Bu da küresel ‘sadaka’
ABD ve AB’den ’kamuoyu oluşturma faaliyeti’ yürüten vakıflara para yağıyor. Milli direnci kırarak, ’teslimiyete hazır bir toplum’ yaratmayı amaçlayan emperyalist sponsorlar Türkiye’de sadece siyasal değil, kültürel hareketleri de yönetiyor.                                      
Yeni bir çağa girdik...

’Emperyalist devletler, sömürgeleştirmek istedikleri ülkeleri artık topla tüfekle değil, kitle iletişim araçlarıyla, fikirlerle işgal ediyor... Coğrafyalar değil, kültürler, bedenler değil, zihinler tecavüze uğruyor. Belki kolun bacağın birbirinden ayrılmıyor ama dünün bugününden koparılıyor...’ Bu anlama gelebilecek sayısız cümle kurduk. Ama çoğu kez en iyi bildiğimizi atladık. İşgale kültürü oluşturan unsurlarda zaafiyet yaratılmasıyla başlanması gerçekten yeni bir yöntem miydi? Osmanlı, misyonerler ile tarikatların ittifakı sayesinde yıkılmadı mı? Ali Kemal’ler kadar Hasan Tahsin’ler olmasaydı Kurtuluş Savaşı kazanılabilir miydi? ’10 yılda 15 milyon genç’ nasıl yaratılabildi? Irak’ta ’ülkü birliği’ olsaydı sonuç bu olur muydu?
Emperyalizmin, ’istila taktiklerinde farklılaşma’ya gittiği muhakkak. Ancak ’top ve tüfek kullanmadan, ruhsal kölelik yaratıyor’ demek yeterli değil. Çünkü Irak’ı, Bosna’yı, Kosova’yı gördük biz.
Küresel gözü doymazlar sadece ruhumu ne yapsın? Ruhum ona toprağımın, suyumun, enerji kaynaklarımın, sınırlarımın kilidini açabilmesi için araç. Ruhumu ele geçirdikten sonra her yanımı kanırtacak. Topuyla, tankıyla, füzesiyle, bombasıyla, insansız uçağıyla, çuvalıyla, işkencecisiye bölecek beni.

Beş koca yılda bir pabuç

Madem bizi ’ikna odaları’na kapatıyorlar. Bize düşen onlara duymak istemediklerini, yani bu ülkede hala ’ilk ayakkabıyı fırlatmak için beş yıl beklemeyecek’ gazeteciler olduğunu göstermek!
Biz nasıl işgali tecrübe ettiysek,  onlar da direnişi tecrübe etti. Onun için bu kez mümkün mertebe ’görünmez adam’lar olmaya özen gösteriyorlar. Galeyansız, öfkesiz, sinirleri alınmışçasına tepkisiz, sinsi ve güleçler... 
Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nün faaliyetlerinden sıkça bahsediyoruz. Ne yapıyordu ünlü ’darbe sponsoru’? 
Vakıflar ağı aracılığıyla sivil toplum kuruluşlarına para akıtıyordu.Peki bu kuruluşlar bu paralarla ne yapıyordu?
Kamuoyu oluşturuyordu!
Ne için?
Dayatılacak sömürgeci talepleri kabullenmeleri için!
Bunca TESEV sansasyonunun arasında, aynı ekip ve fonlarca desteklenen Anadolu Kültür A.Ş.’ye ilgi ve alaka borcumuzu bu yazıyla ödüyoruz(!)
Soros’dan fon alan yapılanmalarla dirsek teması halindeki Anadolu Kültür A.Ş., Türkiye’yi yeni bir yola sokan AKP’nin iktidar olduğu sene, 2002’de kuruldu. Kâr amacı gütmeden şirketleşti(!) Faaliyet takvimi ile AKP’nin TBMM’den geçirmeye çalıştığı AB’ye uyum paketleri arasında anlamlı bir paralellik var.
Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala kuruluş amaçlarını, “Merkeziyetçi kültür politikalarına alternatifler yaratmak” olarak tanımlıyor. AKP de, benzeri fikirlerini Yerel Yönetim Reformu adı altında Meclise taşımış, üniter yapıdan eyalet sistemine geçişe zemin hazırlayacağı gerekçesiyle konu çok tartışılmıştı.

