…

Babası Şefik Bey Cumhuriyet'in ilk kaymakam-valilerinden.

Annesi -ülkeye bürokratlar ve askerler yetiştirmiş, şehitler vermiş Erzurumlu Timurağazade ailesinden- Hidayet Nermin. Adana Kız Muallim Mektebi mezunu, “Çalıkuşu” isimli Cumhuriyet öğretmeni.

Tarih:12 Haziran 1936.

Kocaeli Karasu İlçesi Kaymakamı Şefik Bey ile öğretmen Nermin aşk evliliği yaptı.

Neredeyse Anadolu'nun her yanına gittiler.

Tarih: 10 Haziran 1946

Aydın Bozdoğan'da dünyaya geldi. Adı şu bilinçle verildi:

“Doğan” bebek “yurda kul”dur.

Hep öyle de olacaktı…

O… Çocukları“

Ey kutsal ocak,
bu yurda adanmış hep yoğun varın.
Arkadaş göklerde o parlatacak
ay-yıldız gibi bin bir alnı yarın…”

Doğan Yurdakul….

Ankara Deneme Lisesi marşına ömrünün sonuna kadar bağlı kaldı.

Tam bağımsızlığı şiar edinen 68 Kuşağı'nın saflarına lisede katıldı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1969 yılında bitirdi.

Paris Sorbonne Üniversitesi'nde lisansüstü öğreniminden sonra İsviçre Cenevre'de doktora öğrencisi iken İstanbul'dan haber aldı. Aydınlıkçı'ydı; “tam bağımsız Türkiye” uzun yürüyüşüne katılmak için doktorasını bırakıp yurda döndü.

Görev yeri Söke idi; köylüleri örgütleyip bölge ağasını derdest ederek devrim kıvılcımını çakacaklarına inanıyorlardı! (Köylerde yaşarken habercisi genç yaşta kaybettiğimiz Anayasa Profesörü Prof. Dr. Bülent Tanör idi.)
12 Mart 1971 askeri darbesinde hemen sonra Avşar Köyü'nde yakalandı. Ağır işkence gördü. “Anlat demokratik devrim ne demek!” (Annesi Nermin Hanım, eşinin valilik yaptığı Kocaeli'den beri ailece görüştükleri Başbakan Nihat Erim'in yüzüne oğlunun kanlı giysilerini fırlattı.)

Doğan Yurdakul…

Mamak ve Ulucanlar Cezaevi'nde –Yılmaz Güney gibi– devrimcilerle iki yıl yattı.

12 Eylül 1980…

1970'lerde Vatan ve Aydınlık gazeteleri ile Yankı dergisinde çalıştı.

Yazdığı makaleler nedeniyle aranmaya başlandı. Yurtdışına kaçtı. (Senaryosunu Sırrı Süreyya Önder'in yazdığı “O… Çocukları” filmi Doğan Yurdakul'un kızı Reyhan'ın yurt dışına çıkarılmasından esinlendi.)

Gıyabında 225 yıla mahkum edildi.

Ömrüm yeter mi?

1980'ler…

2000'e Doğru dergisini çıkarıyoruz.

“Çelebi” mahlasıyla biri fıkra yazıyordu. Sonra öğrendim, yazan Paris'te yaşayan Doğan Yurdakul idi.

1980'ler sonunda yurda döndü. Ankara'da Siyah-Beyaz gazetesinde başlayan ortaklığımız “Reis”“Bay Pipo” kitaplarıyla sürdü. Sonra…

Odatv'nin “koordinatörü” oldu. FETÖ kumpasıyla Silivri Cezaevi'ne atıldık. Dostluk zor günlerde belli olur, kardeş olduk. Eşi Güngör'ü bu süreçte kaybetti(k).

Duruşmalarda söylediği gibi, hapisten çıktı ve tekrar yazmaya başladı.

En son geçen hafta konuştuk…

15 gündür sık mailleşiyorduk.

Veba salgını nedeniyle İstanbul'a gelen Fransız Dr. A.Brayer'in iki ciltlik,“Neuf Année a Constantipole” (İstanbul'da Dokuz Yıl) kitabını Türkçe'ye çeviriyordu. Kitaptan “mutlaka okumalısın” diye pasajlar gönderiyordu.

Maillerinin birinin altında şu not vardı: “İkinci cilt veba ile ilgili. Çok fazla tıbbi detay var. Onu bitirmeye ömrüm yeter mi, yetmez mi  bilmiyorum…” Yetmedi.

Çok kızgınım…

Ülkemiz Doğan Yurdakul gibi kendilerini ülkesine-halkına feda eden devrimcileri hiç anlamadı. Anlamaya gayret bile göstermedi. Sadece kötüledi.

Yurdakullar isteseler düzene uyup, acı çekmeden refah hayat sürerdi. Ama. “Yurda kul” olmayı ülkü edindiler.

Karşılıksız sevgiydi halka duydukları.

Bu koşulsuz adanmışlık her seferinde şiddet gördü. Oysa.

Bırakın silahı-külahı Doğan Yurdakul yaşamı boyunca kimseye kötü söz etmedi. Hep çalıştı; yazdı, yazdı, yazdı.

“Halk gerçekleri öğrensin” diye tehlikeli konuları araştırıp yazdı.

Romanlar yazdı. Makaleler yazdı. Çeviriler yaptı…

Tıpkı dedesi, amcası, babası, annesi, eniştesi Doğan Avcıoğlu gibi bu ülke için didindi durdu; yılmadan “mandacılığa hayır” dedi.

Sonunda… İnsan yüreği dayanamadı.

Biliyorum:

İnsanın gücü, sabır ve zamandan oluşur.

Ve fakat…

Bu ülke- bu halk ne zaman bilecek öz evlatlarının kıymetini?

Çok öfkeliyim…

Vasatlığa, kalitesizliğe, ve değer bilmezliğe…

Soner YALÇIN – 05 Eylül 2017 - Sözcü

Yazarlar

Partly cloudy

8°C

Istanbul