Dünya Yahudi lobisini kızdıran başkanlara ne olur?

Amerika, anti-Semitist olmakla suçlanabilecek en son ülke. Ancak pek çok Yahudi, Amerika’nın şimdiki başkanı hakkında aynı şeyi düşünmüyor. İsrail’de yapılan son ankete göre Obama’nın İsrail yanlısı olduğunu düşünenlerin oranı %6’da kalıyor; Obama’yı anti-Semitistlik’le suçlayanlar bile var.

Amerika-İsrail ittifakından çok çekmiş bir Ortadoğu ülkesinde yaşayan bizler için bu, anlaşılması zor bir tablo olabilir. Ancak, İsrail’in, pek çok Amerikalı’nın gözünde dahi, şımarık bir çocuk olduğunu unutmamak gerekiyor. Bill Clinton’ın, Netanyahu için söylediği sözü anımsayalım:

“Netanyahu, süper güç olanın kendisi olduğunu sanıyor.” (Juan Cole, 18.05.2009, Global Americana Institute)

İsrail’i bugünkü İsrail yapan, yaşamasını ve yayılmasını sağlayan Amerika da olsa, İsrail’in kendisini Amerika’dan daha büyük, daha yetkin, daha haklı gördüğü bir sır değil. Elbette, İsrailliler’in bu bakış açısının altında, bir ölçüde, Amerika’nın yönetiminde Yahudi lobisinin en etkili unsur olması yatıyor.

Amerika ile İsrail’in Ortadoğu’daki taktikleri örtüştüğünde, İsrail’in bu bakış açısı herhangi bir sorun yaratmıyor çünkü görünür olmuyor. Ancak Amerika ile İsrail’in, Ortadoğu’daki kısa vadeli hedefleri bir süredir örtüşmüyor.

İsrail, İran’ın öncelikli hedef olarak belirlenmesini istiyor. Bir yanda Irak’ta, bir yanda da Afganistan ve Pakistan’da mücadele veren Amerika ise, şu anda İran’a saldırmanın hem Rusya’yı, hem Çin’i, hem Araplar’ı karşısına almak demek olduğunu biliyor. Gürcistan’daki zaferinin ardından, Amerika’nın artık ipteki tek cambaz olmadığını gösteren Rusya, İran’a silah satmakla kalmıyor; Çin’le birlikte, İsrail’e olası bir İran saldırısına girişmesi durumunda III. Dünya Savaşı’nı başlatacağı ültimatomunu veriyor.

Araplar’ı ve Rusya’yı İran’dan uzaklaştırmadan, herhangi bir İran saldırısının başarı şansı bulunmuyor.

Obama’nın İsrail-Filistin görüşmelerine bu denli önem vermesinin ardında da bu yatıyor. Arap Devletleri’ni İran’dan uzaklaştırmanın ve uzun vadede İsrail’i tanımalarının yolunun bu görüşmelerden geçtiğine inanıyor.

Hem İran ve Filistin’e yaklaşımıyla, hem de Arap devletlerini İran’ın etkisinden uzaklaştırmak adına da olsa İslam dünyasına gönderdiği ılımlı mesajlarla Obama’nın, İsrailliler’i ve radikal Yahudiler’i kızdırmasında elbette şaşılacak bir şey yok.

Mesele, Obama’nın İsrail’i ne denli sinirlendirdiği ve İsrail’in Amerika’nın dış siyaset önceliklerinin kendisininkiyle “harfiyen” örtüşmediğinde ne denli tahammülsüz olabildiği…

Kısa süre önce Obama’nın doğum yeri, Amerika’daki önemli tartışma konularından biri haline geldi. Obama doğum yerinin Hawai olduğunu söylüyor; California savcısı Orly Taitz’in başını çektiği aşırı sağcı bir grup ise Obama’nın Kenya doğumlu olduğu iddiasında. Hawai değil de, Kenya doğumlu olduğu ispatlanabilirse, Obama’nın başkanlığının düşmesi söz konusu çünkü ABD yasaları uyarınca ancak başkanın Amerika doğumlu olması zorunluluğu var.

