Fonculara rapor verirken Hatay fişleniyor mu?..
Yerel Kültür Politikaları için Kapasite Geliştirme Projesi çerçevesinde, şehirde alınan nefes bile fon veren yabancı kuruluşlara rapor edilecek
Hatay, Anadolu Kültür’ün pilot şehirleri Diyarbakır ve Kars’tan sonra en değer verdiği projelerden birine ev sahipliği yapacak. Burası da, diğer iki şehir gibi etnik çeşitliliği ile öne çıkıyor.
Milattan önce 100 bine giden buluntulara ulaşılan Hatay’da Araplar, Türkler ve Ermeniler sahip oldukları alevi, sünni, ortodoks, hristiyan, maruni ve musevi inançlarıyla mozaikçilerin iştahını kabartıyor. Hristiyanların ’hac’yeri
kabul ettiği ve dünyanın en eski mağara kiliselerinden biri olarak da ilgi çekici bir özeeliğe sahip olan Saint Pierre Kilisesi her yıl 29 Haziran’da Katolik Kilisesi’nin geleneksel ayinine de ev sahipliği yapıyor.
Hatay ile sanatın kesiştiği en önemli nokta kuşkusuz Hatay Arkeoloji Müzesi. Burası alanında dünyanın ikinci büyük müzesi sayılıyor.
Şehre sanat götürenlerin öncelikli tercihi neden buraya yatırım yapmak yerine, binyıllardır temsil ettikleri farklı dil, din ve ırklarla, tarihin çeşitli dönemlerinden taşıdıkları izlerle kendilerine has bir ’birlikte yaşama modeli’oluşturarak, şimdi şehirlerinde ’medeniyet buluşturma’ya çalışanların fersah fersah önüne geçmiş bir şehrin insanlarının ’kapasite’siyle uğraşıyor olabilirler?

Burada uygulanan ’Yerel Kültür Politikaları İçin Kapasite Geliştirme Projesi’yle ilgili dışarıya yansıyan bilgilerden, bu çalışmanın popüler ifade ile bir fişleme çalışması olduğunu düşündüm. Bilgi Üniversitesi ve Avrupa Kültür Vakfı işbirliği ile yürütülen ve üç yıl sürecek proje kapsamında sivil toplum kuruluşları, gençler, kadınlar, üniversite, kamu, yerel yönetimler gibi farklı statüdeki gruplar ve cemaatlerle ayrı ayrı toplantılar yapılacak. Bu toplantılar da Antakya’nın kimliği konuşulacak ve bu kimliği yaşatacak ’eylem planları’ yapılacak. Bu süreçte atılan her adım, söylenen her söz, yapılan her hareket, her cemaat, her isim, her gelenek kayıt altına alınacak. Ciddi bir envantere dönüşecek bu bilgiler, ’verdikleri paranın karşılığını alıp alamayacaklarını görsünler diye’ fon veren kuruluşlara raporlanacak. Böylelikle gerek ABD, gerek AB’nin elinde Türkiye’nin, dil, din, ırk esaslarında kaşınabilir bölgelerine ait kapsamlı bir ’data’oluşturulacak.

Açılışı Tayyip Erdoğan tarafından yapılan, organizesi Hatay Valiliği, Müftülük ve Evrensel Değerleri Koruma Derneği tarafından yürütülen Medeniyetler Buluşması’na Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, Türkiye Musevileri Hahambaşı Rav İzak Haleva, Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu katılarak, Katoliklerin ruhani lideri Papa 16. Benedict de yolladığı mesajla destek vermişti. Etkinlik sadece muhalefeti değil, “Hatay Vatikanlaştırıldığı”nı düşünen AKP’lileri de kızdırmıştı. AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen, “Önce Kürt sorunu söylemi, arkasından Ermeni oyunu, şimdi de din olayları. ToplantıyıAB finanse ediyormuş. Niye yapıyor bunu? Fakir öğrencilere yardım yapıyor ve dinlerini değiştiriyorlar. Misyonerlik çalışması Hatay‘da artıyor.‘ diyerek kaygılarını dile getirmişti. Hatay’ın Türkiye’ye dahil olduğunu tanımayan AB tarafından bilinçli olarak üyelik sürecinin içine çekilmek istendiğini yazanların sayısı da az değildi.” Buluşmaya tepki gösterenler sert polis müdahalesiyle karşılaşmıştı.

