elazig-valisiElazığ Valisi Fethullahçı

Fethullah Gülen’e soruyorlar:

“İslam’ın özellikle bazı bölgelere ulaşmasında müslüman tâcirlerin gayretleri de düşünülürse, mesajımızın dünyanın her yanına taşınmasında ve öz değerlerimizin âleme tanıtılmasında günümüzün iş adamlarına neler düşmektedir? Hem dünya hem de ukbâ pazarında muvaffak olabilmek için bir tâcirin öncelikle hangi hususlara dikkat etmesi gerekmektedir?”

Gülen bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

Add a comment

Devamını oku...

Abdullah GÜL Hangi Gazetecileri Sevmiyor, Kimlerden Nefret Ediyor?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başbakanlığı döneminde başdanışmanlığı görevini yapan Ahmet Takan, avazturk.com haber sitesinde çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Takan yazısında, Abdullah Gül’ün sevmediği ve hatta nefret ettiği medya mensuplarını kaleme aldı.

İşte “Abdullah Gül’ün Sevmediği Medya Organı Hangisi?” başlıklı o yazı:

"Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Hindistan’dan vurunca canhıraş bir kavga başladı.

Ama bu kavga medya boyutunda devam ediyor. Tayyipgillerle, Gülcüler, köşelerinden, ekranlarından birbirlerine yaylım ateşi açıyor. Daha öncede yazmıştım; medya üzerinden devlet başkanlığı çarpışmasını.

Siz deyin “2.Cumhuriyet”, ben diyeyim, ” Neo-Osmanlı”, kavganın adı “ilk devlet başkanı kim olacak?” Neyse hafta sonu rahat okuyun diye ben size işin başka boyutundan bir şeyler anlatayım.

2002’de AKP’de Abdullah Gül’ün teklifi üzerine medya başkanı olduğumda Tayyip Erdoğan’ı da yakından tanıma imkânım oldu. AKP’de ilk göreve başladığımda Abdullah Gül’ün benden çok garip bir isteği olmuştu.

Bir gün odasında otururken , “Yahu Ahmet! Akşam gazetesinde iki yazar var. Biri Nuray Başaran diğeri Güler Kömürcü. Devamlı aleyhimizde yazıyorlar. Bunları nasıl sustururuz?” Benim için bu pek hayret edilmeyecek bir husustu.

Çünkü bizim meslek de böyle operasyonlar çok yapılır.

Kendisine üç yol gösterdim;

1’ncisi; o yazarlarla diyalog kurup kendilerini aksine ikna etmek,
2’ncisi;yazılarında eğer yalan, hakaret ve iftira varsa hukuki yollara başvurmak,
3’ncüsü;patronaj çapında baskı kurmak.

Bana tercihimi sorduğunda ben ilk iki yolu önerdim. Gazeteciyi patrona şikâyet etmenin diğer gazeteciler içinde çok alerjik olduğunu anlattım biraz da eleştiriyi hazmetmenin gerekliliğinin üstünde durdum.

Ama Abdullah Gül, üçüncü şıkkı tercih etti ve direk Mehmet Emin Karamehmet’i arayarak bu iki yazardan dolayı şikâyetini dile getirdi ve işten atılması gerektiklerini ima etti.

Daha seçim yapılmamış ve AKP tek başına iktidar olmamıştı oldukça irite olduğum bu konuşmanın arkasından Karamehmet “gereğini” yapmadı.

Zaman içinde olanları zaten biliyorsunuz. Güler Kömürcü Ergenokon’un tutuksuz sanığı bir yerde yazamıyor. Nuray Başaran Akşam gazetesinden sonra birkaç deneme yaptı ama tutturamadı, şimdi bir yerel gazetede yazıyor.

Buraya nereden mi geldim? Abdullah Gül’de, Tayyip Erdoğan da muhalif gazetecileri hiç sevmezler.

Abdullah Gül sahte gülücükler ile bunu göstermese de Tayyip Erdoğan çok belli eder. Hatta açıktan adamın ocağına incir ağacı eker. Gül ise işi çaktırmadan halletmeyi sever.

AKP iktidarının ilk günleriydi. Her yerden Erdoğan ve Gül’e televizyon programı, gazete röportajı teklifleri yağıyordu.

O zamanlar daha işin başı ve gerekli düzenlemeler yapılmadığı için, revaçta olan 2 isim vardı. Taha Akyol ile Fehmi Koru. İster televizyon programı olsun ister gazete yazısı her ikisinin de eline sorular önceden verilir.

Hatta TV programları sırasında biraz ipin ucu kaçırılırsa reklam aralarında ayar edilirlerdi.

İktidarın ileriki yıllarında zaten her türlü düzenlemeler geçmişteki iktidarlara ders verircesine! yapıldı. Kim kimin taraftarı diye bir daha burada yazmanın manası yok. Zaten taraftarlar kendilerini gizlemiyorlar ki.

Tayyip Erdoğan’ın hiç hazzetmediği gazeteci Ertuğrul Özkök’tü. İsmini bile duymak istemezdi.

Gelelim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e.

Onun en çok çekindiği gazete Milli Gazete idi. Hele orada yazan iki-üç isim var (kendilerini yakından tanıdığım ve çok saygı duyduğum ve üzülmemeleri için isimlerini vermeyeceğim) onlardan nefretle bahsederdi.

Ama dedim ya Gül, böyle konularda, Erdoğan’dan daha akıllıdır. Başbakanlığının ilk günlerinden itibaren basın toplantıları için tek şey tembih ederdi , “aman Milli gazeteyi çağırmayı unutmayın ve mutlaka katılımını sağlayın”.

Abdullah Gül’ün bu korku ve nefretini hissettirmeden onları aktivitelere çağırırdık ama nafile. Onlarda herhalde “Erbakan Hocaya ihanet ettiği” için olsa gerek davetlere pek itibar etmezlerdi.

Fakat çok garip bir şey, aynı partinin adamı hatta Genel Başkanı olmasına rağmen Tayyip Erdoğan’ın her faaliyetine koşa koşa gelirler ve Erdoğan’a müthiş iltifat ederlerdi. Abdullah Gül, buna da için için pek kızardı.

Bir keresinde Abdullah Gül’ün başbakanlıkta yaptığı basın toplantısına tüm ısrarlarıma rağmen katılmamışlardı. Gül, gelmediklerini duyunca telefonla Milli Gazete’den hatırının geçebildiği bir ismi bizzat aramış ve muhabir gelene kadar basın toplantısına başlamamıştı.

Bu ısrarcılığının nedenini sorduğumda ise bana “Ahmet bana en çok zarar bunlardan gelir “ demişti.

Dedim ya Abdullah Gül, medya operasyonlarında hep akılcılığı ön planda tutar.

Bunun en çarpıcı örneği ise kendisine TSK içinden yazılı ve sözlü bilgi getiren bir ismi çok önemli bir medya kurumuna genel müdür yapmasıdır.

Tayyip Erdoğan, her anlamda daha duygusaldır. Onun için kendisine bağlılık ve hatta hemşehrilik daha önde gelir. Şimdi savaş yazılarını okurken, işe bir de bu boyuttan bakın."

15.02.2010 - Odatv.com

Add a comment

Bir Amerikalı Obama'ya Haykırıyor  “Türkiye Tehlikede”

10 yıldır İstanbul’da yaşayan Amerikan asıllı Türk vatandaşı Prof. Dr. James (Cem) Ryan ABD Başkanı Obama’ya bir mektup yazdı. Hiçbir satırına dokunmadan yayınlıyoruz…

Add a comment

Devamını oku...

Son Yazılar