Bu haber, ne Türk ne de Amerikan okurları açısından yeni. Birincisi, bu tartışma ilk kez gündeme gelmiyor. Obama’nın adaylık dönemi de aynı tartışmanın sahnelendiği bir dönem olmuştu; Obama’nın Kenya doğumlu olduğunu söyleyenler o dönemde iddialarını ispatlayamadılar. İkincisi, yeniden gündeme geldiğinde Türk medyası da bu haberi kamuoyuna aktardı. Ama haberin, Türk medyasının aktarmadığı bir boyutu daha var:

Obama’nın doğum yerinin yeniden tartışmaya açılmasının ardında İsrail hükümetinin yattığı iddia ediliyor.

İddiayı gündeme getiren, ünlü araştırmacı-yazar Wayne Madsen. Madsen, doğum yeri tartışmasını yeniden canlandıran Orly Taitz’in, Obama’nın Kenya’da doğduğuna dair sahte bir belge öne sürdükten iki gün sonra Tel-Aviv’de görüldüğünü, Likud Partisi’ne ve kendisi gibi Moldovalı olan Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’a çok yakın olduğunu söylüyor. Netanyahu hükümetinin, Amerika’nın İsrail-Filistin görüşmeleri çerçevesinde Yahudi yerleşimlerin durdurulması konusunda sıkıştırılmaktan yorulduğunu eklemeyi de unutmuyor. Amerika’nın yerleşimlerin durdurulması yönündeki baskısı, Netanyahu’yu yalnızca dış politikada değil, iç politikada da zorluyor; muhalifleri, yeri geldiğinde son derece sert açıklamalar yapmaktan çekinmeyen Netanyahu’yu, bu konuda Amerika’ya karşı fazla yumuşak davranmakla suçluyor.

Wayne Madsen’ın, Obama’nın doğum yeri tartışmasının ardında İsrail parmağı araması hiç de şaşırtıcı değil. Obama’nın, İsrail’e bağlılık yemini eden, Fox televizyonu sahibi Rupert Murdoch’la da başı dertte.

Rupert Murdoch’un genel olarak Demokrat Parti’ye, özelde de Obama’ya başından beri mesafeli durduğuna kuşku yok. Ancak, Obama’nın başkanlık koltuğuna oturmasının ardından Murdoch’un sahibi olduğu Wall Street Journal ve Fox News, Obama’yla geçici bir barış yapmıştı. Son dönemde, Obama’nın İsrail’in gittikçe daha fazla damarına basan politikaları, bu geçici barışı toptan bozmuş görünüyor. Murdoch, yeniden, Obama’nın ekonomi politikasının nahif, genel çizgisinin ise Amerika açısından tehlikeli olduğunu söylemeye başladı; Fox News’ın Obama’ya bakışı da bu doğrultuda “ayar” aldı.

Odatv okurları Murdoch’ın bizdeki Fox TV’nin de sahibi olduğunu biliyor. Davos kahramanı Erdoğan parodileriyle yeni Olacak O Kadar’ın Fox TV’de kabul görmesi sizce tesadüf müdür?


Deniz Hakyemez

25 Ağustos 2009

Odatv.com

2

Add a comment

Başbakan Erdoğan neden hoşnutsuzdu

30 AĞUSTOS Zafer Bayramı törenleri tüm yurtta coşkuyla kutlandı. Bölünme endişeleri arasında geçmişe nazaran daha güçlü ve tok bir sesle kutlanan büyük bayramımızın en önemli durağı olan Ankara AKM’deki törenlerde ise çok ilginç bir görüntü gözüme takıldı. Devlet erkânı tam takım halinde törenleri büyük bir heyecanla takip ederken Türk yıldızlarının şovları herkesi büyüledi. Bir kişiyi hariç, Başbakan Erdoğan’ı...

Org. Başbuğ şovları büyük bir heyecanla takip ederken Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ise diliyle yaptığı mimiklerle şovlardan etkilendiğini belli etti. AKP’li bakanlar da uçak ve helikopterlerin şovlarını çevreleriyle konuşarak ilgiyle takip ettiler. Deniz Baykal ise şovları pürdikkat ve heyecanı gözlerinden okunur bir şekilde eşi ile izledi. Fakat Başbakan Erdoğan’ın şovlardaki tepkisizliği ilginçti. Hiçbir mimik hareketi göstermeden ve asık suratla Türk yıldızlarını izlemesine hayret ettim. Sanki geçit töreninde şov yapan askerler bizim askerlerimiz değil de düşman askeri ya da işgal kuvvetleriydi!