Vatikanlaştırılıyor tepkisi Bilgi Üniversitesi
Boğaziçi Üniversitesinde yapılacakken mahkeme kararı ile durdurulan Osmanlı Ermenileri Konferansı’na gönüllü olarak ev sahipliği yapmıştı.

Diyarbakır Sanat Merkezi’nin internet faaliyetlerini de yine gönüllü olarak yürütüyor. Birçok öğretim üyesi ve idarecisi, Soros’un desteklediği TESEV’de ve Açık Toplum Vakfı’nda görev aldı, alıyor...
Avrupa Kültür Vakfı

Merkezi Amsterdam’da. Europist kuruluşu ve Anna Lindh Vakfı’yla bağlantılı. Maksadı, Avrupa’nın bütünleşme süreci için kültürel işbirliği.
Düşünce Ufkunu Geliştirme Programı vasıtasıyla AB’nin komşularıyla da çalışma yapıyor. Türkiye projelerinde mahalli düzeyde katılımcı politika oluşturmayı canlandırmayı hedefliyor.

Cüretkâr, davetkâr olmuş

Şinasi Haznedar, Çanakkale’deki sanatsal çalışmalarına, Anadolu Kültür’ü çağırarak başladı
Canakkale’de Anadolu Kültür’den ’etkinlik talep
eden’ kişi tesadüfe bakın ki Kültür Müdürü Şinasi Haznedar!
Hani “kıçlarına cop sokan anlayış...”  diye köşe yazıları kaleme alan entelektüel zat var dı ya...
Anadolu Kültür AŞ’nin Çanakkale’deki en büyük destekçisi olan Haznedar hakkında fikir sahibi olmak isteyenler için devletin, siyasetin, medyanın, yargının, TSK’nın çeşitli kademelerini hedef alan bu satırların okunması kafi olacaktır: “Cumhuriyet, tek tip bir vatandaş, yeni bir ulus inşası, yeni bir dil,  hatta resmi bir din ve inanç inşası projesiydi. Kemalist terör örgütü, Atatürk ilke ve inkılaplarının savunucusu bir gazeteye bomba attırıyor...  Baykal’ı izlerken utandım. En sosyal demokrat CHP en devlet gibi davranan, en askerci olmadı mı?  Van savcısı Ferhat Sarıkaya meslekten men edildiğinde 100 bin kişi Adalet Bakanlığı önüne yığabildik mi? Ergenekon heryere kon diye bir zamanlar arkadaşlarının kıçlarına cop sokan anlayışların 2008 uantılarına kol kanat germeye ’sürekli faşizm’ mühendisliğine su taşımaya devam ettiler. 7 defa darbe görüp 8 defa şamar oğlanı pozisyonunda devleti idare ettiğini sanan zat..”
Yeniçağ’ın konunun TBMM’ye taşınmasını sağlayan yayınlarından da hatırlayabileceğiniz gibi jeoloji mühendisi olan Şinasi Haznedar farklı kademelerde memuriyetten sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri’nin
Trabzon İl Müdürlüğü’nde çalışmış, Van’a yapılan tayini ’psikolojik bozukluk yaşadığına dair’ doktor raporuyla durdurulmuştu.

Bu olaydan sonra İstanbul Köy Hizmetleri Müdürlüğü’ne atanan Haznedar, kurum kapatılınca Büyükşehir Belediyesi’ne geçiş yaptı. Haznedar Dinlerarası Diyalog çalışmalarıyla dikkat çeken II. Cumhuriyetçi Empati Grubu’nun kurucuları arasında yer almışt, çalışmaları Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar, Mustafa Karaalioğlu gibi isimlerce takdirle karşılanmıştı. KESK’in dönem başkanlığını da yapan Haznedar’ın Trabzon’daki yerel gazeteler için kaleme aldığı yazılar, MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla Öcalan’ın yaşam hakkının takipçisi olacağını ilan etmesi, anlayışının ne olduğunu gösteriyor.
Haznedar, şimdi şehitler diyarı Çanakkale’de, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından atandığı Kültür Müdürlüğü koltuğunda yerli Soros’ların etkinliklerini ’devlet adına’ destekliyor.

