HSYK  Tarikatçı Özel Yetkili Erzurum Savcılarını Görevden Aldı

Erzurum Başsavcısı'na suç duyurusu

HSYK, (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) Erzurum özel yetkili Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın, CMK'nın 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Gür, Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına oy çokluğu ile karar verdi.

Add a comment

Devamını oku...

Tayyip Özel Örgütü (Gestapo)

Yolsuzlukları araştırmak için, iç güvenlik örgütlerinin tümünden seçilen uzmanlarla özel örgüt kuruldu. Başbakan Erdoğan defalarca "Yolsuzluğun damarına girdik" dedi ama "nasıl" olduğunu söylemedi. Cevabı, Ankara'daki yeni organizasyonda. Bu organizasyon, İçişleri ve Adalet bakanlarının bilgisi dahilinde, doğrudan Başbakan'a bağlı. Meclis'in çok yakınında gizli bir karargâhta görev yapan bu organizasyonda bütün "iç güvenlik birimleri"nden, yolsuzluk uzmanı ekipler bir araya getirildi. Hepsi beş yıldır bu tür dosyalar üzerinde çalışıp operasyon yapan uzmanlar. Meclis'te kurulacak Yüce Divan komisyonlarının ardından, bu organizasyon kilit konuma gelecek.

Başbakan'ın söyleyemediği

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan birkaç kez "yolsuzluğun damarına girdik" dedi ama... Hiçbir ayrıntı vermedi.. Bu konuda sorulan sorulara da "bekleyin" demekle yetindi?.. Neden?

Araştırdık.

Ve gördük ki Ankara'da, yolsuzlukları araştırma konusunda, TBMM'deki komisyonun dışında bir başka organizasyon daha var.

Doğrudan Başbakan'a bağlı bir organizasyon. İçişleri ve Adalet Bakanları'nın bilgileri dahilinde.

Bütün "iç güvenlik birimleri" de bu organizasyonun içinde.

Çalışmalar gizli. Çalışmaları yürütenler ise

En az beş yıldır yolsuzluk dosyaları üzerinde çalışan, operasyonel yeteneği yüksek, tribünlere oynamayan bir takım.

Bu işlerin yürütüldüğü karargaha gelince

O da gizli.

Bir bakanlık binası değil.

Ankara'nın göbeğinde, fakat "gözlerden uzak, kulaklara kapalı, dış etkilenmelerden arındırılmış, TBMM'ye yürüme mesafesinde" bir yer.


****

AK Parti ve CHP "yolsuzlukla mücadele" diyerek, seçmenden oy aldılar.

365'lik iktidar, halkın bu konudaki beklentisini biliyor.

Ayrıca, AB sürecinin de bir parçası olan bu konunun "üstüne üstüne gitmek" istiyor.

Böylece bir taşla birkaç kuş birden vurulabilecek. Topluma, yolsuzlukla mücadelede tavizsiz politika ve siyasi kararlılık mesajı verilirken...

AK Parti'nin en yakın rakibi konumunda görünen siyasi organizasyonun pozisyonu da, yasal süreçle değiştirilecek. (Cem Uzan ve Genç Parti olayı)

Tabii bu arada (önümüzdeki yasama yılında) Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun raporu istikametinde bazı "Soruşturma Komisyonları" kurulacak.

Ve Meclis'in gündemine "Kimleri Yüce Divan'a gönderelim" oylaması gelecek.

Bütün bunlar, hükümetin "Temiz Türkiye, temiz siyaset" hedefinin gerektirdiği adımlar.

Ama bu hedefe yürünen zemin siyaset zemini... TBMM zemini.

Zeminin kayganlığı hedef sapmalarını doğurabilir.

Bu yönde bazı şüpheler doğdu bile.

Onun içindir ki...

"TBMM dışında... Başbakan'ın orkestra şefliğindeki bir organizasyonda... Yargıdan, güvenlikten ve ekonomik birimlerdeki uzmanlardan oluşan bir takımla" hızlı bir çalışma yürütülüyor.

Bu organizasyonun önünde "sır kavramı" diye bir engel de yok.

****

Geçtiğimiz haftalarda yargıda ve emniyette bazı atamalar oldu. Ama yolsuzlukların kalbine inme organizasyonunda görev alan personele dokunulmadı.

"Dokunulmama olayı" da Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu tarafından sağlandı.

****

Organizasyon bir denizaltı gibi, sessiz ve derinden yol alıyor.

Operasyon liderleri takım disiplinine ve gizliliğe riayet ediyor.

Çalışmalar çok yönlü.

Örneğin "Önemli bir şahsiyet (siyasetçi değil), yurtdışından, üç yıl boyunca mal getirmiş."