Bir Türk vatandaşı olarak Başbakan’ın bu törenleri şevkle ve gururla izlediğini yüzünden ve mimiklerinden anlamak, görmek isterdim. Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız ve muhalefet partileri liderlerinin yüzlerindeki mutluluğu ve heyecanı Tayyip Erdoğan’ın yüzünde görememek ve hatta hoşnutsuzmuş izlenimi edinmem Zafer Bayramı’nda görmekten mutsuz olduğum tek kareydi.
Ozan AYHAN (yalcin BAYER)

Add a comment

Avukat Turgut Kazan, müvekkili olan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in, ''başlattığı 2 ayrı soruşturma nedeniyle baskı altında olduğunu'' iddia etti.

Kazan, İstanbul Barosu'nda düzenlediği basın toplantısında, ''46 yıllık meslek hayatında ilk kez bir Cumhuriyet Başsavcısı'nın müdafiliğini üstlenmek durumunda kaldığını'' ifade ederek, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in yaşadığı sorunların başlattığı 2 soruşturmadan kaynaklandığını öne sürdü.

Kazan, şöyle konuştu:

''Adalet Bakanlığının tutumu basit bir yanlışlık ve uğranılan mağduriyet kişisel bir mağduriyet sayılmaz. Tüm yargıç ve savcılara yönelik bir tehdit ve sindirme örneği ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu örnek demokrasi ve hukuk devleti açısından çok önemlidir. Mutlaka bilinmesi, doğru değerlendirilmesi ve tepki gösterilmesi gerekir. Çünkü bağımsız yargı ve iyi işleyen bir yargı demokrasinin güvencesidir. Yürütmenin yargıya müdahalesi bu güvenceyi öldürür.''

Müvekkilinin, Erzincan'da TCK'nın 220. maddesi kapsamında 2 ayrı soruşturma başlattığını hatırlatan Kazan, sözlerine şöyle devam etti:

''Bunlardan biri 'İsmail Ağa Cemaati', diğeri 'Fethullah Gülen' grubuyla ilgili. Elbet, bu cemaat ve gruplara yüklenen eylemleri tartışmak bizim görevimiz değil. Suç oluşmuyorsa, savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir, dava açılmışsa yargılama yapılır, tüm sanıklar aklanır. Bu soruşturmada gizlilik ihlal edildiği gibi, soruşturmayı engelleyici bir yol da izlenmiştir.''

''İki soruşturmayı başlatan müvekkiline 3 ayrı disiplin soruşturması açılarak gözdağı verilmeye çalışıldığını'' savunan Kazan, ''soruşturma ile birlikte müvekkilinin dinlemeye alındığının anlaşıldığını, ayrıca dışarıya karşı müvekkilinin 'Andıççıdır' ve 'Ergenekoncudur' diye kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını'' öne sürdü.

Turgut Kazan, müvekkilinin İdil Savcısı iken 1999 yılında faili meçhul cinayetlerle ilgili Adalet Bakanlığı'na yazdığı 5 sayfalık metni basın mensuplarına dağıtarak, ''Faili meçhul cinayetlerle ilgili bu kadar duyarlılık göstermiş bir savcıya 'Ergenekoncudur' demeleri haksızlıktır. Müvekkilim, kendisini 'andıçcı' sayan değerlendirmeleri reddederken, andıç belgesi denilen tarihsiz fotokopinin, Erzincan soruşturmalarına karşı 'korunma-savunma' amacıyla yaratılmış bir tertip olduğunun düşünülmesini öneriyorum'' dedi.

Kazan, müvekkilinin, yargıya yönelik baskılara karşı dün Adalet Bakanlığı'na 2, Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı'na bir başvuru yaptığını, gerekirse konuyu AİHM'ne kadar götüreceklerini de söyledi. (A.A)

Add a comment

Son Yazılar