Bitirirken; Okurdan gelen yorum ve tespitler böyleydi
Küresel güçlerin medya, siyaset ve sivil toplumdaki işbirlikçileri ile birlikte özel gündemler oluşturarak Türkiye’yi teslimiyete alıştırdıkları sürekli üzerine yazdığımız bir konuydu.
‘Sanatı İstanbul’un dışına çıkarmak istiyoruz’ diyerek, başta Soros’un TESEV’i olmak üzere, ABD ve AB’den fon alanların ilk iş olarak Diyarbakır, Kars ve Hatay’da ‘kültürel çıkarma’ yapmasından huylanmıştık. Yapılan faaliyetler, bu faaliyetleri detekleyen ve yürütenlerin kimliği ve gidilen yerlerin özelliklerine dair küçük bilgiler topladık. Parçaları birleştiridiğinizde sizde kendinizi “Sivil Örümceğin Ağında” hissetmiş olabilirsiniz. O ağı çırpınarak parçalayamayacağınızı unutmayın. Bu kuşatmayı yarmanın tek yolu, binyıllardır oluşturduğunuz güçlü gövdenizden koparılmak istenen parçaların ‘kangren’li olmadığına inanmak ve kesip atmak isteyenlere boyun eğmemek. Kürdü, Ermenisi, Rumu, Çerkezi, Lazı, Gürcüsü... Hitit’i, Urartu’su, Fenike’si... Romas’sı, Selçuklu’su, Osmanlı’sı...
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ait olan, onun öncesinde de binlerce yıl Türk beylik, devlet ve imparatorluklarının hakimiyetinde kalan bu topraklardan gelip geçmiş, bu topraklarda konaklamış sayısız kültür var, ama o kültürlerin adlarının biliniyor, izlerinin görülüyor olması bile gerçek bir Türk mucizesi değil mi?

Beş gün boyunca, birbirine eklesek kitap olacak nitelikte yorumlarla sağladığınız katkı için sağolun. Hepsini olmasa da, genel fikri özetleyen, hiç olmazsa birkaç satırı bütün Yeniçağ okurları adına paylaşmayı borç biliyorum:
“Böyle iktidara böyle sivil toplum yakışır. Gırnatayı yıkıp binlerce müslümanı kazığa oturtan Ferdanand ile Elizabeth’in torunu Jose Luis Rodriguez Zapatero’nun medeniyetiyle bu kadar olur. Haçlı siyonist bayrağının arkasında “orada bir de minare olacaktı” diye aranıp dururlar.”
Selvi Gürel

“Kars Sanat Merkezi’nin düzenlediği birçok etkinliğe katıldım. Basıt sınır meselelesi konusunu hep hocalarımızın hümanizmine bağlamıştım. Refleksimizi kırabileceği konusunda uyarıya ihtiyacımız varmış. Teşekkürler.”
Saffet Arslan

“Neyin sanatını götürüyorlar diye sormuştunuz ya; ben ‘başkaldırı’nın diyorum.”
Melike Aysan

“Boşuna dememişler, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyeim. Bana fon verenini söyle, sana misyonunu söyleyeyim durumu bu da.”
Ahmet Gündoğdu

BİTTİ
YENİÇAĞ GAZETESİ
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/

Add a comment
Kars’ta Türk-Ermeni diyaloğunu geliştirmek için öne çıkarılan anlayış
Basit sınır meseleleri bunları boş verin
Doğu’ya sanat götürenler 22 bin kişiye yaşadıkları şehrin ‘mozaik’ olduğunu anlattılar.Yurtdışından alınan fonlarla İstanbul’dan sanat götürülen ikinci şehir Kars. Kars Sanat Merkezi “Türkiye, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’için kültürel etkileşimin merkezi” olması için kuruldu. Etkileyen kim, etkilenen kim olacak orası fonlayanların takdirine emanet.
Gürcistan malum bir Soroszede.

Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan, hem acıları yaşayanlar, hem yaşatanlar, hem de bu acılardan etkilenenler ve şahitler olarak ’soykırım’ tanımı konusunda ihtilahlı taraflar...
Kars projesini yürütenlerin gözünde burası “bembeyaz bir Rus kenti”. “Caddelerinde hala Rus ve Ermeni etkileri taşıyan, kiliseleri, katedralleri, Anisi ile bir mozaik”.
Hem de öyle lezzetli bir mozaik ki, methini duyan tadına bakmaya koşuyor.
Kars Sanat Merkezi’nin açılışına otuz yedi ülkenin Türkiye büyükelçileri birlikte katıldı. Türkiye’de diplomatik temsilin bu derece güçlü olduğu bir başka sivil toplum kuruluşu etkinliği olmuş mudur?
Kars’ı bunca ülkenin ’çekim alanı’ kapsamına sokan nedir?
Ülkemin, kendini sanata feda eden, Türkiye’de gönüllü, Avrupa’da maaşlıları, 81 ilden neden ülkenin en doğu ucunu seçtiler acaba?
Anadolu Kültür’ün
Kars faaliyetlerinin en büyük destekçisi İl Belediyesi. Bunun dışında Ka-Mer ve Rotary Kulübü de Kars’taki faaliyetlerin arkasında duruyor. Şehirde sadece iki sezonda 25 sergi, 22 konser, 13 tiyatro gösterisi, 14 söyleşi, 12 atölye çalışması aracılığıyla 22 bin 637 kişiye ulaştılar.
Kars-Kafkas insiyatifi ile Gül’ün ’futbol diplomasisi’ ve liberal aydınların ’soykırım anıtı önü hissiyatı’ nağmelerinden çok önce ’normalleşme’ye adım attılar.

Kars projesinde görev alan Kubilay Özmen ele geçirdikleri insan potansiyeline gerekçe olarak “insanların basit sınır meseleleri yüzünden birbirlerine düşman olmalarını beklemek safça olur” ifadesini kullanıyor.  Bu cümle bile, Anadolu Kültür sorumluları ve gönüllülerinin o ’sınır meseleleri yüzünden her gün şehit veren ülkeleri’ne ne kadar yabancı olduklarını gösteriyor.

Çok kültürlülük’ kullanılıyor
Kars’ta Türkler tarafından bin yıldır korunan binalar, gibi şehrin etnik yapısı da
‘ayrıştırma aracı’ olarak kullanılıyor

Kars sadece Türk kültüründen soyutladıkları mimari mirası ile değil demoğrafik yapısıyla da çekici geliyor.

Şehirde Türk, Kürt, Azeri, Terekeme, Türkmen, Tat, Çerkes, Rus ve Almanlar birarada yaşıyor. Bu nüfus Şii, Sünni ve Hristiyan inancına sahip kişilerden oluşuyor. Bu çeşitlilik, yeni etnik kimlikler yaratmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat.
Şehirde hem etnik kimlik hem de azınlık kimliği yaratmak için yeterli malzeme olduğuna kanaat getirenler, ‘çokkkültürlülük’ kavramını kullanıyor. 
Prof. Dr. Mustafa Erkal “Çokkültürlülük küreselleşmenin ideolojisidir; farklılıkların kutsallaştırılmasıdır. Dıştan kumandalı bazı sözde sivil toplum kuruluşları da küreselleşmenin paralı askerleridir. Önü açılmış milli devletler bu tuzağa düşürülerek milli direnç yok edilmeye, vatandaşlık şuuru zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Etnik ve mezhep tuzağı Cumhuriyetin önüne dikilmiştir.

“Mozaik” ve “Türkiyelilik” yakıştırmaları Anadolu’da hâkim kültürü ve Türk kimliğini reddetmenin başka adıdır. Etniklik biyolojik değil; kültürel değerlere ve unsurlara bağlıdır. Dil grupları etnikliğin tek göstergesi değildir. Milliyet ve etniklik karıştırılmaktadır. Her etniklik milliyetle ifade edilmemektedir. Hâkim kültür reddedilerek varsa farklılıkların bütünü zenginleştireceği ileri sürülemez.” diyor.
Bu sözler kültürel faaliyet adı altında işgal edilen
Kars’ın içinden geçtiği sürecin özetidir.