Patronları: Yerli SOROS
Kızıl Milyarder olarak da anılan Kavala’nın yönettiği Anadolu Kültür A.Ş., yabancı fonlarla ‘sanat’ yapıyor
Anadolu Kültür’ün patronu Osman Kavala yıllarca ’kızıl milyarder’ olarak anıldı. Sıkı bir sosyalist olmakla birlikte, kapitalizmin bütün nimetlerinden faydalananlardan. Kavala’nın tanınmışlığı iş dünyasıyla sınırlı değil. ’Yerli Soros’ şanını babasının hayrına vermediler. Servetinin, statüsünün aileden kalma olduğu düşünülürse, Kavala’nın ’emek harcayarak kazandığı tek unvan’ın bu olduğunu bile söyleyebiliriz.
Osman Kavala; 1980’den sonra “askeri yönetimin, siyaseti topluma çok gören tavrının ciddi bir sorunu işaret ettiği fikrinde, 1980 öncesinde de Türkiye’nin düzeni ile sorunu olmuş insanlar” tarafından kurulan, “Türkler 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni kesti” diyen Orhan Pamuk’un kitapları ile evrenselleşen İletişim Yayınları’nın finansörü...
Osman Kavala; Darphane binalarına çöreklenen, ders kitaplarının ’milli’ ifadelerden arındırılması için canını dişine takan Tarih Vakfı’nın sponsoru...
Osman Kavala; Soros’un kurduğu, merkezi New York’da bulunan Açık Toplum Ensitüsü’nün Danışma Kurulu Üyesi (2001-2006)...Osman Kavala; TESEV’in Yönetim Kurulu Üyesi...Osman Kavala; AB ile bütünleşme, azınlık hakları, çok kültürlülük gibi konularda çalışan, Mazlumder’e de dahil olmuş Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi...
Osman Kavala; Birgün’ün ilk sendelediğinde elinden tutan finansör...
Haliyle
Osman Kavala; sosyo-politik çevrelerde, sanat ortamında, medyada, sivil toplumda sadece popüler değil oldukça yönlendirici de bir isim.
1957 Paris doğumlu, Robert Koleji ve Manchester Üniversitesi eğitimlerinden sonra, babası Mehmet Kavala’nın ölümüyle ‘işin başına’ geçen Osman Kavala’nın son durağı Anadolu Kültür A.Ş.
Bakmayın bu kadar farklı kurum, kuruluş adına; hepsi hemen hemen aynı kadro tarafından kurulmuş ve yönetilmekte:
Murat Belge, Ümit Fırat, Nebahat Akkoç, Ümit Kıvanç, Can Paker, Nadire Mater, Neşe Düzel, Orhan Pamuk, Eyüp Can...
Bu isimlerin son dönemde sık sık görüldüğü diğer adres de Taraf Gazetesi.
Osman Kavala ve ‘sivil çalışma arkadaşları’nın şahsında otaya çıkan tablo şu: Türkiye’de demokratikleşme, insan hakları, sivil toplum, diyalog, kimlik gibi başlıklar alında bir çıngar mı çıktı?
Taşı kaldırınca karşılaşacağımız muhtemel isimler soldan sağa, sağdan sola hep aynı!

Türkiye, kültürel savaş alanı

Yeniçağ, ‘yabancı vakıfların Türkiye’ye bir yılda aktardığı para miktarının 40 milyar doları bulduğu’ haberini 6 Ocak günü manşetten duyurdu. Konuyla ilgili açıklama yapan CHP Mersin Milletvekili İsa Gök’ün vurguladığı gibi ‘CIA’nın üniversite ve vakıflara açıktan para ödeyerek, kendi kamuoyunu oluşturmayı amaçlayan raporlar hazırlatması’nın yardımseverlik olduğuna inanmak safdillik olmaz mı?
Türkiye’ye fon verenlerin başını Yahudi Soros çekerken, en çok fon alan vakıflar arasında bölücülükle suçlanan
Osman Baydemir, Akın Birdal ve Selahattin Demirtaş gibi isimlerce kurulan Türkiye İnsan Hakları Vakfı var.
Hep aynı senaryo