Gümrük kayıtlarında görünen mal ile, Türkiye'ye giren mal birbirinden farklı.

Devletin kaybı yüzlerce trilyon.

****

Bu organizasyonun çalışmaları belli bir noktaya geldikten sonra, iki ayrı düğmeye aynı anda basılacak.

Bazı kişiler, doğrudan yargıya gönderilecek.

Bazı kişilerle ilgili olarak da Yüce Divan kapısının aralanması için TBMM'ye başvuru süreci işletilecek.

****

Siyasi kararlılık, etkileme gayretlerine kapalılık, devletin tüm tepe kurumlarının aynı takım içinde çalışması, bu organizasyonun başarı şansını artırıyor.

Ama risk faktörü de yok değil.

Organizasyon eğer

1. Kişisel ve kurumsal intikama, hesaplaşmaya yönelirse...

2. Organizasyonun siyaset ayağı, bu işten, yaklaşan yerel seçimler için rant elde etmeye kalkarsa...

3. Ve şu ana kadar perdenin arkasında kalmaya özen gösterenlerin içinde şov yapmaya, kahraman olmaya yeltenenler çıkarsa...

Bir çuval incir berbat ediliverir.


Yavuz DONAT - 11.07.2003 - Sabah

http://www.guncelmeydan.com/pano/

Add a comment

Bir Milli Güvenlik Sorusu : "Erdoğan"'ın Servetini Kim Yönetiyor ?

Avrupa ; derin bir skandalla çalkalanıyor. Aslında son iki senedir arka planda pişen bir skandal bu.

Gizlilik yasaları ile ünlü bir bankacılık sektörüne sahip İsviçre'nin bankalarındaki gizli hesapları içeren bir CD için yürütülen pazarlık bir çok insanı uykusuz bırakacak cinsten. Almanya; içerisinde İsviçre bankalarında gizli hesapları bulunan kişilerin listesinin bulunduğu CD için 3.4 milyon dolar ödemeye hazırlanıyor.

Almanya'nın bu CD'ye bu kadar büyük bir meblağ ödemeye hazırlanmasının sebebi, bu CD'deki kişilerin İsviçre'deki bankalardaki servetleri üzerinden alma imkanına kavuşacağı 400 milyon dolar ek vergi. Dolayısı ile; İsviçre'de hesap açtırarak Alman vergi yasalarından kaçmayı umanlar bugünlerde hayli telaşlı.

Raporlar yaklaşık 100.000 Alman'ın İsviçre'de gizli hesabı bulunduğu ve bunların toplamının 31 milyar dolara ulaştığı yönünde.

Bu CD'deki hesapların hangi bankalara ait olabileceği konusunda spekülasyonlar mevcut. Tahminler Credit Suisse, UBS ve HSBC üzerinde yoğunlaşmış durumda.

Aslında bu CD olayı ilk değil.

Almanların gizli hesapları CD'sinin ortaya çıkmasından bir kaç ay önce de, Fransa hükümeti HSBC 'ye dair verileri içeren bir CD'yi ele geçirmişti. 3000 müşteriye ait özel bilgileri içeren bu CD, eski bir HSBC çalışanı tarafından Fransızlara iletilmişti.

2008 yılına geri döndüğümüzde ise; Almanların, bu sefer Liechtenstein bankalarındaki binlerce müşteri verisini satın alıp, bunlar üzerinden vergi çalışmalarına başladığını hatırlıyoruz.

Son yıllarda Avrupa politikasında bu derinlerdeki fırtınanın, Türkiye üzerindeki etkisi hiç bir şekilde gündeme gelmedi. Halbuki; uluslararası bazı bankalardaki çok özel hesapların Almanya ve Fransa gibi ülkelerin eline geçtiği haberinin, bir çok araştırmacı gazeteciyi tetiklemesi lazım. Kaldıysa tabi.

İstihbarat görmek isteyen için hayli açık.

Hatırlarsınız geçenlerde; Fransa Devlet Başkanı Sarkozy'nin Erdoğan'a, serveti ile ilgili imalı bir çıkışta bulunduğunu yayınlamıştık. (Bkz. Çok zenginleştiniz Mösyö )

Erdoğan bu tarz imalara alışık. Başbakanlığının daha ilk günlerinde Rahmi Koç; "her şeyi biliyoruz" mesajını bir gazeteciye verdiği röportajda araya sıkıştırdığı şu cümle ile vermişti:

"Tayyip Bey'in 1 milyar doları olduğu söyleniyor"

Bu servet söylentileri, 8 senelik bir iktidar pastası keyfinden önceydi. Ne Aycell'ler Aria ile birleştirilip Avea yapılmış (Berlusconi dostluğunun tohumlarının atıldığı özel satış) , ne yandaşlara özelleştirme rantları dağıtılmış, ne Lübnan'da Telekom balayılarına çıkılmış, ne Çamlıca sırtlarında villalar alınmıştı.