Kar’alamıştı
“Türkler 1 milyon Kürt ve Ermeniyi öldürdü” diyen Nobel’li Orhan Pamuk’un Kar romanı Kars’ta geçiyordu. Pamuk’un deyimiyle bu etnik ve politik bir kitaptı.
Kars insanının yapısını, ilişkilerini Avrupalı gözüyle anlatan Pamuk, dünyaya istediği malzemeyi cömertçe sunmuştu. Ne de olsa bu topraklar, kendi kızlarını bile intihara sürükleyen yobaz ve barbarlara aitti. Onlar mı Ermenilerle bir arada yaşamıştı... Kim inanırdı ki buna?

Ani, Ermenistan mucizesiymiş
Kars, aynı zamanda Kültür Bakanlığı’nın “marka kent” projesine dahil edilen 15 ilden biri. Taş yapı evleri, Ani Harabeleri, Kars Kalesi, Ebu Menucehr Camii, Havariler Kilisesi, Sarıkamış Süphan, Cıbıltepe Balıkdağ, halı ve kilimleri, kaşar peyniri, balı Kars markasını taşıyan değerlerden bazıları. Şehir ‘bu değerleri birarada tutabilmiş bir Türk şehri’ olarak mı, yoksa son dönemde yüksek sesle vurgulandığı gibi ‘bembeyaz bir Rus şehri’ ifadesiyle mi anılacak?
Bir gün Ani’yi gezen bir devletlü ‘Ermenistan’a giden yol Kars’tan geçer’ derse mesela, o zaman ne olacak?

Bunları oturduğumuz yerde kuşku büyüterek yazmıyoruz elbette. Sağlam referanslarımız var. Çünkü Roma, Bizans, İran, Arap, Gürcü, Ermeni ve Türk kültürlerinden izler taşıyan Ani dünyaya, Birgün için şehri gezen Damla Kayayerli’nin ifadesiyle “Ermenistan’ın mucizesi” olarak pazarlanıyor. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’deki “Türk insanı kılıç ve kalemi birlikte düşünen bir millettir.

Kılıç memleket zapteder, kalem ise memleket tanzim eder, düzenler” tespitinde olduğu gibi Selçuklu, Doğu’nun kilidi saydığı bu bölgeyi fethettikten sonra, Alparslan’ın imar seferberliği mi bu mucizenin mimarıdır,  yoksa Ani gerçekten, dibine kurduğu taş ocakları ile buradaki tarihi sarsan Ermenistan’ın mucizesi midir?

Kars’taki ‘sanat faaliyetlerine’ katkıda bulunmak için Ekim ayında şehre giden Murat Belge, dönüşünde Taraf’ta kaleme aldığı yazıda tek bir konuyu vurguluyor:  “Festivaldeki işini bitiren konuklar kenti ve çevreyi geziyor, görülecek yerleri gezip görüyor. İnsan Kars’a gelince, bu bağlamda akla ilk gelen yerlerden biri tabii Ani oluyor.  Ani’ye gitmiştim. Bu olağandışı ören yerini, çok güzel kiliseleri hatırlıyorum. Unutamadığım bir şey de, girişteki bir tabela. Burada, on altı madde miydi, kaç taneydi, tam aklımda kalmasa da, bir kere “Ermeni” adının geçmediğini hiç unutmadım. Pakrat hanedanının bir zaman hüküm sürdüğüne dair bir cümle galiba vardı, ama onların bir Ermeni hanedanı olduğunu kim bilir! Şimdi karşıma habire “ani / anı” garabeti çıkıyor. Orayı gezdiren rehber “anı” diyerek anlatıyor. Belli ki bu “resmî politika” haline gelmiş: “Ani” diye bir yer yok, hiç olmadı. Olduğunu düşünür, iddia ederseniz cahilsiniz ya da aptalsınız, ya da kötü niyetlisiniz, ya da vatan hainisiniz. Türk milliyetçiliğinin o andaki ihtiyacı veya o andaki sözcüsünün keyfine göre yukarıda sayılanlardan biri olabilirsiniz.  Niye “anı”? Evliya çelebi öyle yazıyormuş! Bu kentin adının ne olduğunu bir Ermeni mi bilecek, Evliya Çelebi mi bilecek?
Nereye varılacak bununla. Ani denen yerin aslında “anı” adında bir Türk kenti olduğunu mu kanıtlayacaksınız? Neyi sağlayacak bu? Ermeni kıyımı olmadığını mı ispatlamış olacağız?”
Türklerin 1064’ten beri Kars’a vurduğu mühürleri törpüleyen yeni bir sanat dalı yaratanlar, Kars’tan vazgeçmeyecekler, peki ya siz?