Yapım yılı: 1998 Slovakya, 1999 Hırvatistan, 2000 Sırbistan, 2003 Gürcistan, 2004 Ukrayna...  Yönetmen: George Soros!
Başroller: Amerikan prensleri... Yardımcı roller: Açık Toplum Enstitüsü, Marshall Fonu, Westminister Demokrasi Vakfı, taraf medya....
Gürcistan’da Eduard Şevardnadze’nin yanına monte edilen Mihail Saakaşvili, tecrübeli lider “Bölgemiz etnik ve dini farklılıklardan dolayı dinamit kutusuna benzer;dikkat” uyarıları yaparak, batının dayatmacı kararlarına karşı çıkmaya başladığında muhalefetin liderliğini üstlendi. Seçimler, Gürcistan’a insan hakları, özgürlük, demokrasi sloganlarıyla yerleşen Açık Toplum Enstitüsü, Soros destekli Rustavi 2 TV, Sırbistan’dan transfer edilen profesyonel devrimciler (ABD  büyükelçisi R. Miles, Özgürlük Enstitüsü, CeSID...) aracılığıyla sabote edildi. Seçimlere hile karıştırıldığı gerekçesiyle halk galeyana getirildi ve Saakaşvili devlet başkanlığı koltuğuna oturdu.Saakaşvili gibi, ABD’deki biat seremonisinin ardından ‘prens’ ilan edilen Viktor Yuşçenko da devlet başkanlığına benzer bir süreçten geçerek geldi. Yuşçenko’nun siyasal pazarlaması da çok dramatik oldu. Zehirlendiği, kısa süre sonra öleceği söyleniyordu... Yuşçenko bugün hâlâ yaşıyor ve Ukrayna Devlet Başkanı sıfatıyla Anti-Sorosçu muhaliflerini sindirmeye çalışıyor.
Sırbistan’da CeSID, Ukrayna’da Uluslararası Rönesans Vakfı, Gürcistan’da Açık Toplum Tiflis Şubesi’nin yürüttüğü “demokrasi” faaliyetlerinin Türkiye üssü neresidir? Gürcistan’da Kmara, Ukrayna’da Pora’nın Türkiyede’ki karşılığı olan sokak galeyancı ‘sivil’ gençlik örgütü hangisidir? Türkiye’de, Sırbistan’da B92 radyosu, Gürcistan’da Rustavi-2 televizyonu, Ukrayna’da Kanal 5’in misyonundan taraf gazete-televizyon veya radyo varmıdır?


YENİÇAĞ GAZETESİ
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/

Add a comment

Başbakan Erdoğan, Erbil’e başkonsolosluk açacaklarını ilan etti. Başbakan’ın ilanı birkaç nedenle büyük önem taşıyor.
Öncelikle, herkes Erbil’e “konsolosluk” açarken, bir tek AKP hükümeti “başkonsolosluk” açıyor. Bunun özel bir anlamı var!
Cumhurbaşkanı Gül’ün “Kürdistan”ı ilk defa telaffuz etmesinin üzerinden geçen bu 6 ay içinde, Ankara adım adım ABD’nin  kurduğu Kürt Devleti' ini tanımayı sürdürdü. Barzani’ye “devlet” başkanı sıfatı verildi; “bölge hükümeti” ile resmi görüşmeler yapıldı! Bir yandan da “Kürt açılımı” yapılarak, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı için içeride taşlar döşendi.
Bu arada Başbakan’ın “başkonsolosluk” ilanının yeni olmadığının da altını çizelim. Başbakan Erdoğan, iktidarı öncesinde Atlantik ötesinden tasarlanan bir sürecin aşamalarını adım adım uygulamakla mükellef! (Ki eşbaşkanı olduğunu övgüyle dile getirdiği BOP, bunu gerektiriyor)
Örneğin, Ankara’nın Erbil’e “baş” konsolosluk açacağı aslında 7 yıl önce saptandı; geçen yıl da tebliğ edildi:
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi, Bağdat Büyükelçimiz Derya Kanbay’ı 17 Mart 2008 günü makamında kabul eder ve Türkiye’nin Basra ve Erbil’de konsolosluk açmak istemesinden büyük memnuniyet duyduklarını söyler! (19 Mart 2008 günlü gazeteler)
Ki bu beyanın iki hafta öncesinde Talabani, Irak Cumhurbaşkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Gül’ü ziyaret etmiş ve plan yürürlülüğe konmuştu!
Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın Erbil’e “baş”konsolosluk açma ilanlı konuşmasında, “Kuzey Irak yönetimiyle de irtibatlarımızı çok farklı bir şekilde geliştireceğiz” dediğinin altını özellikle çizelim ve 5 yıl öncesine dönelim:
“ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” (15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek)
Erbil’e “baş”konsolosluk açacağını ilan eden Başbakan Erdoğan, eşbaşkanı da olduğu ABD’nin Büyük Ortadoğu Planı içerisinde Diyarbakır’ı acaba nereye merkez yapacak?