Sarkozy'nin Tayyip Erdoğan'a yaptığı dokundurma ile Rahmi Koç'un dokundurması 8 yıl arayla geldi ama mesaj aynıydı.

"Servetini biliyoruz"

Normal şartlarda servet suç değildir.

Başbakan'ının 8 sene önce 1 milyar doları, bugünlerde ise çok daha fazlasına sahip olma ihtimali sizi rahatsız etmeyebilir. Bu tarz konulara Mehmet  Metiner'in, Erdoğan'ı ne yapsa savunan tülbengahlığı ile yaklaşıp, "olabilir, ne var bunda?" tepkisi verebilirsiniz.

Ülkenizin Başbakanlığını yapan kişinin milyarlarca doları olması etik ve hatta bazen kriminal bir sorundur.

Fakat Başbakanınızın bu servetinin Sarkozy gibi bir küresel palyoçunun diline pelesenk olması bir "milli güvenlik" sorunudur ve bu günlerde Avrupa'da istihbarat servislerinin elinde dolaşan özel CD'lerle bağlantılı ele alınmalıdır.

Son günlerde ; küresel finans şebekelerin kontrolündeki dev bankalardaki gizli hesapların çeşitli istihbarat servislerinin elinde oyuncak olduğu yukarıda belirttiğimiz haberlerden aşikar.

Tayyip Erdoğan'ın da bu ülkenin görüp göreceği en şaibesiz başbakan olmadığı da herkesin malumu.

Maliye Bakanı Unakıtan'ın ani istifası ve "ortadan kayboluşu" ile ilgili iddialarla yanyana konulduğunda ve daha seneler öncesinden, Üzeyir Garih'in rahle-i tedrisatından / rahle-i ihalelerinden geçen Erdoğan'ın Koç'un iddiaları karşısındaki suskunluğu hatırlanıldığında; birilerinin Erdoğan'ın serveti ile ilgili çok hassas bilgileri elinde tutmadığını varsayamayız.

Erdoğan'ın bu durumda tek sigortası; bugün istihbarat servislerine meze olan bu özel CD'lerde varsa sadece kendi isminin olmayabileceği.

Cumhurbaşkanlığı sürecinde medyada bir gazete köşesinde kaynayan ilginç bir bilgi; Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı adayını öncelikle Londra'daki finans çevreleri ile paylaştığı yönündeydi.

Türkiye'yi gibi küresel çapta dolara en yüksek faizi vererek borçlanan bir ülkenin Başbakanının küresel finans tröstleri tarafından nasıl el üstünde tutulduğu sır değil. (Erdoğan'ın küresel finans tröstleri ile muhabbetini hatırlamak için bkz. Monaco'da gerçekleşen Avrupa Kredi Konferansı ) 

Bu finans tröstlerinin özel bankalarının özel servetleri yönetmedeki maharetleri ise bugünlerde ortaya saçılan CD'lerle lekelenmiş durumda.

Bu tablo karşısında; varsa, bir araştırmacı gazetecinin şunları sormasında fayda var :
1) Erdoğan'ın kişisel serveti, Koç'un 1 milyar dolar olduğunu söylediği 8 sene öncesinden bu yana ne kadar arttı?

2) Belediye günlerinde nispeten yönetilebilir olan bu servet; hangi dönemden sonra ancak küresel finans araçlarının labirentleri üzerinden yönetilebilir ve yönlendirilebilinir bir büyüklüğe kavuştu?

3) Bugüne kadar çok farklı kaynaklardan dile getirilen Erdoğan'ın servetini yöneten bir uluslararası banka var mı?

4) Son günlerde Avrupa'da elden ele dolaşan CD'ler içerisindeki özel verilerde bu bankaya dair veriler bulunuyor mu?

5) Bu CD'lerde Türkiye'den hangi isimlerin verisi de mevcut? Erdoğan bunlardan biri mi?

6) Birileri CD'ler yeralan Türkiye'deki bazı isimlere şantaj yapıyor mu?

Ülkemizin Başbakanının, artık Çamlıca'daki villalarından bile gözle görülür hale gelen servetinin ; Sarkozy ve Merkel'in gözle görülebilir küstah tavırlarından da anlaşılabileceği üzere bir şantaj unsuru haline gelmesi durumu ; bu servetin nasıl elde edildiği sorusundan daha önemli bir sorun haline gelmiştir.

Mehmet Metiner'i  bile kaygılandırması gereken bir sorundur bu.

16.02.2010 - Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/

Add a comment

Son Yazılar