YENiÇAĞ GAZETESİ
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/

Add a comment
ANKARA DEVRE DIŞI
ABD ve AB’deki fon veren kuruluşlar, Türkiye’de destekleyecekleri projelerin merkezi yönetimden bağımsız olmasına özen gösteriyor. Desteklenen yerel projelerde etnikçiliğin tırmandırıldığı Diyarbakır ilk sırada.

Türkiye’nin 2008 İlerleme Raporu’nu hazırlayan Avrupa Konseyi Türkiye Delegasyonu da DTP’li Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’i ziyaret etmişti

Anadolu Kültür AŞ.’nin kurulur kurulmaz, ilk yaptığı çalışma Diyarbakır Sanat Merkezi’nin kurulması oldu (2002). Kuruluş amacı “Diyarbakır ve İstanbul’un insanlarının, sanatçılarının ve yaratıcı enerjilerinin buluşabilmesi ve birlikte üretebilmeleri” olarak duyuruldu. Hedefleri arasında  ’yerelden yönetim’ için örnek olması da vardı. Küresel dünyada, karar alma ve uygulama süreçlerinde zaman kazandıracağı gerekçesiylee ’yerelden yönetim’ anlayışı güçlü bir alternatif olarak sunuluyor.

Diyarbakır, Kars, Antakya gibi iller için bu anlayışı savunanlar, yerelden yönetimin neden yerel kaynaklara dayanmadığını sorgulamıyorlar. Dünyanın dört bir yanından topladıkları, ve toplumlar için ‘sömürge emziği’ niteliği taşıyan paralarla yönetilen ’yerel’ ne kadar ’yerelleşmiş’ sayılabilir ki? Bu durumda ortaya çıkan tablo ’Küreselden yönetilen yerel’ olmuyor mu?

Bu ihtimal karşısında şu soruyu sormak zorunlu hale geliyor:
Amaç Diyarbakır’ın bölücülükle suçlanan yerel yöneticilerinden sonra, sivil toplum eliyle de şehrin ’merkezi idare’ yani başkent, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bağlarını koparmak olabilir mi?

DİYARBAKIR KÜLTÜR MERKEZİ
Milliyetçiliğe karşı tartIŞma alanI Sinema, tiyatro, sergi, konferans gibi faaliyetlerle ulaştıkları gençler niye sanat değil bölücülük sahnesine çıkıyor?

Diyarbakır’da 5 sezon içinde 211 söyleşi, 71 sergi, 48 saat atölye çalışması, 35 tiyatro gösterisi, 31 yazar okuması, 11 şiir dinletisi, 14 dia gösterisi, 11 konser ve 387 film gösterimi yapıldı. Uzun süre terörle anılan bu şehirde sanat yapılması kötü bir şey değil elbette. İnsanların sosyalleşmesi, iletişme açık hale gelmesi çok olumlu. Olumsuzluk Diyarbakırlılarla bunca etkinlik sırasında binlerce  defa birebir temas kuranların misyonlarında. Diyarbakır halkı 2002 yılından beri büyük bir etki bombardımanı altında. Bunun birinci derecedeki muhatabı sivil toplum kuruluşları.
DSM yöneticilerinden Melike Coşkun’un 26 Ekim 2008’de Radikal’den Cem Erciyes’e verdiği röportajda ‘sanat’ın bilmediğimiz yeni bir misyonunu daha öğrendik. Buna göre sanat ile “milliyetçiliğe karşı kamusal tartışma alanı” yaratlabiliyormuş.
Sanatın önceliği ne zamandır kendisine varolma alanı yaratan devletin kuruluş ideolojisini yıkmaya çalışmak oldu?
Aynı röportaja ortak olan Anadolu Kültür’ün proje koordinatörü Cengiz Çiftçi de “taraf” olduklarını söyledi.
Ayna ayna söyle bana
Kültür iki takımın kıran kırana mücadelesi sonunda atılan ‘gol’ müdür?
Çiftçi keşke, Anadolu Kültür neyin veya kimin tarafında onu da açıklasaydı.
Diyarbakır Sanat Merkezi’nin desteklediği Pitoresk Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Azad Ziya Eren yaşadıkları şehir ile ‘yüzleşme’ye aracı olduklarını vurguluyor.
Umarım, Diyarbakır Ulu Camii, Artuklu Sarayı, Selçuklu motifleriyle süslü kale duvarlarını da bu yüzleşme de ayna olarak kullanmayı ihmal etmezler. 
Yüzlerini sadece ‘dağlara’ dönerler, ve sordukları sorunun yankısını ‘cevap’ sayarlarsa, bunun Pamuk Prenses masalındaki ‘ayna ayna söyle bana’ kandırmacasından farkı kalmaz...
Ki ‘kötü kalpli kraliçenin hazin sonu’nu hatırlatmaya bilmem lüzum var mı?