 

Mehmet Ali Güller

Odatv.com

21 Eylül 2009 Add a comment
Maliye Bakanlığı, bankaların menkul kıymet yatırım fonları işlemlerinden alınması gereken vergiler konusunda geriye doğru af getirdi. Bu aftan asıl büyük faydayı ise, AKP yöneticileri elde etmiş oldular. Zira AKP 2002 yılında iktidara gelir gelmez, Citibank'ın 3 milyar dolara yakın vergi borcunu, hiçbir yasal dayanağı olmadan bir kalemde silmişti.

 

Maliye Bakanlığı, yazılı bir açıklama yaparak, 2008 yılında bankaların 190 milyar lira tutarındaki matrah farkının 178 milyarının yasayla affedildiğini bildirdi. Maliye Bakanlığı, söz konusu yasayla, bankaların menkul kıymet yatırım fonları işlemlerinden alınması gereken vergiler konusunda da, geriye doğru af getirdi.       18 Şubat 2009 tarihinde Meclis'in çıkardığı 5838 Sayılı Yasaya eklenen geçici maddede şöyle denildi: 

 

"MENKUL KIYMET YATIRIM FONLARININ SERMAYE PİYASALARINDA YAPTIKLARI İŞLEMLERLE İLGİLİ OLARAK, BU MADDENİN YÜRÜRLÜĞE GİRDİĞİ TARİHTEN ÖNCEKİ DÖNEMLER İÇİN BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİ TARHİYATI YAPILMAZ, DAHA ÖNCE YAPILAN TARHİYATLARDAN VAZGEÇİLİR." 

 

Böylece, sermaye piyasası işlemlerinden elde ettikleri gelirleri Maliye'ye bildirmeyen bankalar, "geriye dönük" olarak affedilmiş oldu. 

Ancak bu aftan asıl büyük faydayı, AKP yöneticileri elde etmiş oluyorlar. 

Zira 7 yıl önce AKP iktidara gelir gelmez, 23 Aralık 2002 tarihli bir kararla

Citibank'ın 3 milyar dolara yakın vergi borcunu, hiçbir yasal dayanağı olmadan bir kalemde silmişti. İşçi Partisi 2007 yılında bu suçu açığa çıkardı. İşçi Partisi, Başbakan Tayip Erdoğan ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

 

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 6 Haziran 2007 tarihli basın toplantısında Citibank skandalını açıklarken şöyle konuşmuştu: 

 

"CİTİBANK'A 3 MİLYAR DOLAR ÇIKAR SAĞLAMAK KARŞILIĞINDA ALINAN KOMİSYON NEDİR? TARİH, BU BORCU SİLME SÖZÜNÜN SEÇİMDEN ÖNCE VERİLDİĞİNİ DÜŞÜNDÜRÜYOR. BU DURUM, 'ACABA SEÇİM ÖNCESİNDE BİR MENFAAT Mİ SAĞLANDI' SORUSUNU DA GÜNDEME GETİRİYOR."

 

Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, Citibank olayı patlak verince, önce vergi cezasını sıfırlamanın yasal olduğunu savunmuş, daha sonra durumu kurtarmak için, düzenlenen raporun hatalı olduğu iddiasına sığınmıştı. 

 

İşte,18 Şubat 2009 tarihinde çıkarılan af yasası, AKP Hükümetinin "rapor hatalıydı" iddiasına sığınarak suçu Maliye denetçilerinin üzerine atmasını sağlayacak nitelikte bir yasa.

 

2002 yılında Citibank'ın 3 milyarlık vergi borcunu hiçbir yasal dayanağı olmadan bir kalemde silen AKP Hükümeti, 7 yıl sonra Doğan Grubuna 4 milyar lira vergi "saldı".

 

Pazar, 20 Eylül 2009

http://ulusalkanal.com.tr/

Add a comment

Son Yazılar