AB yerelden yönetimi neden destekliyor?
Anayasal düzen ve üniter yapının tasfiyesini öngören model uygulanırsa, bazı bölgeler tamamen terör örgütü sempatizanları ve aşiretlerin eline geçebilir

56 belediye başkanı PKK’ya yardım, propaganda, övgüden yargılanıyor.

Türkiye’de AB’nin talepleri doğrultusunda hazırlanan reform paketleri arasında ’Yerel Yönetimler’e ilişkin bölüm önemli yer tutuyordu. Merkezi Yönetimin elindeki yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesini öngören bu sistem ile oluşan tehditler; anayasal düzenin ve milli devlet anlayışlarının rafa kaldırılması biçiminde özetlenebilir.
Bölge veya şehir halklarının seçtikleri yerel yöneticiler tarafından, kendi iç işleyişlerinde özgür olmalarını öngören yerelden yönetim, anayasanın, bakanlıkların yani devletin tasfiyesi anlamını taşıyor.


Kültür politikalarında da taktik aynı: Böl-parçala-yönet
Nemalandırdığı işbirlikçileri ile yandaş aradığı sistemi normalleşirmek isteyen küresel güçler “bakın bizde aynısını yapıyoruz” diyerek ABD, Kanada gibi, hiçbir zaman “uluslaşma” sürecinden geçmemiş, ortak dil, kültür ve medeniyet yaratamamış genç devletleri örnek gösteriyorlar. Oysa Türkiye’nin yaşadığı tarihsel ve toplumsal süreçler düşünüldüğünde, yerel yönetimleri özerkleştirmek Sevr’in ısıtılıp servis edilmesinden başka bir şey değildir. Milli Mücadeleyi, Misak-ı Milliye ve Lozan’ı yok sayan anlayış, emperyalizmin ’ulusları etnik ve dinsel kimliklere parçalama stratejisi’nin aynası.
Bir an için Türkiye’nin yerelden yönetim anlayışını benimsediğini, devletin varlığının kağıt üzerinde kaldığını varsayalım.

Belediye Başkanlarımızı, kimi milletvekillerimizi gözden geçirelim. Topraklarımızın ve insanımızın kaderini bu zihniyete teslim ettiğimizi düşünelim.
Çok partili siyasi hayata geçişle hortlayan ve ancak Kuvvetler Ayrılığı ilkesiyle önüne geçilebilen ’tarikatleşme, cemaatleşme’nin kafasını çıkarmak için beklediği deliğin tıpası açılmış olmaz mı?
Özellikle yabancı fonlarla, yerel bilinç oluşturulan bölgelerde halkın seçimleri aşiret, cemaat ve tarikatlerce şekillendirilmiyor mu? Türkiye’de güçlendirilecek ‘yerel güç’ tanımı nedir?
Diyarbakır’da ’merkeziyetçi olmayan bir kültür’ ile ‘halklara özgürlük’ vaad edenler ’sizi, kuklamız olacak şeyhlerin, köleleri yapıyoruz’ itirafında bulunabilirler mi?


YENİÇAĞ GAZETESİ
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/

Add a comment

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul